30 October 2016

sektör sikişi: tavuklar ışıkta insanlar barınakta


harici şarj aletiyle doldurabildiğimiz adaptörlü şeyi sigara diye içip, samanın s'inden haberi olmayan civcivleri mavi ışıkta semirtip yiyoruz. sonra dükkandan hayvan almayalım arkadaşlar barınaklarda onca sabi var sahiplenelim diye billboard'lara reklam verip ajansa ödediğimiz paranın vergisini bağış diye bütçeden düşebiliyoruz. biri olmadan öbürü olmuyor.

bunu her düşündüğümde çıldıracak gibi oluyorum sonra da içime bu türkü düşüyor. herkes kaderine boyun eğmeli lele eğmelii yaar!

yetmiyor yetemiyordu çoğaldıkça azalmış hissetmeleri. daha da dahalara gark oluyorlardı. sonunda birileri yersiz yurtsuz sahipsiz. birileri de... derken derken elektronik sigara icat edildi nihayet!



24 July 2016

emmeli gömmeli hallenme

bugün 24 temuuz. geçen haftadan beri her sabah 'geçen sene bugün' geçen hafta bugün' '3 ay önce bugün' ne yapıyordum diye düşünüyorum. düşünüyorum düşünüyorum hatırlayamıyorum. sonra yine ben bugün ne yapcaktım diyorum onu da hatırlayamıyorum. hep aynı his. kalakalma ve utanma.

elimdeki tabakları makineye koymak için yatak odasına gitmelerden, vapura binecekken tayfaları seyretmekten binmeyi unutmalara, açtığımda naber demek zorunda kalmayayım diye kimsenin telefonunu çevirememelere kadar bir utanç ve kalakalma hali... bu hafta aklımda tek bi soru: n'oluyo da memleket yanarken ben utanıyorum hızlı hareket etmek lazımken kalakalıyorum. bu iki his sanki üzerime öyle bi yapıştı ki ömrümün sonuna kadar elimde bıçak derimi, saçımı kazısam çıkmayacak.

utanma! malum gece acele acele eve geldim. sokakta insanlar telaştan neden olduğunu bilmeden koşuyor, kaçın burda çatışma var falan diyordu. sokak dediğim yer de allahın kadıköy'ü. şehrimizin nadir kurtarılmış bölgelerinden, küskün cihangirli'nin yeni doğal yaşam alanı... oysa çatışma falan yoktu. o ana kadar bildiklerimiz ne okuyup görmüşsek, son yarım saatte cep televizyonlarımızdan bildiklerimiz kadardı. o an olan her ne ise memlekette panik ve korku ondan da tehlikeli galiba diye düşündüm, eve gidince de tv açmiicam dedim kendime. sonra sabaha kadar tekbirler ezanlar, derinden derinden ay bu sefer patladı galiba dedirten bi bomlu ses. hedefim belli: gün aydınlanana kadar her ne olursa olsun korkmiiicaktım. öyle olmadı tabi. bomlu sesin sonikli patlama olduğunu öğrenince içim bi rahat etti ama ben ne bileyim oturduğum yerden hangisi sonikli hangisi kurşunlu bombalı patlama. korktum ama kendimi daha iyi hissetmek için de hiç bir şey yapamadım. evde nasılsa 2 damacana su var ve hemen çıkmak gerekirse de kapının yanına cüzdanımla sütyenimi koyup kendimi güvene aldım diye rahatlamaya çalıştım. yanımda kimse olmadığı için bana salaksın kızım dememişti. aynı yerde oturdum kaldım. yerimden kalkarsam çok ayıp edecekmişim gibi bi şey hissettim, lale abla'nın zilini çalsam diye düşündüm çok utandım sonra. öyle bi şey oluyodu ki korkumdan utanıyodum da neden anlayamıyodum. sabah olunca günle birlikte utancım da aydınladı. iki uçak geçti aklım götüme kaçtı memlekette aylardır evi yağmalanan, canlı canlı yakılan tepelerinde gümbürtünün alasını hem de sonikli monikli değil baya mermili bombalısını yaşayan bir sürü insan vardı. anca haber izleyip ağlayıp meydanda basın açıklaması yapan 3-5 kişinin yanında alkış tutaydım, başka bir şey yapamamıştım, yapmamıştım. o caniliği çağrıştıran, mahallemde simülasyondan öteye gitmeyen kargaşada çılgınlar gibi korkup sütyenimi siper etmekten öteye gidemeyen çakma korkumdan çok utandım. utanıyorum. nasıl utanıyorum anlatamıyorum. insan gece korkup gün aydınlanınca devam edebildiğinde daha da bi utanıyo. bana öyle yani.

kalakalma! sonra hayatımıza kaldığımız yerden devam etmeli ama tedbiri de elden bırakmamalı konuşmalı günler başladı. tedbirili devam. çok iyi. mecidiyeköy'de otobüs beklerken durağın önüne parketmiş siyah camlı arabadan ya bomba varsa diye kıllanıp (tedbirli olmak lazımken delirmiştim) beşiktaş'a yürümeye karar verdim. gayrettepe telekom'a gelmemiştim ki birden her yeri polis sardı. silahları hep soğuk sanardım ama değilmiş. bi polis elindeki ateş gibi sıcak silahla önüne geleni itip 'gidin burdan' diye kovaladı. kaçmayı beceremeyenler o koşturmaya, n'ouyomuş ki paniğine mecbur kaldık. binalar boşlatılırken bunların bildiği bi yer vardır peşlerine mi takılsam diye düşünmedim değil. ama kalakaldım mal gibi. öylece izledim. başıma böyle bi şey gelirse hemen canlı yayın yaparım herkese haber ederim sanıyodum. öyle değilmiş. halil'i aradım çok korkuyorum beni bekle beşiktaş'ta bi yere gitme 'olur diye zırladım. bam güm bi şeyler oldu. sonra bizi saldılar, yoldan geçen arabalara tepiştik hepimiz. o an ne 5 dakika öncesi ne de 5 dakika sonrası vardı. tek düşündüğüm hissetmediğim ayaklarımla nasıl yürüyecek olduğumdu. çünkü ayaklarım görünürde vardı ama 'gerçekte' yoktu. yoktular yani. olsa bilirdim. ayaklarım yoktu ama orda duruyordu.
sonra devam ettik işte. kadıköy'e geldik. içtik, gıybet yaptık. kalkışma çok erotik bi laf lan hallenmek gibi bi şey diil mi diye taşak geçtik. evlere dağıldık. uzun ohal haberi verdi. bu sefer ellerim yoktu ama ordaydı. 'var ama gerçek değil' şeyi yine oldu. biraz daha sarhoş olup uyuduk. sabah kalktık, kaldığımız yerden devam! ettik. kalakalıp devam etmek 'keşke ölsem' dedirtiyo bana ama çamaşır suyu içmekten ötesine cesaretim olmadığı için bu kalakalmalara doğalından! ölene kadar mecburum.

20 July 2016

keep calm and be fabulous

ctesi gecesi evin önünden geçenlerden korkmamak için 'milano'da defile izliyosun gibi hayal et' diye bi hikaye uydurmaya çalıştım ama olmadı. olabilirdi aslında o çirkin şalvarı podyumda görünce "ayçokoş, nasılda kombinlemiş" diyorum da mahalleden tekbirle geçerken niye "altına kaka mı doldurmuş o" diye pisleşiyorum. 

kapından geçenlerin vouge modeli olmadığını bilmek nası zor nası zor bilemezsin. insan başına gelmeyince bilmiyo işte kareş, bizimkisi de zor hayat. bağıra çağıra geçtiler evin önünden. bi an balkondaki gökkuşağı bayrağını kaldırsam mı diye düşündüm. devam ettim sonra. ertesi gece mahir eve gelince balkonda oyun oynuyordu ben de yatmıştım. sonra yine geldi bu gencolar sokağa ve yine maalesef podyum salınması değildi sebebi ziyaretleri. balkona gidip bayrağı bi güzel indirdim gittim geri yattım. aklıma gelen şey: 'mahir balkonda yarı çıplak oturuyo, bu gencolar ya bizim oğlana ateş ederlerse ibne diye' düşündüm. evet bunu düşündüm ve korkup o bayrağı indirdim. allah benim belamı versin. 'artık bi şeyin tarafıyım' ama neyin bilmiyorum. o bayrak benim için neşe ve yan yana olmaktan başka bi şey ifade etmiyodu. şimdi bu olayın öfke, korku, hayal kırklığı, haksızlık ve anlayamadığım bir zafer hissinde olan bir sürü tarafı var. o tarafların hiç birinde hissetmiyorum kendimi. bayrak inince bi şeyin tarafı oldum ve her nereyse orası sanırım bilmek de görmek de istemiyorum. korktum ve kendimden yana olan her şeyin karşısında durmak zorundaymışım gibi şimdi.

29 June 2016

nereye sıçacak bu millet


evden başka yerde kakamı yapmaya yeltenmem, bilirim ki götüme söz geçiremiyorum yabancı yerde. eğer bi yere eğitime falan gitmişsek anca 2 ya da 3. günden sonra kaka yapabilirim. ya da koca kampüste aylardan sonra tek bi binada yalnızca 1. kattaki tuvaletin en baştaki kabininde sıçabildikten sonra sadece ama sadece orda devam edebildi bu macera. hiç zorlamam kendimi. bilirim ki kabızlık kendimi güvende hissedebilmemin doğasında var zamana bırakırım bağırsaklarımı. bu kadar bellidir benim bokla olan ilişkim.

yer gök patladı yine dün. geçen sene suruç patladı. suruç olduğunda böyle ağlamak gibi değil de sürekli gözlerimden yaşlar akar ve kontrol edemez bi gariplik yaşamıştım, 5 gün kakamı yapamamıştım. sonra ankaralar, antep, sultanahmet, taksim, vezneciler, bursa....ve ben her seferinde kabız oldum. 

28 June 2016

bi süredir her sabah aynı yerden kahve alıyorum. üçüncü falan gidişimdi sanırım, bu binada mı çalışıyorsunuz dediler. yok dedim. eğer orda çalışıyor olsaymışım yüzde 10 indirim varmış. bi oğlanla bi kız var kahvecide, dönüşümlü duruyorlar. kahveyi her aldığımda usanmadan "ne kadar" diye sorarken parayı da uzatmış oluyorum. kız varsa "6 lira verseniz yeter" diyor. oğlan varsa yanıt vermeden parayı elimden alıp bir sürü demir parayla birlikte para üstünü veriyor. bugün en sonunda internetten kahvenin fiyatını buldum: 6 lira 25 kuruş.

bi süredir terpide ben neden öfkelenemiyorum, öfkelendiğimde neden içime içime sıçıp susuyorum da sonra en sakin nasıl anlatırım diye uygun(!) kelimeler seçerken beynimdeki iltihap seviyesini zorluyorum diye yakınıyordum. bugün terpiste kahveci kızın "6 lira verseniz yeter" dediği zaman öfkeden kudurup hiç bi şey diyemeyişime mi yoksa bu cevaba öfkelenmeden eğlenemeyişime mi karar veremediğim için öfkelendiğimi anlattım.

sonuç: "bunlar çok yoğun duygular" oldu. 

09 June 2016

mış'lı gibi

yalan her zaman kötü bi şey olmayabilir. olabilir de. yalan kötü bi şey. yalandan daha kötüsü onun upgrade edilmiş hali olan mış'lı gibi yapmak. yani benim için öyle. yalanı affedebiliyorum ama öbürünü... hiç. kaldı ki bizzat ben, moda'daki en fancy kafeyi açtığını iddia edip bi tek ahşap masaya verdiği parayı çıkarabilmek için 7 ay jacobs satan hipster girişimcilerden daha beter mış'lı gibi yapabilen biri olarak kendimi de affedebilmiş değilim.

gelinlerin tatlı telaşı'nda "kızlar aslında hiç sevemem ama kaynanam bana aha bu gerdanlığı almış. ne dersiniz?" diye çakma garrard paylaşmak gibi bi şey mış'lı gibi yapmak.

mango'dan 49,90'a alınmış kahverengi vinleks eteğin altına süper ince füme çorap giyip wonder woman kadar seksi olduğundan çok emin kafayla cevabını dinlemeyeceği halde "olmuş mu" diye sormak gibi bi şey mış'lı gibi yapmak.

korkunun ilacı öfke öfkeninki de üzüntüyken her şeye atarlanıp bilge ve sevgi böceği, hali vakti yerinde ve mütevazı gibi görünmeye çalışan orta sınıf gibi bi şey mış'lı gibi yapmak.

canımsınız.



07 June 2016

king's garden

mış'lı gibi yapmakla ilgili maruzatım malum. ben de böyleyim çocuklar. moda'da kafem yok, mango'da vinleks eteğim de ama kendimi bıçaklamak isterken içime sıçtığımı kimse görmesin diye seke seke yürümüşlüğüm çok. kendi miş'liğimi farkedip üzüntüden geberdiğimden beri "dediğimin arkasında nasıl dururum lan" diye çok düşündüm. cevap çok yakınımdaydı. metrobüs!

kendime söz verdim. büyük konuştum, madem bu şehir beni öldürüyo metrobüse binersem karnı aç biri beni dövsün diye. metrobüse binmedim değil. hayatımda toplam 10 kere bindim. yolculuk evimden söğütlüçeşme (5') söğütlüçeşme'den artık her nereye gidilecekse ki en uzak zincirlikuyu oldu bu hayatta (22') toplamda  27 dakkamı alıyo. kafam neremden çalışıyo acaba? metrobüse bindiğim an "hadi bindim de bu otobüsten ya inemezsem" diye ölüyorum. heaa pratik mi pratik allahı var. kköy'den zincirlikuyu'ya 22 dakikada gidebilmek için isveç'te olman lazım. ama değiliz. metrobüs diye bi şey attılar götlerinden. isveç temalı pakistan oldu her yer daha çok. sırf sikici şehirde daha hızlı hareket edelim, etimizden sütümüzden daha uzun zaman yararlanabilsinler diye karıncadan devşirme memeli hayvan çeşidi olduğumuzun başka bi göstergesi işte metrobüs. binemiyo değilim. benim derdim inmekle! inemiyorum. 

evden vapura (7') vapurdan istanbul'a (max20') ordan da artık her nereyeyse (max 20') hadi indi bindi, pandik yedi kavga etti derken 60' olsun. hayatımda bi yerden bi yere gitmek için 33' daha fazla harcamiicam diye kanser olmaya değer mi? değmez. denize baka baka, günün nasıl geçiyo nesli konuşması yapa yapa günlük rutini yaşamak insanın bu şartlarda kendi için yapabileceği en basit ve en eşsiz şeylerden biri. bi yerden bi yere vaktinde gitmek için yarım saat daha erken çıkma alışkanlığı edinebilmek için plan yapıp, o plana uymak hayatta şu aralar mış'lı gibi yapma huyumu değiştirebilmek için bulabildiğim en minnoş egzersiz. 

burda böyle arkadaşlar. 

12 May 2016

düşmeseymiş iyiymiş

bi süredir düşen bebekleri tutamadığım için kendimi suçlu hissettiğimi sanıyordum. meğerse düşen bebekleri tutamadığım için suçlu değil, düşen bebeklerin yerini tutamadığım için eksik hissediyormuşum.

şimdilerde kendimi o yüzden bebek gibi hissediyormuşum.
bebek gibi
şaşkın (gibi)
savunmasız (gibi)
muhtaç (gibi)
zorlanmalı (gibi)
yetersiz (gibi)
öldükten sonra boklu serdar ortaç'ın ahmet kaya'ya yaptığı o pislik hakkında "ben yapmadım miki yaptı" ağlaması (gibi)

23 January 2016

kötü kelimesine yabancılaştığımı farkettiğim kötü halim. meteoroloji köyünüze dönün uyarısı yaptı


sen niğde anadolu lisesi'nden istanbul'a karın tokluğuna suşi yemeye gelip kalabalık et. doymak için  moda ya da bodrum'a taşınma hayalleri kur. polonezköy'de pazar kahvaltını yapmak için yandex map'i hatmet sonra da feysbuk'ta gezi zamanı kürtler yanınızdaydı şimdi kürtler ölürken batıdakiler neden ses etmiyo diye ağla. çok iymiş lan! batı nere kanka? hadi yön dediğin şey her yerde aynı yani kimse sana samsun batıda dedin diye bölücü demez, dese dese salak der de batıdakiler kim acaba? ataşehir'de oturup ümraiye'de 23. katta alçak tavanlı bi yerde ekmeğini kazanırken anlayamadığın şeye alınıp saçma yemiş domuz gibi inlemenin yeri mi? ölüp gitcen işte. vikleme. ye ye sıç. sonra da siktir git burdan.

gezi'yi meydana bağlayan merdivenleri öven billboardlar, akm'ye asılan trt dizisi reklamının gölgesinde kaldığı günlerde, biz 39 yuro paris biletiyle  eyfel'de manitayı 30 liarlık kahveyle tavlamaya çalışırken metro çıkışı da kapanmış. n'olduunu çakozlamayasın diye 5 tane de plastik ağaç dikmişler inşatın göbeğine. meydan düştü kardeşim. aman nolcak yieeaa! nasısa.... çapa'da öğrenci evinde üstünüdeki atlet sararana kadar world of warcraft oynayıp açlıktan ölmek üzereyken hırslandığın hayatın acısını "özgürlüğümüz için yapıoz" diye çıkarmak kolaydı. geçti gitti.

millet allahın kuzeyinde 3 haneli köyde sosyal haklardan yoksunluk ne demek bilmeden büyüyüp manyağa bağlasın gaahl olsun, ben de kendime yabancılaşayım. youtube'da 7000 küsür kere izlenen varg vikernes'e bakıp ulan hayatta bu olmak istiyorum derken 4 milyon küsür kere izlenen heijan'ın tüm şarkılarını ezbere biliyo olmam benim hıyarlığım.

e bi yanda da öle dirile hayallere durup "arkadaşlar 2'de sınavım var n'olur uyandırın beni diye" not yazıp nöbete durmalar vardı. bi umut, benden başka birileri de gaahl olmak istiyo demek ki die sevinmiştim. kafam karışık.

bu da böyle bi anımdı. 2-b sınıfından neslihan öztürk.

21 January 2016

bu akşam facebook'a yazamadıklarım

on kere yazdım sildim. gidip gelmelerimin hastasıyız

1. sosyal! çevremi değiştirmek istiyorum
2. allah herkese erol uyar abi atarı nasip etsin
3. neden ben
4. keşke anlatabilsem
5. fakirseniz hiç yaşamaya uğraşmayın
6. banana republic yeni sezon çokoşh
7. bi konuşabilsem neler anlatcam
8. çok yavşaksınız keşke ölseniz
9. bir ata sporu olarak öpüşmek
10. haremden ilk kalkan otobüse bilet alıp ortalıktan kaybolmama çok ama çok az kaldı
11. sen kimsiniz amk
12. gün içinde "ben aslında"  diye cümleye başlama sayınız 2 ise siz zaten müsvettenin ağa babasısınız allah belanızı versin çok afedersiniz.
13. narmanlı hanın sac malzemeden yapılmış şantiye kapısı götüme girdi bu sabah desem kaç kişi inanır?

evet ergenim tanışalım mı?

13 January 2016

devran çağlar yanlışlıkla mine koşan'dan çocuk yapsa kesin ben doğardım diye düşündüm. ambalaj teknolojisi geliştikçe dünya yok oluyo diye dertlenip, vapurda bugün deniz dünden daha mı kirli diye gördüğü çöplerin sayısını kaydedip excel'de tablo yapan kaç kişi var acaba dünyada? yüzüm gülerken içimden hep bi ananı sikiim bakışı da benim bu dünyaya samimiyetsizliğim olsun
bilemiyorum altan! bilemiyorum