24 July 2016

emmeli gömmeli hallenme

bugün 24 temuuz. geçen haftadan beri her sabah 'geçen sene bugün' geçen hafta bugün' '3 ay önce bugün' ne yapıyordum diye düşünüyorum. düşünüyorum düşünüyorum hatırlayamıyorum. sonra yine ben bugün ne yapcaktım diyorum onu da hatırlayamıyorum. hep aynı his. kalakalma ve utanma.

elimdeki tabakları makineye koymak için yatak odasına gitmelerden, vapura binecekken tayfaları seyretmekten binmeyi unutmalara, açtığımda naber demek zorunda kalmayayım diye kimsenin telefonunu çevirememelere kadar bir utanç ve kalakalma hali... bu hafta aklımda tek bi soru: n'oluyo da memleket yanarken ben utanıyorum hızlı hareket etmek lazımken kalakalıyorum. bu iki his sanki üzerime öyle bi yapıştı ki ömrümün sonuna kadar elimde bıçak derimi, saçımı kazısam çıkmayacak.

utanma! malum gece acele acele eve geldim. sokakta insanlar telaştan neden olduğunu bilmeden koşuyor, kaçın burda çatışma var falan diyordu. sokak dediğim yer de allahın kadıköy'ü. şehrimizin nadir kurtarılmış bölgelerinden, küskün cihangirli'nin yeni doğal yaşam alanı... oysa çatışma falan yoktu. o ana kadar bildiklerimiz ne okuyup görmüşsek, son yarım saatte cep televizyonlarımızdan bildiklerimiz kadardı. o an olan her ne ise memlekette panik ve korku ondan da tehlikeli galiba diye düşündüm, eve gidince de tv açmiicam dedim kendime. sonra sabaha kadar tekbirler ezanlar, derinden derinden ay bu sefer patladı galiba dedirten bi bomlu ses. hedefim belli: gün aydınlanana kadar her ne olursa olsun korkmiiicaktım. öyle olmadı tabi. bomlu sesin sonikli patlama olduğunu öğrenince içim bi rahat etti ama ben ne bileyim oturduğum yerden hangisi sonikli hangisi kurşunlu bombalı patlama. korktum ama kendimi daha iyi hissetmek için de hiç bir şey yapamadım. evde nasılsa 2 damacana su var ve hemen çıkmak gerekirse de kapının yanına cüzdanımla sütyenimi koyup kendimi güvene aldım diye rahatlamaya çalıştım. yanımda kimse olmadığı için bana salaksın kızım dememişti. aynı yerde oturdum kaldım. yerimden kalkarsam çok ayıp edecekmişim gibi bi şey hissettim, lale abla'nın zilini çalsam diye düşündüm çok utandım sonra. öyle bi şey oluyodu ki korkumdan utanıyodum da neden anlayamıyodum. sabah olunca günle birlikte utancım da aydınladı. iki uçak geçti aklım götüme kaçtı memlekette aylardır evi yağmalanan, canlı canlı yakılan tepelerinde gümbürtünün alasını hem de sonikli monikli değil baya mermili bombalısını yaşayan bir sürü insan vardı. anca haber izleyip ağlayıp meydanda basın açıklaması yapan 3-5 kişinin yanında alkış tutaydım, başka bir şey yapamamıştım, yapmamıştım. o caniliği çağrıştıran, mahallemde simülasyondan öteye gitmeyen kargaşada çılgınlar gibi korkup sütyenimi siper etmekten öteye gidemeyen çakma korkumdan çok utandım. utanıyorum. nasıl utanıyorum anlatamıyorum. insan gece korkup gün aydınlanınca devam edebildiğinde daha da bi utanıyo. bana öyle yani.

kalakalma! sonra hayatımıza kaldığımız yerden devam etmeli ama tedbiri de elden bırakmamalı konuşmalı günler başladı. tedbirili devam. çok iyi. mecidiyeköy'de otobüs beklerken durağın önüne parketmiş siyah camlı arabadan ya bomba varsa diye kıllanıp (tedbirli olmak lazımken delirmiştim) beşiktaş'a yürümeye karar verdim. gayrettepe telekom'a gelmemiştim ki birden her yeri polis sardı. silahları hep soğuk sanardım ama değilmiş. bi polis elindeki ateş gibi sıcak silahla önüne geleni itip 'gidin burdan' diye kovaladı. kaçmayı beceremeyenler o koşturmaya, n'ouyomuş ki paniğine mecbur kaldık. binalar boşlatılırken bunların bildiği bi yer vardır peşlerine mi takılsam diye düşünmedim değil. ama kalakaldım mal gibi. öylece izledim. başıma böyle bi şey gelirse hemen canlı yayın yaparım herkese haber ederim sanıyodum. öyle değilmiş. halil'i aradım çok korkuyorum beni bekle beşiktaş'ta bi yere gitme 'olur diye zırladım. bam güm bi şeyler oldu. sonra bizi saldılar, yoldan geçen arabalara tepiştik hepimiz. o an ne 5 dakika öncesi ne de 5 dakika sonrası vardı. tek düşündüğüm hissetmediğim ayaklarımla nasıl yürüyecek olduğumdu. çünkü ayaklarım görünürde vardı ama 'gerçekte' yoktu. yoktular yani. olsa bilirdim. ayaklarım yoktu ama orda duruyordu.
sonra devam ettik işte. kadıköy'e geldik. içtik, gıybet yaptık. kalkışma çok erotik bi laf lan hallenmek gibi bi şey diil mi diye taşak geçtik. evlere dağıldık. uzun ohal haberi verdi. bu sefer ellerim yoktu ama ordaydı. 'var ama gerçek değil' şeyi yine oldu. biraz daha sarhoş olup uyuduk. sabah kalktık, kaldığımız yerden devam! ettik. kalakalıp devam etmek 'keşke ölsem' dedirtiyo bana ama çamaşır suyu içmekten ötesine cesaretim olmadığı için bu kalakalmalara doğalından! ölene kadar mecburum.

No comments: