03 February 2011



demek ki neymiş... yiyemiicen yarraan altına yatmicakmışın neslicim... diyo bi tarafım. öbür tarafım da daha ne kadar dayanabilirdi diyo. hiç bişey yokken yoksun kalmakla hiç bişey yokken varmış gibi davranmak arasında sıkıştım kaldım. henüz idrak edemediğim, göremeyeceğim kadar uzak ama memelerimin arasını da kağıt kesiği gibi acıtan bi gerçek var mutlaka! ama ne? bi haftada 5 senenin en kral hitini yaptığını bildiğim bu yere yazmak bazen saçma gelio bazen de nasılsa bi ben biliyorum hiç bi zaman kaygım olmadan sürekli kendi kendime söylendiğim yerdi burası diyorum. şimdi başka bi yer bulsam kendime yazıcak öbür hikayelere haksızlık etmiş olmam mı? zaten elimden geldiğince o herşeyi vıcık vıcık birlikte yaşadığımız çemberden uzak durabilmek, hem kendime yer açmak hem de alanına girmemek için daha ne kadar uzağa gidebilirim diye düşündüm. şimdi benim olan bu yerde imtina ile yuvarlak kelimeler sarfedip bi yandan da kağıt kesiği acısının nedenini bulmam çoz zor. edepli davranıyoru kelimelerim kimsenin alanına girmesin diye. burda babam var, terkeden ettiğim en yakın arkadaşlarım var, öfkelendiğim otobüs şoförü var, sevdiğim kendim var, şaşırdığım büyüme hikayeleri var, o var, sen'sin var.
şimdi depresyonda olduğumu sanıp endişenin can havliyle telefonuna davranıp 'nasıl'sın die sorulunca da yüksek sesle söylenmeyecek kadar benim ve anlamlı tüm bunlar. ne diicem? kağıt kesiği, meme, idrak .... diye anlatıcak mıyım? kurulması zor cümleler bunlar... minik minik geliyo! bi kere de çıkmıyo işte. meğer ne çok bilen varmış halimi de bi ben anlamamışım? şaştım :)
şimdi yazsam buraya anladıklarımı, hala anlayamadıklarımı, sorsam neden diye, kızsam sonra, iyi ki de olmuş dediklerimle, tüh ulan nası bu tongaya geldim dediklerimi anlatsam... bütün dünyanın bile bilmesinde sakınca olmayan ama bilinenin de bu güne, dün yaşadıklarımıza ya da şimdi nasıl olduğuma mal edilemeyecek his'sini anlatabilsem keşke. isteyen herkes gelse okusa ama bilmese ne yaşadığımı. olan da diil de olanın etrafındakilere takılabilsek keşke.
kimse çirkin ya da beceriksiz doğmuyo. herkes en bişe aslında. mühim olan en bişeyin ne kadar kendin de ve sana özgü kalabilmesini sağlayabilmek. dışarda olan bitenin ne kadarını aldığın ya da kapının ötesinde tuttuğun zaman hala kendin gibi hissedebildiğini düşündüğünde dürüst olabilmek. bi sabah uyanıp ''ben artık.....''la başlayan bi cümle kurduğunda sonrasında ne olacağın diil öncesinde ne kadar sen olduğun sanki aslolan.
şimdi bu 5 günde onlarca tık'ı bloğa yapanlar hem kimlerse kızmasın bana... gitsin kendine bi blog açsın ya da varsa orda takılsın... burdaki kadar varız birbirimizin hayatında nasılsa...dedikodu yok bende yine her zamanki fanus hikayeleri işte...
günlerdir kendime sürekli ''neslicim bu olanları pipi vs. kuku başlıklı bi yerden açıklamaya ve anlamlandırmaya sakın kalkışma'' diye sıkı sıkı tembihliyordum. hala da kulağıma küpe ricaması tavsiyem. çizginin benim tarafımda cereyan eden olayları barıl barıl kuku, olayın gerçekleşme şekli de çok pipi kokmasına rağmen şu anda yaşadığım şeyi anlamlandırmaya ve memelerimin arasındaki kağıt kesiği acısını dindirmeye çalışırken buraya koşmadım. eğitim sabahları katılımcıları güne hazırlamak için programın üzerinden geçer gibi kendi hikayelerimi / zi hatırlamaya çalıştım. ancak dün kafamın içinde olan'la doğan'ın farkı muhakemesini yapıyorken çok acayip bişeye şahit oldum.

malzeme hazır: aşk acısı, ortam müsait: sahil kasabası, oyuncular belli: bir grup aklı'başında olduğu için (!) stabile bağlamış ama mobil moda geçme düğmesi heryerlerinde olan deli kadınlar. günün muhtelif saatlerinde farklı renklerdeki alkolle başlamış olan sefa akşamın bir vakti bi meyhanede son bulmak üzere buluşulmuş. kimi istanbul'dan kalkan 6 uçağından beklenmekte, kimi tepede bi yerlerdeki kadim arkadaşların dooom gününden. herşey en normal ama bi yandan diil. zıııııır telefon:

''ben uçağa binemedim bomba ihbarı var siz başlayın''....

telefonun diğer ucu:

''aaaa öyle mi? tamam şekerim sen takıl hadi haberleşiriz''.....
gibi onlarca laf arasında ama ''kakam geldi yapmaya gidiyorum'' komutu kadar da kendiliğinden herşeyin tam ortasında olan zamanlar... hep erkeklerle içtim ben. bu kadar günlük olay sohbeti yapıp nası bu kadar kuku derinliğine inebildiğimizi anlamıyorum cins olarak! magical bişe!
mayhoşa bağlandığı an ''sen üzerine rahat bişeyler giy ben içki hazırlayayım''a uygun bi yerde duruldu. şarkıları kadın kulağıyla dinleyip dinlenenden çağrışan ilk şarkı çalmaya başlarken dans edildi. sızdığını sandığım birinin, kulağına ilk değen uyaranda sanki akşamdan beri hoppa zıppanın dibine vurmak bitmemiş enerjisiyle dans etmeye başlaması ''neden aslında hiç uyumadığım''ı aymama neden olcak kadar gerçekti.
sezen aksu: kolay olmayacak elbet üzüleceğiz – malzemeyi taze tutar
hayko – ortaya karışık - bu zamana kadar yapılmayanı yaptı çocuk helal olsun
yükse sadakat: kadınım – çok güzel cover'ladı çocuklar helal olsun
nazan öncel: köfte dudaklarını hokka gibi ağzını – amaaaaaan hadi hoppp hop
ajda pekkan: hoş gör sen affet gitsin aldırma – ayy bu kadının böööl böle dansı n'olcak arkdaşlar
yeni türkü: ah bi evet .... - bu şarkının adı neydi

bu neuuuyy?
sonra nerden geldiğimizi şu anda hatırlayamadığım bi şekilde ''his koleksiyoneri'' diye bi laf geçti lafın birinin arasında.

:...........''his koleksiyoneri'', o da nası bişeyse kelebek avcısı gibi......

diye devam etti.
allahım ne kadar çok kelime ne kadar çok şey var hiçbişe yok gibi görünen bu odada diye bi kafa geldi bana... elbet renk renk alkol ve haleti ruhiye'nin bu dozlardaki karışımıyla oldu tüm bunlar. ama bööle bişe eksik kaldı yine. olan'la doğan'ın muhakemesine dün geceki karışımla başlamış bulundum. henüz ayamadım ya da anlatamadım. bu sarıyla yeşili karıştırınca turuncuyu bulmak gibi. o renk ve o dozda alkolle şu ruh halini karıştırınca bu oluyo. e tabi bi de o kadar bilmiyorum ki o kadar kadın birarada bu hale gelmeyi. bi durdum o yüzden.
en son yeni çıkan şölen reklamlarındaki kaslı kanatlı dirhem yağsız oğlanları seyredip ay bulaar çok gey beğenmedim'' diyince, ''arkadşlar şu an yaptığınız çok ayıp kadınsınız siz bu cilloplara nasıl gey dersiniz''e benzer içerikli bi azar yedim ve dedim ki ''ulan ben erkelerle büyüdüm, hayatımdaki tüm erkekleri de dünyanın en taşşaklı erkekleri sandım ve tam da bunlar olurken kukumu da doyasıya yaşadım'' ilk pornom da ilk maç kavgam da ilk araba kaçırışım da ilk ''ben aşık oldum biliyo musun'' ağlamam da erkeklerle oldu. hem biz büyürken algida reklamlarında denizden sırılsıklam çıkanlar hep kadındı, hiç bi reklamda cillop gibi kasık kıvrımları olan çocuk gördük mü a.q? o yüzden hiç bi zaman kasık kıvrımına kukum gıdıklanmiicak ya da belkıs özenerin sesinden türkan şoray izleyip öyle bi şarkıda mest olmiicam...

No comments: