21 May 2013

kaba etim ve egom üzerine anlamlı ve de değerli bir metin yazdım sizlere

birbirimizin halini hatrını sormaya üşendiğimizden mi, götümüz yemediğinden mi, n'aber diye sorup başka şeyler duymayı beklediğimizden mi, neyin peşinde olduğumuzu anlamak için önce neyin içinde olduğumuzu anlamak için mi bilmiyorum ama bu bir günde 25 sayfa görüntüleme ne çok merak ediyorum.  bişeyler zamanında yanlışdıysa olur öyle belki de. belki de yanlışından diil de doğru olamadığı zamanlarda işimize geldiği için sorgulamadan devam ettiğimiz içindir. ya da zamanla sorgulayıp kalan hayatlarımıza daha korkmadan tutunabilmek, yaptığmız orospulukların vicdan azabından kurtulabilmek için DOĞRU'larımız olmalı artık bilmişliğiyle kendimizi, aldattığımız insanların yanında günah çıkarmadan yürüyebilmek için birbirimizi yargılıyoruzdur. aldatma hikayelerimizi meşrulaştırıp, düzgün insanlar olabilmek için kendimize dönüp bakmaya cesaret edemediğimiz için başkalarının eylemlerini sorguluyoruzdur belkide. e dolayısıyla birileri hikayede daha ahlaklı, daha tutarlı ve daha güvende hissedebilsin diye, sikinin kaç santim olduğunu öğrenmek için eline cetvel almak yerine kulağını kapılara dayayıp duyduklarının muhasebesini kendi korkularının sesini dinleyerek yaptığımız için kendi doğrularımız başkalarının yanlışı oluyo. hikayede yanlış olan, sikinin olmaması diildir heralde.

belli ki doğarken egom götüme kaçmış çok korkmuşum. sonra bunu kimseye söylememeyi uygun görüp, söylemeyi uygun gören insanlarla tanıştığımda çok kıskanmışım.
belli ki birbirimizi fikren ve bedenen aldattığımızda 'gelmiş ki yaşamışız, olur öyle hayatta' diyip devam etmek için, sırf inanması daha kolay olsun diye kendime, vicdanlı ezberlerimizle kabul etmek zorunda olduğumuz yalanlardan söyleyemiyorum.
belli ki ben hep yalan söylüyorum.
belli ki hesap yapıyorum.

dün bi tivit okudum. avrupa birliği idolüm egemen tivitlemiş. 'sen ne kadar bilirsen bil, senin bildiğin başkasının anladığı kadardır. mevlana c. rumi' yazıyodu tivitte. mevlana bok yemiş dedim içimden. az evvel de şunu düşündüm: egemen hep, işte bizim gücümüz işte bizim büyüklüğümüz kafasında ve hep birilerine laf sokar birilerine de yamanır stayla tivitler atıyo. (belli ki o da peşinde olduklarını meşrulaştırmak için bi kafalara girmiş. akıl sağlığımız için hepimiz bi kafalardayız. su kadar lazım kafalar bunlar) ben de buna tutulup bok atıyosam kendimce bi egemen sayılırım. neden onca insan içinde egemen'e tutuldum bi sordum kendime. mevlana'ya kılım ondan ya da ben de bir egemen'in kendimce -de farketmek hoşuma gitmedi-
hepimiz mevlana taklidi yapan egemeniz. ama neyse ki ahlaklı, kabul görür onay bilir değerleri olan insanlarız. hep birileri olalım tamam mı?

kendimle kavga etmeyi biliyorum ama kendimi dövmeyi bi beceremedim gitti. yani dövüyorum da sonra 'acımadı ki acımaadı kiii' diyip kendimle taşşak geçiyorum. işte o zaman daha da öfkelenip daha sert vuruyorum zaten bi süre sonra kaba etim öye bi uyuşuyo ki hissetmemeye başlıyorum gibi oluyo. işte bu da böyle bir anım, siz sevgili dostlarla paylaşmak istedim. iy günler.

04 May 2013

koyun acayip asfalt facebook yapay coşku medya kategorize haberdar çiğköfte deniz yer için arka plan mısır hadi üçümüz tamam 16sıkım. az evvel burda oturuken evin muhtelif yerlerinde kulağıma çalınanlar.

'keşke' ve 'bi süre sonra'larla geçiyo günlerim.
umarım 'keşke' kalemim olsaydı diye başlayan tüh'lerimle neyse lan 'bi süre sonra' diye biten kandırışlarım, neşeli günlerdeki saadet hanımla kazım efendi'nin birbirlerine attıkları yüz yıllık - üç kuruşluk tribin bitmek tükenmek bilmez dilemmasına benzemez umarım. ya da benzesin aq nasılsa sonu hemhalli duhullu, mutlu bitti.
sığsın nesli. sığ :)