09 September 2013

hayat burda bazen komik bazen de çok zor

bazen burası dünya ben de uzayın isveçlisi gibi hissediyorum. nasılsın diye sorduklarında fanusa geri dönüp, içimden bol virgüllü, yüklemi götüme kaçmış uzun cümleler kurarken, dışımdan valla bilmem ki kötü diilim, işte burda bi hayatım var artık bazen garip ama keyifli demiş bulunuyorum otomatikten. 108 gün olmuş aq.

bunca zamandır memleketin yüzlerce yerinde binlerce insanla tanışıklığın verdiği güven burda çok işime yaradı elbet ama insanlarla gönül!den bağlandıkları iş için bolca tanışık olmakla cep!ten bağlandıkları iş için bolca tanışık olmak bambaşka şeyler. hele bi de esnaf eşrafında mahallenin tatlısı olmak evlere şenlik başka.

insanlar eski sevgililerini anlattıkları bloglar tutyorlar burda okuma fırsatım oldu. düşündüm peki neden kimse personelini çekiştirdiği bi blog tutmuyo diye. cevabı zannedersem, kimse personeliyle sevgili ilişkisi kurmuyo da ondan. 'olm insanlar ne garip' diye kim bilir kaç milyon yüz kere söylendim içimden ama son üç ayda burdaki 'insan gariplikleri' bi başka. böyle memelerimin arasında hissettiğim kağıt kesiği acısı var ya onun gibi bazen. çok gerçek. hayatı ne boktan öğretiyolar bize. sana iki insan gibi davananı annen sanıp amını yurdunu sikmeye çalışmak bence orospu çocukluğu değil, su içip çişinin gelmesi gibi bişey. bunu kavramam çok sancılı oldu burda. belki de kavradım demeyi daha kolay bulduğudan daha rahat baş etmek için söylüyorum. aslında kavrayamamış da olabilirim. anamın hayatımın, zamanımın ruhumun geçmişimin sikildiğini kabul etmek istemediğim için adam sikmeyi, büyürken her ağladıklarında kucağa alındıları için 'çiş yapmak' gibi bişey onlar için diye tanımlayıp, kendimce hayatı kolaylaştırıyorumdur. meşrulaştırmakta üstüme yok ya hani.

bazı tür insanlar var. hepsini not ettim. 'sen benim kim olduğumu biliyo musun'la başlayan çiğ folloşlar için ilk cümlem 'hayır tanışalım mı?' oluyor. bi kere biri aradı beni rezervasyon yaptırmak için oysa ki telefon numaramı bulması hatta rezervasyon için bulması imkansızdı. şöye başladık:
-alo, neslihan hanım mı?
-evet buyurun
-hah şimdi neslihancım ben ........, akşama 11 arkadaşımla geliyorum oraya. en önden 4 bistor ayır bize
-....... eee şey biz rezervasyon almıyoruz.
-nasın almıyorsunuz. ben oraya 4 senedri geliyorum, en eğlenceli en çok dans edip para harcayan müşterinizim
-.... ee siz nereyi aradınız?
-orası ...... diil mi?
-evet
-tamam işte akşam 12'de geliyorum yerim hazır olsun.

o esnada bi arkadaşımın bana telefon şakası yaptığından o kadar emindim ki 'siktir git amcık, işim gücüm var beni oyalama' diicektim ki birden aklıma direniş zamanı tayyip'in televizyondaki bi konuşması geldi ve içimden 'kızım bu adam gerçek olabilir bak tayyip'de gerçekten yaşıyo sakın küfür etme' dedim. sonra da
-dediğim gibi rezervasyon yapmıyoruz 11'e kadar gelirseniz sizi dilediğiniz yere yerleştirip ağırlarız dedim. kapadım telefonu. akşam geldiler. gerçekmiş adam. bunun gibi binlerce hikaye var. önceleri yanaklarım kızarıyodu ana avrat sövüp siktir git diymediğim içim sonra nasıl eğlenilirin yolunu buldum.

-bu dj kafayı mı yemiş? başım şişti akşamdan beri
-bi sorayım yemiş mi? siz ne dinlmek istersiniz

-misafirim türkiye'ye mal(loş) olmuş bi insan, o'nu en iyi şekilde ağırlamalısınız
-aa evet hatırladım o tivitırda çok komik şeyler yazıyodu di mi?
-yok o diil klibi de var

bi de ebesinin amına kadar ünlü olup anadan doğma ismiyle gelip mutlu edenler var. allah razı olsun.

bi kere barın içinde bu şarkıyı kulağımızda kulaklıkla dolabın içine bağıra bağıra söyledik. şarkı bitti arkamı bi döndüm herkes susmuş (içerde müzik de yok bi saaten sonra ya) bize bakıyo. mağmaya bi bilet istedim o an :) hepimiz çıktık hemen dışarı. ama neyse ki alaçatı serüveninde bu hikaye ilk ve tek değil benden önce de olmuş benden sonra da olacak. geleneği yaşatmak şeysi oldu bizimki.

şimdi ben personel diil de misafir dedikodusu yapınca personeli seviyom misafiri sevmiyom demek ki diye düşündüm. ama yok genel olarak insan sevemiyorum bazen. bi de misfir neden benim sevgilim olsun di mi?

burda gerçek hayatımda tanıdığım bi sürü arkadaşımı tanıyamadım.
-nesliiiiiiii naber yaaa? sen burda mısın? aaaaa
-.........................hööööööö eeee çok özür dilerim ışıktan çıkaramadım siz kimsiniz?
diye başlayan 7-8 utanç gecem oldu. insanları tanıyamıyorum burda. yapcak bişe yok. bi yandan hakkaten ışıktan olabilir, bazen çok endişeleniyorum acaba kör mü oluyorum diye. çünkü içerisi çok karanlık ama bazen de hakkaten çıkaramıyorum. mesela dükkanda tanışıp dışarda tanımadığım insanlar da var. hem de çok. rezil oluyorum yemin ederim. tanıyamıyorum işte n'apim. çok ayıp ama... öyle işte. hatta gözde'yi bile görünce ilk 5 saniye 'bu kız gözde'ye çok benziyo çüş ne alakası var' diyip sarılamadım. ööle mal gibi kaldım. ama dönünce bi göz doktoruna gidicem o kesin. karanlıkta yok gibi bi şeyim.

ilk ay bi paranoyam vardı burda. sanki 24 saat beni izleyen kameralar var her yerde sanıyodum. sonra geçti. ne zaman ki 'alla alla nesli sen bunu nası dedin, nası yaptın'a bağladım işleri o zaman o izlenme hissi geçti. artık yalanla daha barışığım. hem daha az yalan söylüyorum hem de biri yalan söylediğinde daha az görmezden gelip kandırıkçılık oynuyorum.


bazı blog isimleri buldum burda
abuşlabisezonalaçatı.blogspot.com
patlıcansorunsalı.blogspot.com
nesli5dakkakonuşabilirmiyiz.blogspot.com
tipinizikestim.blogspot.com
senyanlışanlamışın.blogspot.com
küfüretmepiç.blogspot.com
kişibaşıharcamasencenedenbukadardüşük.blogspot.com
ogençlerikazanmamızlazım.blogspot.com
pazaragüzeltişörtgelmişmi.blogspot.com
bennedenkimseyleöpüşmüyorum.blogspot.com
iyakşamlarsabitabicimnasilsiniz.blogspot.com
zabitageldimi.blogspot.com

zabıta ve polisle hikyeleri yazsam mı bilemedim. polis en iyi. zabıta desen....... (durdum 5 dakka düşündüm, yazamam buraya, sonra kısmetse). ama yunuslar ayrı bi case. onlar ne polis ne zabıta. düşün zabıta yavşak oğlu yavşak yunus onun bin katından 300 fazla.

buraya gelmeden evvel bazı geceler kabus görüyodum. böyle uzun bacaklı okka burunlu kadınlar gelmişler dükkana eğleniyolar, o kadar uzun boylular ki konuşmak için bistrolara tırmanıyodum. ama öyle olmadı. yine uzun bacaklar bronz memeler okka burunlar var ama beklediğim kadar çok olmadı. çoğu zaman deskin arkasında kalma avantajımı kullanıp göbeğimi saklayabildim bi de tabi o barın altından yüzümüze vurup her birimizi bebek gibi gösteren led ışıklar sağolsun :) bütün yaz gülüşüne kurban tatlı kadın oldum orda :) heheh.

iş zamanı aklımın en son çalıştığı şey kırıştırmak oldu her nasıl olduysa. öyle kaslı memeli biskolata oğlanları çok az burda. onlarda ünlü sörfçü çocuklar. anlamıyorum. bi kere bi çocuk 'telefonunu versene' dedi. aldım deskin üstünden alıp telefonumu (telefon makinesi yani) verdim çocua. sonra zaten ne zaman kartvizitime benim numaramı yazdılar iş çığrından çıktı. sabah 5 bucukta mesajlar gelmeye başladı 'kahve içelim mi?' ben de o esnada kipa 9'da mı açıyo acaba süt almaya meydana mı insem diye hesap peşindeyim. zaten sikmeye çalışıp çalışıp anlamadığım ortaya çıkınca ya çok tatlı kız ya çok taşaklı kadın oluyorum. bileseler halbuki naslı nesli'yim nasıl nesli. tabi bu arkadaşlarımız allahın ucuz atlatan sevgili kulları. memeli kaslı oğlanların bana yol yaptıkları hikaye zaten benim kendimi 1.80 ve 34 beden sandığım şuursuzluk anı hayallerinde oluyo. iğrenç oldum. hayatımda ne zaman karın kası maraş dondurması gibi olan çocuktan hoşlandım ki ben. varsa yoksa ezberden geyik. ama bazen ben de öyle kızlardan olmak istiyorum. sıkı göte karın kasına kukum sulansın, oğlan beni beğensin diye 'aaaiyy miii' diye sesler çıkarıp beğendiğim oğlanı tavlamak için tanga giymeyi bilen kızlardan olmak istiyom. onun yerine n'apıyorum, çocuklar yaya yaya çalışıyo diye protesto etmek için dükkana kareli pijama atletle gidiyorum. iyi ki miyim tüh müyüm bazen gerçekten bilmiyorum.

evimi, bahçemi, komşuları özlerim kesin. bi de hayat o kadar kolay ki burda. bi yere gitmek için 15 dakka önce hazırlanmaya başlamak kafi. tabi çok pahalı o başka. beldenin en ucuz kahvaltı yapılan yeri, hastane kantini. 1 litre su, bi kahve bi karışık tost (ama öyle uyduruk diil izmir usulü) 10 lira :) genelde bi kahve 10-14 arası düşün. o da genelde, böyle civarda falan. tabelası 100 senelik ahşaba el işiyle tasarlanmış yerlerin kahvesi 17-18. kazım amca yan komşumuz. her gün aynı soruları soruyor. bazı ctesiler pazara birlikte gidiyoruz. sebzeyi kokluyo almadan önce. tazeyse fiyatına bakmaycan diyo. bi de karısının üye olduğu çete var. öldüğünde gömmeyi unuttukları yaşlılardan. hepsi buralı. en gençleri seniha hanım. 65 yaşında. oğlu paris'ten geliyo 14 ekim'de. bana yamayacak kısmetse. dedim ben nişanlıyım kışa düğün var diye. rüyasında görmüş gelini olmuşum. bu işler kısmet işiymiş hiç belli olmazmış. bazı akşamlar keyfim yetişirse kahvemi onlarla içiyom ama bazen de yolumu değiştiriyorum ya görürde kitlenirsem diye.  bi de adını hiç öğrenemediğimiz akşam içinde 3 kere üzerini değiştiren asabi amca var. instagram'a koydum fotosunu. muhtemelen kazım'la kanlı bıçaklılar. akşam üzeri ikisi de meydanın en bakınaklı yerinde aralarında 3 metre mesafeyle oturuyorlar. bazen kazım amca bu aksi olanın karşısına geçip oturunca aksi amca taburesini ters çevirip meydandan vazgeçip kuş uçmaz kervan geçmez sokağa bakıyo saatlerce. akşam üzerlerinin en keyifli zamanı bi onları bi de yandaki kafede duvara projeksiyonla yansıttıkları looney tunes çizgi filmlerini sseyretmek.


bi şeyi 20 kere söylemek denen illetin ne olduğunu burda öğrendim. gerçekten bu hayatta değişik ve işime çok yarayan bişe öğrendim. bi şeyi 20 kere söyle yine gözünün içine baka baka yapmasın. bi yandan fobi de oldu bu ya 20 kere söylersem de anlamazsa işi. belki de söylemek denen şeyi ben beceremiyorumdur.

mahir'le hikaye bi sezona bedel. burda 1 olduysa mahirle 5 oldu. neyse ki ayda 10 gün burdaydı. bi de bütün yaz kalsa halimiz ne olurdu bilmiyorum. terliğin içine çorap giyen bi insan hayal etmemiştim hiç (yani bi neco var evet ama o zaten fenomen) hele ki çok seksiyim heycanlandın di mi diye sorma cesaretini göstereni hiç olmamıştı. içimden bişe olmasını dilerken yüksek sesle de söyleyip bi süre sonra gerçek olmasının ne demek olduğunu bildim sağolsun. gerçi sonra şımarık mımarık diyip ağlattı piç ama olsun. içinden kurup sikmeyen dost candır. bi de götü ve omuzları çoğiy :))) elleri bi de dudakları. uff :/

burda adım müdür ama aslında youth work yapıyorum gibi geliyo bazen. 30 tane 20'sinde insan sureti. aynı yerde yaşıyolar. buzdolapları banyoları ortak. aynı şeyleri özleyip (nutella) aynı şeylere üzülüyolar.  çoğu patlıcandan nefret ediyo. daha bu akşam üzeri 'ben bu şarkıyı dinlemek istemiyorum' 'asıl ben müzik dinlemek istemyiyorum' diye didiştiler. ööle durdum izledim.

tedaş'ı arıyorum elektrikler gitti ne zaman gelicek diye. piç azar kayıyo her sferinde hiç şaşmadı 'hanfendi ben nerden biliim' diye. şimdi nerden aklıma geldi bilmiyorum ama kuruldum yine ipnelere. bi kere dayanamadım ben nerden biliim diyince dedim 'aa pardon ben iki ekmek bi kilo domates siparişi vercektim,  adresi verdim nasılsa onu hallet gönder' dedim kapadım. amcıklar ya.

bazen evde delirip bütün paramı antikacılara verip bööle büyük yüzükler kolyeler alıcam diye evden fırlıyorum. daha yolu yarılamadan sikerler lan ne kolyesi sen kolye mi taktın hayatında diyip eve geri dönüyorm götüme baka baka. kipa'dan bi şişe kola alıp evde film izliyom. saat 8'i üç geçti, hava artık karanlık. hoşgeldi bahar :)

bu arada hayat gerçekten sadece konuşma yapabildiğin 1999 model bi nokia telefonla da mümkün. arada bi ipad'le gezmek pahasına da olsa telefon-uzuvsuz bi hayat mümkün. (tamam lan yalan söyledim o kadar da abartmıyorum) ama fena değil he :)

2 saattir yazıyomuşum hava karardı. hadi gittim. sçs kib by