30 January 2011




geriden başlıyorum yazmaya

arada bir başa ya da içime dönüp ordan da seslenirim ilerleyen yerlerde. sıtarbaksa geldim. gözümde köşeleri yukarı doğru kıvrılan beyaz çerçeveli güneş gözlüğü yüzüm de de fotoğraftaki gülümseme ile...
-bi tol günün kahvesi sade bi de ahududulu çişkek dedim.
kasaya yöneldim. kasadaki kız sabah sabah kek aşkı gibi bişe dedi en samimi ve sempatik hali ile işini yapmaya çlışırken. ben de
-yok! hala sarhoşum canım çok tatlı çekti. dedim.
sonra kız daha da muzur bi gülümsemeyle
-yoksa akşam buraya gelen siz miydiniz? dedi
-yok! dedim

ama sonra nerden biliyon ulan gelmiş hatta kasadaki kızın yüzündeki muzurluğun nedeni olan sarhoş rezaletini sen çıkarmış olabilirsin belkide diye düşünüp şirin şirin iyi günler diliyerek tepsimi alıp dışarı çıktım.
gece gerçekten çiskek yemeye gelmiş olabilir sıtarbaks kapalı olduğu için açtırmaya çalışmış olabilirdim pek tabii.
sıtarbaksa gelmeden önce güneşli aydınlık sıcak havada uyandım. evden çıkarken ayakkabılarımı ve bahçedeki masanın üzerinde votka kadehini görünce şantiye de mi içtik en son diye düşündüm ama yok hatırılyorum en son nerden çıktığımı... yine de eve gelirken garip bişe olmuş olabilir ya da heryeri eşili kasaba yürümekte o kadar zorlanmış olabilirim ki bi aşamadan sonra zıplamadan yürümeye karar verip sokaktaki bütün çamuru içeri getirmiş olabilirim.

uyumadan önce, içime kaçan hikayeleri unutmadan not alayım da yazmaya başlayayım diye ekrem'in aldığı deftere kırmızı pilot kalemle birşeyler yazdım. uyandığımda koltuğun üzerinde defteri, ellerimde de ilk gördüğümde kan sandığım ama sonra murekkep olduğunu anladığım lekeleri takip edince olanları tahminle karışık hatırlamak zor olmadı. ayıkken kendi el yazımı okumakta zorlanan bi insan olarak tabii ki dün gece yazdıklarımı okuyamadım. bazı harflerden ne olduklarını tahmin ettiğimi kelimeler var. az sonra ordan da referansla yazacağım :)

hayatlarını burda yaşamayı tercih etmiş çok buralı ama bi yandan da çok heryerli 40 yaş üzeri dünyanın en tatlı tayfalarından biri ile meyhaneye giderek başladı gece. gecenin sonunda meme ve siyaset konuştuktan sonra anladım ki 'sarhoş' oluyoruz. çok garip bişe hissettim orda. yine en küçükleri bendim yine arada bir fısır mısır dudak altından masadaki yeninin dedikodusu yapılırken yine ellerimdeki etleri koparma şiddeti ile gerginlik seviyem ölçülmüş, yine birbirinin bakışından bile dünyaları anlayabilen kankalar ara sıra kendi aralarında minik bakış ve gülüşlerle birbirilerine 'cici' 'taşaklı' 'arıza' 'bişe' .... diye mesajlar vererek masadaki beni kendi gerçeklerinde var ediyolardı. buralı ama aslında yaşadıkları yere alışabilme ihtimallerinin gerçekleşme eşiğinde durarak kasabaya zamanı avans olarak vermiş, rutinin feyk ve gerçek taraflarını tartıp ne kadar gerçek olabileceklerini sınayan ve hep gerçek olmak isteyen galiba büyüyünce de onlar gibi gerçek olmak istediğim şahane insanlar çocukluktan kapı komşusu şimdi de kadim kankalar hissi verişti bana ki öyleymiş gerçekten :))) birileri çemberin içindeki en eski, diğerleri de onlara tutturulmuş sonra da lan ben senin ciğerini biliyorum tadında can olmuşlar birbirilerine. birader – lik kurraları var herkesin delikanlı gibi.

meyhanden sonra fırtınada suların arka kapısından girip ön kapısından çıktığını ve her nedense sadece çıtırların gittiğini düşündüğüm minicik bi yere gittik. mekan kafe – bar vergisi veren ama mutfağı olmadığı için kafe olamayan tek tuvaleti olduğu için de belediye tarafından bişe yapılmakla korkutulan bi bar. küçük. arka kapısından çıkınca denize 3 adım var. ön kapıısndan zaten çıkma çünkü çok çamur. ilerleyen dakikalarda dans ederim diye hayal etmiştim içeri giridiğimde çalan her ne ise öyle bi gaza gelip. sonra barda duran hüseyin böööle bi çiğ çiğ mfö şarkısı çaldı önce :) sonra çok kısa süre önce başlayan gecenin ilerleyen saatlerinde krize dönüşen gülmeler hafif hafif gelemeye başladı. yanımdaki ve aslında yanında olduğum deli kadın da 'hahah nesli bak ne çalıyo sana ' diye bir sonraki gülmeye malzeme takviyesi yapıyodu o esnada. çünkü buraya gelirken birileri bana o şarkıyı armağan etmişti kendince.

zor olsa da galiba geliyorum sana....... se beni tanımazsın severim de....... sen beni uzak sanırısın ........ ah bu ben ben değil nerlere ......... hayaller mi kursam....... nerelere ....... diye mazhar içli içli söylerken kendimi gerçekten 16 yaşında gibi hissediyo bi yandan da yaşadığım şeye çok öfkeleniyodum. neydi şimdi bu? sevdiğinden ayrı düşmüş genç kadın kahrından sayfiye yerine kaçmış ne kadar özlediğini unuttuğunu anladığı zaman farkına varmış kendi ile tanışmaya çalıştığını ve ağlıyo.... bu mu? hassiktir lan! birden yaşadığım şeyin bi ayrılık olmadığını ya da ayrılıksa da çok saçma olduğunu düşündüm. olmadı nesli! bitti! e peki o zaman niye bunları hissediyorum. ayrılık fiziksel bişe. arkasından ağladıkça da yanında olabileceğin bişe diil. ayrıca sığ bişe. ayrıldık! afferin. geçti mi? peki ya daha mı az acıyo ya da daha mı mutlusun?

doğru olduğu düşünülmüş mantıklı bir hareketti yine başıma gelen. kararını benim vermediğim verilmesine vesile olduğum şey. benden başka birinin düşünüp daha doğru olduğuna inanılan ve mantıklıca en doğru kararı verildiği benim de bu karara istinaden yaşadığımız ortak hayata ilişkin gerçekleri değiştirmem beklenen doğrular, uğruna göz yaşı dökecek olsam da en doğru olanı yapmam istenen bi hikayede gibi hissettim. yalnız hissediyorum evet ama bu yalnızlık sadece fiziksel bişe. o yüzden mazhar içli içli şarkı söylerken bende terketmeye terkedilmeye dair canlanan tek his 'ne saçmalıyom ulan, ne ayrılığı' diye düşündüm. saçmalamış olduğumu düşünmem terk etme eyleminin yanyana gelme eylemine dönüşecek olmasını düşünmek gibi bişe diil, şimdi gittiysem sadece km ile ölçülen bi gidiş diil, gittiğim halde kalmış gibi hissetmem. bu anlatması çok zor bi durum ve tam olarak yukarıdaki kelimelere denk düşmüyo. bi ara dönerim buraya.

mazhar'dan sonra daha acıklı ve daha 16 yaş bodrum barı şarkısı çalmaya başlayınca müzik yapan hüseyin'e gidip: zor günler geçiriyorum, sevdiğimlen ayrıldık iki neşeli bişeyler çalsan da dans etsem dedim. hüseyin de konunun uzmanı olsa gerek: o zaman git ağla dedi. ya ağlamiicam dans edicem hadi bişe çal dedim. hüseyin:
-o zaman git .....ablaya sööle dedi. ..... abla da hüseyin'in karizmasına saygı duyduğu akıllı ve de taşakklı bi ablamız. fethiye teyzeme benzediği için gün içinde tanıştığımda ve akşamın başında rakı henüz şişede kokarken biraz da çekindiğim bi abla. çok sen ben gibi ama çok da kendi. elleri kimsenin ellerine benzemiyo. muzur muzur bakıp insan insan gülüyo.
...... abla sonra olaya nası yaklaştı bilmiyorum ama en son 70'lerin 80'lerin türkçe pop şarkılarını farklı versiyonlarda dinliyoduk. arada bi gözüm tv'daki çelsi maçına kayarken hababam sınıfı ve neşeli günler filmlerinden bazı şarkılarda dans ettik ama....
.....ne hanlar ne de saray lalalalalala ....şen ...... sev çünkü sevmek en kolaaaaayy.... falan diyoduk galba en son. .... abla ile ailesindeki herkesin garip ama kendisinin çok kamın bi ismi olan ,,,,,,, abi birbirilerinin hayatlarından hiç çıkmak istememiş farklı varyasyonlarda yanyana kalmış iki cici.
..... abla artık ,,,,, abinin annesi ama ,,,,, abi ...... ablaya hala ilk günkü kadar çok hasta. Çocukluktan kalan bi alışkanlık olsa gerek. tabi bir pipi olarak hem de dürüst ve akıllı bir pipi olarak ...... ablayı hayatının en güzel en güvenli yerine koymuş. ..... abla en kuul. 21 yaşında olsa o hayranlığı alıp borsada işletir gibi kullanır pipiyi kendine köpek eder. ama mevzu kukudan pipiden çoktan geçtiği için biz çok kuul kanka bi çift izliyoruz. ...... ablanın bütün erkekleri ,,,,,, abiden hep imtina ile söz edip kendilerin ,,,,,,'in yakın arkadaşı olmaya zorlayacaklar belkide. . ile , için geldi bütün gece şarkılar ben de deniz kenarında bodrum barı resminin en gerekli unsurlarından birini oynadım. hüseyin biz ne zaman dans edicez diye her şarkının sonunda ısrarla sordum. olmadı. bi ara yanında durduğum yanımda duran esas kadın bana hüseyin'den mesaj getirdi. 'o kendini kaleden atsın gidip' demiş sayko hüseyin. Madem babalar gibi mekanım var müşteri de mekanın raconuna işlevsellik katmak için aşk acısıyla kıvranırken gidip kendini bodrum kalesinden atsın! valla bence olur. hüseyin de o kafayla kulübe girdi gece. çok üşümüştük. birden pavırtürk tv şarkısı çalmaya başladı. adını hiç bilemediim ama bedük gibi giyinip ferhat göçer gibi şarkı söyleyen, dans etme konusunda ajda pekkan ile aynı kaderi paylaşan son dönemin en meşur çocuğunun şarkısı başladı. Sonra hüseyin'in çömezi bana gelip ''oldu mu bu şarkı'' dedi. dedim ki ben bunu bilmiyorum. dedi ki nası bilmezsin herkes biliyo bunu. o anda ulan acaba bunlar beni 23 sanmış olabilir mi diye düşündüm. o da olurdu yaa! hüseyin'in çömezi de artık kulüpten.

ordan çıkıp eve yürürken elimde 6 şişe niğde gazozu ve bisiklet kilidi olduğunu farkına vardım. esas kadını hızlı adımlarla takip ediyodum. birden durduk. ''ses nerden gelio nesli oraya gidicez'' dedi. zaten bi köşe döndük veeeeee bodrumlu, görece daha beyaz gençlerin takıldığı tirendi mekana vardık. kapıda cilloplar prensesler sigara içerken biz içeri giriyoduk ki 'ulan bunlar neye bakıyo' diye düşünürken kucağımdaki gazozları yine farıkna vardım. nerden ve nasıl..... o da başka ve çok anlamlı ve çok uzun ve çok sahibi kadar gerçek bi hikaye....

buralı püri pakların favori mekanı olduğunu düşündüğüm o yerde çalan herşey koşa koşa istanbul'a gitme şarkılarıydı. içeri girdiğimizde 2pac çalıyodu ve ben çok heyecanlanmıştım. 'işte nihayet burda dans edicem' diye. ama sonra birden bişe oldu ve ayrın meydın fiır of dı dark çaldı çalmakla kalmayıp fiır of dı dark turunda kaydedilmiş konser viyosunu da izledik. sanki koltukta oturup pijalamalımla zuma oynarken hisettim kendimi. kozmoz seni sikiiim çıkar beni burdan..... sonra yine yine yine.... ayrın meydın dinledik ve izledik. gençler esas kadına hasta olmuş etrafımızda dönerken bi koku geldi burnuma. saçları küt kesik yandan ayrılmış beyaz pantolonlu çocuktan gelen kokuydu bu. bakkaldan alınmış yeşil jagler parfümüyle etrafımda döne döne dans ediyodu. gencin o parfümle özgüveni bende başka bi yere düştü ve kendimi mesaide sandım birden. gençleri desteklemek dahil etmek lazım kafası geldi. sanki birden istanbul'a gelmiştim ve hemen yapmam gerekeni yapmalıydım :) çok kısa bi süre bakkal jaglerinin etrafında dans ettim. sonra dedim ki 'ulan ben napıyorum?' mesaide diilim ki! birileri beni inkulud etsin yine neden terbiyesizleşip ''ama yapmak lazım'' kafasıyla bu kokuya maruz kalıyorum. çıtırsın ama çirkin ve pis kokulusun bebeğim. sikerim. sonra zaten esas kadın gecenin bütün şarkılarının bana çalmış olmasından kelli ortaya çıkan şenlikli durumla eğlenmeye devam ederken çekip çıkardı beni ordan :)

her ne olursa olsun 738 yaşıma geldiğimde yaşamamış olduğum hiç bişeyin içimde yarım kalmış tadıyla mış gibi yapmayacağımı, her ne yaşadımsa benim olduunu, ben olduum içim o olduuunu hissettim. birilerinin hayatında hep dün akşamki tadımla hissimle, elimde niğde gazozu 1000 promil alkolle özlediğim şeylerin hayalini kurarken, aslında özlüyor olmanın dünyevi bişe olması ve özlüyor olmanın kendimden ayrı düşmenin ta kendisi olduğunu öğrenmeye devam ederek kalacağım.

burdaki esas kadının kendine malik deli hali herkesin hayran kaldığı ama bir o kadar da uzaylı bulup anlamlandıramadığı naifliği bana çok tanıdık. o niğde gazozları o kadına, ne yaptığını çok düşünmeyen ama hep hiseden bir adam tarafından, çok düşünülen biri olduğunu göstermek için seçilmiş ve o kadının hayatında olduğunu hissetmeye olan ihtiyacı yüzünden verilmişti şeylerdi bence. kadın hikayeye sonradan girmiş ama gerçek olmuştu. tıpkı gazozu veren adamın o kadının girdiği hayatta gerçek olduğu gibi gerçekti. gazoz adam şimdi gerçeğine yüklediği anlamı paylaşmaya gelen birine sıradan bir hareketle 6 şişe gazoz vermiş kendince gerçek bişe yapmıştı. gazoz hem gerçek hem de niğde menşeeli olması nedeniyle ayrıcalıklıydıı çünkü. kilit de burda bişe olmaz romantikliği ile bisikletini her yerde bırakan deli kadını kollamak hayatnı kolaylaştırıken 'bisiklet çalınabilir bişe' gerçeğini de kendi yöntemleri ile kontrol etmeye çalışıp kadının yerine kadın adına önlem almak için verilmiş bişeydi hem paylaşmak zorunda kaldığı gerçeğini koruyor hem de aslında o kilitle kendini o gerçeğe bağlıyordu. bilmeden konuşup ayıp bişe yapıyo olabilirim kendi yaşadığımı şeyi gazoz adamın hayatna yansıtıyo olabilirim elbette. ama gördüklerim hissettiklerimden daha az güçlü değil işte; öyle olduğunu düşünüyorum.  

03 January 2011

şimdi alemdarla ikimizin olduğu eski fotolara baktım. anca o kadar eskiye gidecek cesaretim var demek ki. içim bi hoş. sanki o zaman olup biten içimizdeydi gibi. şimidyse herşey dışarıda. ya da dışarıda olup bitenin içinde diiliz.

ne bilim öyle işte!