27 April 2012

ofiste kullandığım defterin düzeni geçen aya kadar çok iyi gidiyodu. yazılarım okunaklı, sayfalar tarihli, yapılan işlerin yanı çekli, telefon numaraları başka renk kalmele yazılı.... geçen ay ne zamanki defterin bi başına bi ortasına bi sonuna not almaya başlamışım, ne zamanki kelimelerin sesli harfleri yuta yuvarlamaya başlamışım orda kopmuş. sonra bugün arada bi sayfa buldum. 30 mart'la 19 nisan sayfalarınn arasında...
''ışık, sesi bi de içinden geçenleri
hatırladığımla hayalini kurduğum aynılaşmış oysaki.
o zaman
eskiden yani 
sanırım biraz daha soğuktu
bi de biraz daha tanım-sız-lı
kör gibi ama gören kör. 
görmediği çöpleri atarken 
arkasından bakınca bıraktıklarındaki... 
kelimelerin arası neden bu kadar açık, karışık, kalabalık
sonra neden bu kadar hızlı ve iç içe
tanıdık                             içim gibi 
         buralı değil                    kayıp ilanı vermişler

mesele güzel olmak değil
doğduğun gibi olmak 
olduğuna doğmak 
doğarken olmak 
                                           sonra da hiç olmaya çalışmak 

her baktıpımda bu renk bu ışıkta yazılmış kelimelere 

hep bu renkte hayaller kuruyorum....'' 

ne kafasıydı acaba, biraz homo, biraz ... bilemedim ne işte de esnasında gerçek şimdi geyik gelenmiş. 

bi kere daha cenk geçti üzerimden. yine mutsuz yine memnuniyetsiz yine kendinden başka herkes herşey adına yaşayan. sonrada dünyadaki tüm kötülükler için onları suçlayan. verdim kurtuldum gibi olmadı tam ama iyi oldu hatırlamak. 


bu sabah mahir'de uyandım sonra kendimi kısa bi süredir koltuğun tepesinde tünemiş pencereden sessizce bakarken buldum. bi şeye tutulmuşum tam o sırada ne bilmiyorum ama aklımdan geçen şey 'eşyalar evler ve onlarla geçen vakitlerin rengiyle' ilgili bişeydi. tam neydi anlatmak zor ama... başka bi evde başka eşyaların tepesine tünemiş başka manzaralı bi pencereden de bakıyo olabilirdik ama o esnada ordaydık ve sanırım 'yaşa yaşa bitmez bu çünkü orda vazgeçmekten korktuğum kendim gibiyim' gibi bişe dedim kendime. dolu ama boş, beyaz ama kırmızı manzaralı ama önü kapalı... pinhani çalıyodu ve ben çok uzun zamandan sonra pinhani'yi kendi başıma arkasından ağliicak anlatıcak hiç bişeyim olmadan dinledim. 

3 gündür bi enerjidir ki bitmiyo, rüçhan'la yaptığım kilometrelece yolun bunla çok ilgili olduğunu düşünüyorum ama hep bu enerjide olmak için hergün erenköyden santrale gidip gece taksimde takılıp sonra yine erenköye gidemem. hafta 3-4 olur. ama biliyorum ki en fazla bi ay sonra bu rüçhan kopuşu enerjisi de bitcek :) e o zaman da tam yaz gelmiş ve ben çoktan çok korktuğum mayısı atlatmış olucam.



No comments: