26 February 2013

genç mi bank?

eğitimlerde ya da uzun günlü toplu aktivitelerde sürü psikolojisi kisfesi altında gaza gelmek suretiyle çekilen şemmame'ye direnip 2003'ten bu yana 'halay'a hayır' sloganıyla yürüttüğüm kişisel eylemim, 16 yaşında 32 insan yavrusuyla 5 gün aynı yerde kapalı kalınca götüme kaçtı. harlem shake'te end up etmiş olmam sığ, şekilci, her gördüğünü isteyen ama neden istediğini bilemeyen bünyeme uygun bi şekilde hayat buldu.

'30 yaşına gelip/geçip 16 yaşında insanlarla iyi iletişim kurabiliyom diye bu iş yapmak ayıp mayıp' diyip durdum. hala biraz haklı olduğumu düşünüyorum ama bi yandan da farkettim ki biraz durmaya ihtiyacım var. devam etsem gap'taki ablalardan ne farkım olcaktı. ya da farkım olmasa n'olcaktı? herkes işine bakıo aq günün sonunda. 'nesli abla çok uykum var hiç bişe anlamıyorum bu konuştuklarımızdan, bi yılda 3 mevsim var onu biliyorum da ayları hep karıştırıyorum şubattan sonra mayıs gelmiyo muydu?'yu duyduğum an içimden çıkan 'lan ağzını burnunu kırdıktan sonra mı benzin döküp yakiim seni yoksa önce yakayım sonra mı 83 parçaya böleyim? 5 gündür ne konuşuyoz burda' haykırmasını durdurmak için harcadığım enerjiyle, beyin kanaması geçiren birini ruhsal şifa meditasyonuyla iyi ederdim yeminle. ben nası 16'yken pasaportum yanımda olmadan dış hatlardan geçerim gerçeğine inandımsa bu hayatta birileri yılın 3 mevsim olduğuna ikna olmuş olabilir. biri sanmak biri bilmekle ilgili gibi gelse de aslında nerden bakarsan oraya çıkar hesabı, ha bilmişin ha sanmışın 16'yken kimseye komaz. nasılsa şimdi ikisini de aklım almıyo. mühim olan benim ya da senin aklının almaması diil bu hayatta 3 mevsimin 4.'sünde pasaportsuz birilerinin dış hatlardan geçebileceğine inanıp buna yeltenmesi.

ne oldu bitti az buçuk fikrim var. ama 'noldu lan orda demeden' de duramıyorum. o iş olur cano :) hem de çok güzel olur. yeni kafalar. içine nanformal kaçmış cepten yiyicilerle kendini allah sanan ergen sevici yuut vörkırlar (misal, biri genç osman biri ben) arasında bi yerde hala neden/nasıl nanformal ve hu iz yuut vörkır diye kafa patlatan birileri var git onlara sor aq dedim. adı hıdır, olanın elinden gelene kurban stayla. şaka maka 10 numara iş oldu. yapınca oluyo işte lan. yavaş olsun o ayrı mevzu tabi :)


şimdi asıl konu şu: pasaportu alıp şubattan sonra gelen mayıs ayında to do list'te var etmeden kendimi, nereye kadar gidebileceğim. 'nesli hıyarlık edip durdun' diyen diğer yarımda hayat bulmuş dünyalı canlılara 'napim aq gerçek gelmiyo artık, azcık durmam lazım, ben dururken ilerlerseniz boşlukları doldurun da arka kapıdan bineriz belki, binemezsek de kısmet' diyorum. neyin peşindeyim bilmiyorum ama peşinde olmadığımı bildiğim bişe için de koşmuyo olduğum için acıyan tarafıma 'ciciiii ciciii' diye ayar vermeyip 'kes lan azcık da çalan şarkıyı duyalım' diyorum. (tam o esnada noel gallagher's high flying birds, the death of you and me çalmaktadır. bak sen allaan işine)

en sevdiklerimden biri taa bi zaman 'ulan insanlar neden kendilerini mutsuz etmek için bu kadar uğraşıyo aq yürü gitsin' demişti. sonra kendisi, kendimi mutlu etmek için 'hacı bu böyle olmuyo diyip gitmeler 1500' başlıklı mutsuzluğumun öznelerinden biri oldu ama allah ne muradı varsa versin (dinimiz amin çüş) kronik mutsuz olmadığım için gidemeyen, gidene bok atmadan duramayan, bok atarken kedi çişi kokusu içinde göbek kaşıyan, köşeli zihinsel kıvrımlar içine kusukta uyuyakalır gibi çöken olmadığım için zaman zaman iyi hissetmiyo değilim sırtımı afferim diye sıvazlarken. fırat gibi kendine malik oğlum olsun (ama kafası yuvarak ve büyük olmasın) dünya götüme girsin umrumda olmaz. zaten kızım olcak. zelişan fiyona :)

doktorcum mutlu olduğumda herkesi üzcekmişim gibi geliyo ölcek miyim? le başlayan her hikayenin sonu benden başka bütün kronik arızaların kendini 10'dan geriye sayarken 3'e gelmeden imhasıyla son buldu. bknz: ocak 2011'de bütün yakın çevermin amerikada yayınlandıktan 1 saat sonra onlayn orjinal versiyonunu izlerken, benim ekranda ''task queue failed at step 5: playlist could not be loaded due to crossdomain policy restrictions'' yazdığı için en son internet gazetesinden sahnelerin capture'larına baktığım  yalan rüzgarı sezon 16 bölüm 92'nin izlenememe vakası. şimdiki mottomuz 'çocuğun yanında küfretme amına koim'.

ben niye mutlu olduğumda herkesi üzücem diye korkup ölücem mi diye soruyom. #çünkübenmutluolmayıbilmiyom.net :) neyse iyim bööle. mutsuzluktan ölmüyom, mutlu olmayı bilmiyom sadece. yoksunu olmakla becerememek başka şeyler ki, 'becerememek bizim işimiz hacı' diye neonlu tabela var bizim evin kapısında. ev mi? ne evi? hangi ev? ev mi dedin? ev dedim ev, koltuklu oda demedim alooo!

allah vermiş 10 parmak bi beyin. başka da bi sikim yok aq.
son bomba son sözler vol1: arkadaşlar cinsel sağlık dediğimizde öpüşmek tokuşmak gelmesin aklımıza sağlıklı bireyler olarak bedenimizi tanımak önemi. tanıyalım ki sağlıklı olalım. hepimizin memesi kukusu pipisi var bunda utanıcak bişe yok (ssssssssssssssssssssssssss sıçtım mavisi)
son bomba son sözler vol2: şeyy alo, ii günler ben geçen gün sizden bilgisayar almıştım da siz lion kurduğunuzda koyduğum şifreyi unuttum, nası yapsak? (zzzzzzzzzzzzzzzzz son cevap hakkınızı da kullandınız sıra diğer kulumuza geçiyor)

anne içine fil kaçmış büyücü oldum ben. oysa ki cadılar sendikası daha eelenceli :)

güzel güzel yapıp 'aa bu da oldu, sikerim sıkıldım ben volüm 7384204y4dfghjdjhsaf: bursu 3 seneyle birlikte 10 dakkalık uyku için çöpe atMAk!

tek sorun tek çocuk olmam olamaz bence. amele gibi bütün kabahati başkasında arayıp söyleneni dinleme yetisi henüz gelişmemiş, soyutlamaözürlü -laz çerkez, kürt, şopar farketmez- 16 yaşında insan yavrusu gibi davranmak ben doğarken içime kaçmış. yaş 33 hala altıma sıçıom. 'ben yapmadım mdmi yaptı anne' diye donumun üstündeki asit resmini gösteririm artık amcalara.

ay amma yazasım varmış. kestik!

12 February 2013

kendi ses tonuma sokayım derken bi tarafım da amına koim lan çok beğeniyom sesimi diyo. e sonra düşünüyorum duyduğum ses aslında benden çıkan ses diil ki :) ses benim olduğu için mi yoksa duyduğumun aslında duyduğum gibi olmadığını bildiğim için mi bayılıyom, bunu hiç bi zaman bilemiicem.

niyetimin iyi olması aslında iyi niyetli olduğumdan değil o esnada kendimi kandırdığımdan olduğu için. birileri de iyi niyetli olduğunda 'hacı farkında diilsin ki aslında kendini kandırıyosun' diyemiyorum. olana bitene inanıyorum geçiyoruz. sonra 'la nesli ne salaksın kızım her boka inanıyosun' diyorum. e öyle dediğim zamanda, sanki ben inandığımda karşıdaki yalan söylüüyodu da ben de ona inanıyodum gibi duyuluyo ama aslında öyle diil. karşıdaki safoş, o da aslında o esnasında her ne diyosa kendiliğinden, inandığından diyo.

'bişey hem öyle hem de böyle' vs. 'bişey bişeyse diğer şey asla olamaz' stalya kafa karışıklığım ne olcak benim böyle?

şimdi sessiz sessiz dururken birden ağzımdan 'hiç bişey' çıktı. ne ola ki bu hiç bişey?
kendi mi
kendim mi?
kendiliğinden mi?

kendi kendime kendiliğinden çıkan sesleri bir araya getirip yüksek sesle söylesem nasıl olur acaba? hem sesimi beğenen hem de söylediğinden şüphe duyan olmam belki :) 'bi öyle bi böyle' ne demek ulan isyanım son bulur belki. bunun için önce söylediklerimden öte söyleyemediklerimi hatırlatmam lazım kendime. kendimin olduğunu sandığım yanarlı dönerli halimden değil de kendimin olduğunu bildiğim e biraz da küçümsediğim halinden tutup yürümeli belkide.

arasında sıkışıp kaldığımı sandığım seçemediklerimden kelli, bilmediğim için seçemediklerime baksam biraz.
domates mi lan bu? ne seçiyorum aq!
e bi nevi domate aslında. keyifli olsun lezzetli olsun istiyorum.
e seç o zaman.

kendini seven neslisi içime kaçmış benim. sıkıştığı yerden kazıyorum. bi soda bi duş, oh mis :)

iki şey arasında sıkışıp kaldığımda o şeylerin birinin aşk birinin kendim olduğunu söylemekten çekinip 'şey' demem benim delikanlı taraflarımın parazit yapmasından. nesli üstüne alınmasın sakın. kendisi bizim canımız günün sonunda. amin.
'ahlak' öğrendiklerinden kelli sınırını bilmektir.
yersen.
haddini de bilirsin. afferim otur 0.

01 February 2013

ezberlediğimiz bazı şeyler var insanoğlu olarak. benim de kendi çakma insan ayırma yargılarımla o ezberden kopup gelen bazı fotoğraflar var aklımda. gözümde şöyle birşey canlanıyor: tv'de bir bilgi yarışmasına katılmış otuzküsürlerinde bir kadın. şık, taşrada üniversite okumuş, başka taşrada okuduğu anadolu lisesinden sonra üniversite için gittiği taşrayı beğenmeyip küçük yerde büyük insan olmaya karar vermiş. biraz sivilde nasıl giyindiklerini unutan yeni mezun ilköğretim okulu öğretmenlerinin 'şık'diye tanımladıkları döpiyesten bozma eteğinin üzerine mango'da hiç bi zaman indirime düşmeyen (ki binde birdir bu ihtimal) hafif transparan bi bluz giymiş (ama içinde yakası yüksek askılı atlet var). ekranda ööyle duruyo, bacak bacak üstüne atmış, ayakları yerden 45 santim yüksekte ve kendini tanıtırken diyo ki: 'bi süre özel sektörde çalışıp akademisyen olmaya karar verdim'. belli ki gözleri yeni bozulmaya başlamış. gözlükler çerçevesiz ince camlı. saç telleri en ince, önce fön sonra kahküllü topuz yapılmış.

bişe daha: metroda yürüyen merdivenlerde yürüyen insanların arkasından 'merdiven zaten ilerliyo ki nereye kadar gitmeyi planlıyo bu salaklar' diye laf atan çarşı iznine çıkmış deri ceketli genç erkekler var bu hayatta. bu hayatta onlardan o kadar çok var ki...

bi de: baktım 16 gb 1800 liraydı ona o parayı verene kadar gittim 32 gb aldım kafası var. aq napcaksa o 32 gb'ı? mal mısın nesli? vapurda engıri börts oynadıktan sonra sıkılıp yutub'da uykusunda gülen kedi videosu izler.  

'büyük kelimeler'le 'kocaman laflar'ın anlamı arasındaki fark kadar ince ve bi yandan da soyut şeylere takılmaktan cümle kuramıyo olabilir miyim? 
olmak'la doğmak arasında 
olmuşlara acıyıp doğduğumu yüceltiyorum, 
doğmuşlara acıyıp oluşumu yüceltiyorum, 
(o esnada hangisi işime geliyosa stayla, en sevdiğim)

yücelttiklerimde olamayışımı, doğuşuma kabahat bulup kaytarıyorum
olduklarımda yüceltemediklerimiyse, doğamamışlığıma veriyorum.
doğuştan olmamışlıklarımı yüceltmek ister gibi durup, olmamışla doğmamışın aşkını arıyorum. 

aklım nasıl çalışıyo bilmiyorum.  italik olanları yazmak için oturup nerden geldiğini anlamadığım  üç saçma komik paragraf yazıp sonra italiklere geçerken, bi yandan her ikisi arasında kendi içimde çok garip bi bağlantı kurdum. her ikisi de içimde, üzerinde aynı renk kalmele yazılmış aynı kategorideki korkularımı saklayan rafta duran kutuların içinde aslında.

olmamışlarla doğmamışlar sokaklarda ellerini kollarını sallaya sallaya geziyo. biz buna hayat diyoruz. o yarışma programına katılan kadından ya da metroda laf atan asker çocuktan ne farkım var? yok ki! tanrı da yok. e o zaman neyin kıyasını yaptık nesicim? 
yok bişe, sümük akyo!