24 November 2014

sarı dolmuş inadı vs boat show

sevgili dünya seninle bir pazar gecesi kköy'de başlayıp kalamış'ta bitmesini dilediğim yolculuk esnasında başıma gelenleri ve bununla birlikte seninle neden zorlanıp nerede yanlışlarım olduunu anlatmaya çalışacağım.

-çok anlamsızsın dünya. (benden de çok, yani en azından ben anlayamıyorum)
-bi o kadar da gereksizsin
-senin olduğunu söylediğin şeylere ayak uydurmakla kendi 4 duvarım arasında olan şeyler arasında bi orta yol bulmaya çalışırken çok zorlanıyorum
-hanginiz gerçekse rica edicem adını koyalım ki ben de ona göre bi 'gerçek' beleyip yolumuza bakalım


saat: 23.41 kköy''den sarı dolmuşa bindim (sarı dolmuşu binen bilir.. anlayamazsınız) kalamış'a gidicem ki kaldı ki kalamış mı fb mi kızıltoprak mı hala bi tartışma konsu bende gittiğim yer. siktir ettim nereyse nere, ev işte. bana lazım olanı evim olması. ama olduğum lokasyondan kköy'e gitmek için 2, dönmekk için 2,5 tl verdiğim (abla orası karşı yön mesafe benzinciden farkediyo tartışmasına girmekten yorlduum içiin 'yeterki evime gidiim aq kaç para alırsanız alın dediğim) eivm.

benden başka koca! dolmuşta ön koltuka oturan, ben diim 65 sen de 70 yaşında bi moda amcası. her dokunuşunda lık lık şık eden son model samsung telefonuyla feysbuktaki bi takım karıların fotoğrafına bakmakta. fotoğraftaki karılar k.atatürk tişörtü giymiş meçli saçlarıyla bar arkasında selfi yapmışından iskelede bikinisiyle sörfçü oğlana 'abi bi foto çekek mi' diye sorup poz yakalamışına kadar zengin bi yelpazede çeşitten yıkılan cinsten. moda amcasının hemen arkasında boş dolmşa oturp 'beklemek kaderimde var aq  gerekirse bi saat bile beklerim yeter ki eve dolmuşla giddim' diye kanırırken denizlili olduğunu düşündüğüm bi genç arkadaşımız bindi. bu esanda hala tek isteğim eve dolmuşla dönmek ve saat 23.50 (biz hala koca arabada 3 kişiyiz) genç kardeşim kendisini istanbul'da ziyaret edecek arkadaşına abi zburnu uzak ama kköy'e gelirsen seni istediğin yere götürüp yaşatırım diye ikna etmeye çalışıyo. istanbul'un zburnu'na gelen biri kköy'e gelip nereyi gezmek isteyebilir diye düşündüm o anda. 'herkesin bildiği kendine' 'herkesin bildiği kendisi kadar' gibi şeyler beynimde sikşirken 'nesli senin bildiklerin nereye kadar' gibi bi soru geldi aklıma. benden beklenenler ve benim bu hayatta yapmayı bildiklerim arasındaki uzaylılık, anamın amıyla benim şu an olduğum yer arasındaki farkı hatırlattı bana. allahtan anamın amını evim, çıktığım yeri de dünya sanmıyorum.
saatlerimiz 23.52'yi gösterirken dolmuşa son model sırt çantalı ve kameralı bi anadolu yakası ablası binip yanıma oturdu. bi pazar gecesi sarı dolmuşta senden başka bi kadın olması bu şehirde bi lüks de ondan yazdım bunu. şoför içerdeki 4 kişiye tamah olup bostancı yoluna koyulmak için motoru çalıştırıp yola koymaya hazırlanırken kapıya bi arkadaşımız daha yaklaşııp kartal'a nasıl gideriz diye sordu. şoför abi de 'önce bostancı ordan kartal arabasına binmezin lazım' dedi.
HAYIR. kartal'a gitmek için eminönü iskelesinin karşısındaki mavi minibüslere yürümek be ordan binmek lazım. direk kartal'a gidio onlar. sahilden giden bu bostancı dolmuşuna binersen teorik olarak bostancı'dan kartal'a gidebilirsin ama bostancı'ya giden bu dolmuş'a binersen bostancı'da indiğinde anasının amı kadar yürüyüp köprüye çıkman ordan kartal'a binem lazım diyemedim. diyemedim. neden. çünkü araba sahilden bostancıya giden şoför abinin arabası ve herkesin yolu kendi bildiği kadar kendine doğru. şimdi ben kafam kendime güzelken yüzünü yarın sabah hatırlamayacağım güzel kardeşime 'doğruluk efendisi' kisfesi altında cak cuk yol anlatmaya çalışsam kime ne fayda? ona fayda olur eminim ama benim 11 dakikadır dolmayan ve asla dolmayacağına hepimizin ikan olduğu siktiğimin dolmuşunu biraz daha geç kaldırmaktan başka ne işe yarayacak. bi de ben orda yol tarif edip hiroluk yapmaya kalksam bi yandan da dolmayan dolmuşu daha da boş bıraktığım için moda amcası ve denizlili gence yarın akşam akşam yemeği sofrasında sohbet malzemesi olacağım. oysa ki tek istediğim bi an önce 8 dakikada evime varabilen dolmuşla ev yoluna koyulmak. ama yok. burası istanbul ve hatta kköy... burdan çıkış ya susarak ya da gecenin bi vakti gek gek gek amca oğluna doğru yolu anlatarak geçmek zorunda.

dolmuş 23.56'da kartal'a gitmek isteyen 3 sabi sübyanı da alarak kalktı. 23. 58'de moda ışıklarda moda amcası müsait bi yerde inmek istedi... durduk. yürüme mesafesiyle 8 dakika olan yere yürümemek için, en az 15 dakika o boktan dolmuşta atatürk tişörtü giymiş 40 yaş üstü meçli karıların fotoğrafına bakarak geçirmeye okey olan, üşenmeden 'müsait bi yerde inebilir miyim' diyen moda amcasını indirdik. bu arada denizlili kardeşim kendisini istanbul'da ziyaret etmek isteyen ama harem'den başka anadolu yakası bilmeyen arkadaşını kköy'e gelmeyi ikna etti. karşılığında 'ben seni gitmek istediğinde  zburnu metrobüsüne bindircem söz' dedi. bi an telefonun ucundaki kişiye ulaşıp 'aq zaten metrobüs sike sike zburnundan geçio, gitme lan bu puştun yanına, zaten kköy'de de bi sik yok, bak ne güzel sultanahmet var, bebek anadoluhisarı vapuru var' falan demek geldi. ama sonra hemen hatırladım... 'herkesin bildiği kendine' 'herkesin bildiği kendisi kadar' kköy'de sana istedidğin muameleyi çekerim diyosa denizlili kardeşim kesin o muameleyi çeker. çünkü bildiği sanırım sadece o muameleden ibaret ve ısrarındaki bilmişlik de bilmediklerinden ibaret.
elalemin denizlilisinin derdi beni mi gerdi aq? ne sikim yaparlarsa yapsınlar. trip'e gitsinler 'bak kaybedenler klübündeki bar burası' diye hava alıp karılara baksınlar ya da ne biliiim sabaha kadar o filmdeki kköy iskelesi aslında beşiktaş'taki iskele diye tartışsınlar. bana ne! günün sonunda 'iskeleden vaupra binip deniz havası alıyo muyuz almıyo muyuz'a bakıp hayatındaki herkesle iskelenin lokasyonunun bi önemi olmadığını tartışan ben için bu başlığın bi önemi olmasa gerek.

evet aq içerisi - dışarısı arasında bocalayıp olduğu yerde uzaylı kalan ben, dünyanın doğruları yüzünden uzayın isveçlisi kalan ben, burda yalan ama orda dürüstlüğün kitabı olamayan da ben.

bazen çok içerde kalmanın amcımasıyla 'dışarda dünya çok başka asım abi' diye haykırmak tam bana göre bi kaypaklık... dışarısı da içerisi gibi olsun umuduyla içerde dışardaki düzeni kurmaya çalışmak tamamen benim hıyarlığım. kabul ediyorum. iyi ki mutfak dolaplarım böyle diye sevinç çığlıkları atarken 'nesli sen mutfak nedir bilir misin? bu hayatta mutfak kim sen kim diye' sorulduğunda tamam aq allah benim belamı versin diyip çekilebiliyorum. aklım bi içerde bi de ne yazık ki olan biteni başka gözle görüp binlerce hikaye yazdıran dışarda olabiliyo aynı anda. o zaman da ne orda ne de burda olabiliyorum.

keşke anlatabimenin bi yolu olsa... ya da anlatabilmeye tutlmadan anlaşılabilmenin bi yolu..

bu dünya sarı dolmuş... (okey pampa)

ben de 'aa ama o dolaplar çok eski diil mi' 'hm yüzüğün o mu, olsun üzülme' diyebilme şuursuzluğuyla kendini dünyanın doğrusu sanan -kalkması bi saatte sürecek olsa denizlili kardeşim ve moda amcasına rağmen- pampalarımla o boklu dolmuşa binmeye gönüllü, içindeki dünyalılara rağmen uzaylılığımla kabul görebilsem.

oysa ki her şey, kimsenin -yeter ki araba dolsun kafasıyla- kartal yolcusu olmaya zorlanmadan kendi bildiği yoldan aktarmasız evine gidebilmesi kadar basitti.
bu akşam tek istedğim: yürüyerek 18 dakika ama beleş, taksiyle 3 dakika ama 7 tl, dolmuşla 8 dakika ama 2 tl (karşı kaldığımdan 2,5 tl tartışması başka bi hikaye) tutan, mutfak dolapları hayalimdeki gibi olmasına rağmen aslında dünya için eski olduğu halde mutluluğumu cümle içinde 1000 güzel kelime kullanarak anlatmak zorunda olduğum evime! gitmekti.

neyse... 00.06'da evimdeydim. oturdum yazdım. şimdi evime o sarı dolmuşla vardığım için ne kadar huzurlu olduğumdumu (kıt, kör sağır cahil aklımla) anlatmaya çalışmakla evime gelirken yolda yaşadıklarıma tutlmamın ne kadar aptalca olduğuna ikna olmak için doğruların! kafama itile kakıla anlatılması arasında bi yerdeyim. içimden bi yerden de 'aman ya dolaplar çok güzel yüzük de tam benlik, sikmişim denizli'yi' diyo :/ ama sabahları ''harem anadolu yakasında, zburnu buraya biraz uzak ve kköy'e gel sana hayatını yaşatiim'' diyen denizlili kardeşimin mahallesine uyanmak bi beni üzmüyo diil!