31 December 2011

geleneksel yıl sonu muhasebesi yapmak icab ediyo sanırsam da bilemedim neyi hesaplasam diye.
resmin içine girip bakınca anlat anlat bitmezler var
ordan bakınca klasik nesli halleri olaylar var
tek tek hatırlayınca yuh aq bi o eksikti dedirten 'e bundan başkası da beklenemezdi'ler var
her sene olduğu gibi beklenmedik komik kazalarla kendimi yaralama hikayeleri var: 
çatıdan inmeye çalışırken balkona düşüp elimi incitmek en komik olandı. 
memleket meselelerine darlanıp girdiğim bunalımı kamufle etmek var:
içeri alınan tanıdıklar, yanlışlıkla ölen insanlar... hepsiniz yazsam tek tek yılın gerisi gölgede kalır.
sabahında hatırlamaktan utandığım sarhoş hikayeleri var:
dans ederken çocukları karıştırıp gey olanla öpüşmek. 
verilip alınan kilolar var:
önce 9 verdim sonra 4 aldım şimdi 2 fazlam var gibi bişe. tam da hesaplayamıyorum aslında ruh halime hangisi yakışıyosa idal kilom o sanırım. nasılsa hiç bi zaman paket gibi götü olan tay gibi bi kadın olamiicam. buna da şükür. 
taşınılan evler var:
kifoz hala dizimin dibinde ama kendisinin ayaklarımla olan ilişkisini keşfettikten sonra kendi yerimin neresi olduğuna dair daha net bi hisse sahibim nihayet. en güzel yer henüz gidilmemiş olandır kafasıyla hacı aklımda bi yer var adresi bi tarif etsene arasında bi haldeyim. (eeran moderasyonunda gerçekleşen bi bitmeyen sigara istiyoruz etkinliği esnasında hayatımın en taşşaklı dank etme olayını yaşadım) maşallah. 
gidiş başlıklı sevgili hikayeleri var:
allah eksikliklerini yaşatmasın. amin. kankadan sevgili oluyo da sevgiliden kanka olmuyo bi aşamada ya yatağa bağlıyosun ya da ukte kalan hıyarlıkların hesabını kesip gerginleşmeye. ama hep olsunlar hiç gitmesinler. 
şahane insanların şahane düğünleri var:
onca bekleyişten sonra ankara'yı tek geçmek isterdim ama sanırım silivri en gözde düğünümdü. en azından gülesin ve yiğit evlendiği zaman girdiğim 'allam galiba ölücez' triplerine girmedim hiç birinde. hepsini olgunlukla karşılayıp üzerime düşeni yapıp makyaj yaptım. 
yaz boyunca bitmeyen teras sohbetleri ve sabahına damda doğan güneşle birlikte uyanmalar var:
en favorim 500. tivikimin sabahı. ama o gece kendi kendime sohbet etmiştim sanırım :)
uçak korkumu atlattığım yolculuklar var:
'korku öyle olmaz böyle olur'muş dedirten okyanus üstü türbülans hikayesi esnasında uğur'a baktım hocam yapcak hiç bişe yok bak hostes nasıl da sakin dediği an hayatımda yeni bi dönem başladı. 
hala tek çocuk olmak var:
canım istemiyo işte daha iyi bi neden olabilir mi sorusuyla bişeylerin cevabını almak istercesine manasız inat edişlerimin hastasıyım. anlaşılmadıkça da tek çocuk olarak kalmaya, daha da yaramaz, bencil ve ikiyüzlü olmaya devam edicem sanırım. 
yapmazsam çatlarımlarım var:
son ve en gereksiz hareketim saçlarımı emekli öğretmen gibi kestirmek oldu sanırım. en sevmediğim huyum. kabak gibi koca kafamla bön suratımı aynada her sabah görmek zorunda kalmaktan daha travmatik bişe götümde patlamadığı sürece de yapmaya devam edicem sanırım :( zaten önemli olan iç güzelliği di mi aq?
iyi ki'ler var: 
sınıf arkadaşlarımın bir kısmı ajan (neyin ajanı bilmiyolar ama..) olduğumu düşünseler de başka insanlarla başka şeyler her zaman taze tutyomuş bunu anladık. 
sanırım cevabı ben de bilmiyorum allam galiba aklımı yitirdim dedirten şaşkınç sorular var:
''cemal süreyya kim?'' gibi 
'hayaller gerçek olmak için vardır'lar var:
şahane bebekler doğdu bu sene. favorim içine murat almedar kaçmış kuzen bebeği ege. bin sene sonra bile hatırliicak olsam gülümseticek 'alibeyköy merkez evs yapsın herkes' halil de favorim.
'off mutsuzluktan yerlerde sürünüyorum'lar var:
arnavutköy'den gidince bi sırt çantasında 3 parça kıyafetle bir ay geçirip aynı kazağı yıkamadan 4 kere giydim. alkış.
nası değişti anlamadım gitti'ler var:
artık sıtarbaksta adımı sorduklarında nesli değil 'neslihan' diyorum.  

bu yıldan da oldu. afferim. 

yeni yıldan dileğimi düşündüm bilemedim. her sene olduğu gibi bu sene de bir mini one diliyorum elbet (ama ilk kasa). bu klasik. sanırım olmiicanı olsa da bi sike yaramiicanı bildiğim şeylere dilek diyorum. gönlümden geçip ulan ne güzel şeyler bunlar dediklerimin hepsini zaten kafada oynayıp benim olcaklarını bildiğim için dil'lendirip de bu da dil'eğim dersem olacaklara haksızlık ediyomuşum gibi geliyo.

derin nefes alıp dalıyorum 1,2,3 hıppppp :)

17 December 2011

bak!
kaç yaşımdayım? nerdeyse 32 oldum.
kaç senedir bu işi yapıyorum?
de ki 8
kaç tane buna benzer gavurlu 'gençlik değişimi!' yaptın?
de ki 20
peki kaç kere otelde kalmalı iş yaptın?
de ki 10.000
kaç kere gece katılımcılarla çıkıp bi aşamaya kadar gözkulak oldun?
de ki 5.000
peki kaçında insanlar götüne kadar kadar sarhoş oldu?
de ki 8.500
peki kaçında birlikte iş yapmak için 5 kere görüştüğün adam götüne içip sana değdirdi de sen posta koydun?
...
peki kaçında katılımcılarınızdan biri götünün bile yerini kaybedip vücudunda içicek yer bulamadıktan sonra alkolü ziyan edip odakule'de ağzına burnuna tekme yedi?
...

interkalçırıl höppelelei pörsınıl şölölö sikiyourm. adın ne nesli? burda ne işin var? neyin peşindesin? ekmekse derdin neyse parası verelim siktir git kendine prada çanta al. ama diil sanırsam. nikahına almadın. nüfüsuna kaydettirip vasisi olcak yaşta da diilisin milleti. yapcak bişe yok. herkesin tuttuğu kendine.

bu soruların hepsinin bana göre ya da kendi doğasında tarafsız bi takım cevapları vardır ama her hangisi olursa olsun bende bi tek his var: te amına koim ben bööle işin. artık öyle baydım ki tarkan'ı host etsek sikimde olmaz. bi yandan da işin bu tarafını yapcak yaşı geçtim, hadi yaşı geçtim takatim kalmadı. zaten derdim sanırsam iş diil. e sevişmek desen o da bol bereketli maşallah. nie koşuyorum nie? eskortluk yapcak yaşa geldim bi kere de başkaları beni host etsin aq ya!

peki neden 93'lü bi kız ben araf'ta tuvalete girer girmez boynuma atlayıp 'aaa sen tog'dan neslihan'sın ben seni feysbuktan biliyorum' dedi? çünkü osursam feysbuktayım. çünkü ben hala araf'a gidiyorum. (balkan kafası dans etcek başka yer olsa ayak altı giderim belki) çünkü hala genç gönüllüler bütün dünyayı tog'lu sanıyo.

kimdiysem, kimleydiysem, ne yapıyodumsa geçti artık. 10 senede bir iğne topuk platform taban botla giyilen bol paça kotun üzerine kürk yelek moda oluyo diye biz de 10 senede bi ille varoş mu olcaz? bi kere giydik geçti. el örgüsü süsü verilmiş annane hırkaları da moda 10 senedir onu niye giymiyoz?

bak dayak yiyen kız oteli inletmiş, şimdi kendine dönüş bileti bakıyo ben de odama geldim pijama giydim, blog yazdım dişlerimi fırçalayıp yatıcam.

bu arada ayaamda bi çıkıntı oldu ya platin pörtledi ya da kemik çıktı. bittikkk :S

15 December 2011

bazen karı gibi hesap tutup sonra da çıkan bedelle yüzleşebilmek için biraz bahane biraz da olanları gıdım kadar da olsa anlamlandırabilmek için bazı sebepler bulmak lazımmış. buldum da anlatasım yok. sebebim, bahanem mırzırım çok, belki bi gün anlatasım gelir ama bedelim şu: yalancı, gelgit akıllı eserek orospu biraz da çıkarcı olduğuma gerçeğiyle şakacıktan laf sokmalarla oynaşarak değil her sabah bunla uyanarak kendime inanarak yaşıyorum artık. içim rahatladı biraz. iyi olmak aptalların mesaisi aq, o kadar vaktim yok benim. okğğuyom ben yaaa!

rüyamda ak sakallı dede gördüm, dedi ki: kapı eşiğinde iyi dileklerle adımı anan arkadaşlarım da var :) valla laf sokmak için diil bunu yazışım. hep başkaları götboksıç olmiicak ya neslim biraz da dön kendine bak hikayesinin dersi bunlar. herkesin başına gelio. sıra sende. kendisine iman ediyorum şimdi, elindeki asasının şeklinden kolye ucu yaptım azcık lanetleneyim diye boynuma taktım.

bu geldi bu oldum n'apim. herkes kadarım zor olan bunu farkına varmak oldu ama oldu. yaşasın halkların kardeşliği.


bir süredir kendimi beşiktaş maçlarını heyecanla izlerken buluyorum. fenere küskünlüğüm nefrete mi dönüştü ki beşiktaşa kalbim atar oldu bilemedim. sevgili aldatmış, anneye yalan söylemiş işi yürüsün diye arkada iş çevirmiş bi insanın bi gün takımına küsüp başka takıma içinin akması garip olmasa gerek.

iltahaplanmış sinir uçlarının da etkisi olabilir tabi ama bi yandan da herşeyi beynimin yanmasına bağlamak biraz ayıp olur diye düşündüm, ne de olsa dışarda hayat devam ederken herkes kendi hikayesinden bildiğini yapmaktan, olduğunu yaşamaktan şaşmıyo :)

yine de sarı lacivert kundağım aşkına 'yarraaaaamıı ye fener yaraaaammmııı ye fener yarramı ye yarraaamı ye fener....' duyunca içim bi sızlamıyo diil. 52 kg oldum biraz totom jöle gibi oldu bıngıldıyo azcık. esneme germe hareketleri yaştan kelli yavaş sonuç veriyo ama ekmeğini yiyorum alla şükür.

beşiktaşım  gücüne güç katmaya geldik :)

13 December 2011

bu oğlanları anlamakta güçlük çektiğim bi dönemdeyim yine :) 

06 December 2011

aile ve anadolu yakası yaşantısı... 


12 yaşıma kadar her hafta kokoreçin dünyanın en güzel yiyeceklerinden biri olduğu iddia edip 'aazının tadı olsa burnun  bokunu yerdin' diyerek de bi de üstüne gaza getirmek oyunlarıyla manasız bi baskı yapan babam bana geçen geçe yediğim acı ekşi çorbanın içinde çok fazla soya fasulyesi olduğu için 'soya genetiği en çok değiştirilen şeylerden biri, sen cahil misin nasıl soya yiyosun?' diye celallenince minibüs caddesinde sinyal veren minibüs görmüş kadar şaşırdım, heycanlandım, yadırgadım.

sen zamanında beni kokoreç yemem için zorlarken cahil miydin? diye sorasın geldi. çocuk yaşta çocuğu olunca insan, olgunlaştığı vakit böyle gel gitler yaşayıp ne dediğini bilmez halde olabiliyomuş demek ki. üzerinde durmamak lazım. 

02 December 2011

bugün bi homoluk, bi iç sızlaması, bi özleme...
olmasın n'olur!

25 November 2011


o iş olmaz hacı diyesim var leonard'a.  

12 November 2011

kaşımaktan her yerim yara olamk üzere. bi sırtım kısmen iyi. oraya elim çok yetişmio çünkü. uçaktan iner inmez doktora gittim. bana öcü gbi baktı doktor. allahtan yüzümde bişe yok. üstünde bişe gezmiş olabilir dedi :) sen de gez doktorcum üstümde diyesim geldi. allahtan demedim. yapmadığım şey değil. şahane bi iğne yaptı. kaşıntı falan yok şimdi. ilaçları alıcam 2 gün geçmezse yine gitmek lazımmış. gelir gelmez herşeyi makineye koydum / ama yıkamadım :) 60 derece ve üstü olmalıymış. bu sabah stockholm'de bi çocukla tanıştım. onun arkadaşlarına da olmuş geçen hafta. bi salgın varmış. eşyalarını yıka dedi :)

kenan'ın üstünde nie gezmedi acaba bu böcekler? dün gece o mal uyurken ben aşaaa indim. 44 yaşında olduğunu idda eden ama bence 24'ten fazla olmasına imkan olmayan biriyle tanıştım. şahane sarhoştu öyle ki sallanarak konuşmasının yanı sıra nereye baktığını anlayanın etrafında, 4 küsüre bölünce türk lirasını heasbedebileceğin kron işaretleri yanıp sönerek 'bu geceki ödülünüz bu'' diye yazan levhalar beliriyoudu. bana isa'yı ne kadar sevdiğinden bu sevgiyi anlamak için henüz çok genç olduğumdan falan bahseti. sonra ısrarla hostelin kapısını açmamı rica etti! benden. 1 saate yakın sohbet!endik. giderken bana aslında şu anda beni boğarak öldürebileceini ondan korkmam gerekitiğini söyledi. ama isa'ya inanmak için doğru zamanı yaşamam için bana bi şans daha verdiğini ve ölmeyi hak etmeyecek kadar katolik bir italyana benzediğimi söyleyerek yanımdan ayrıldı :) bence paltomun kapşonu yüzünden beni katolik sandı... neyse bu onun kendi kavgası.
iyi geldi soğuk hava. bi kendime geldim, tabi gecenin 12'sinde eve gelip kaloriferin yine hava yapmış olası başka türlü soğuk hava etkisi ama olsun. 25'inde bu cihangir macrası da bitiyo. nerde bitiyo onu henüz bilmiyorum ama bi süre 60 derece ve üstü çamaşır yıkanması gerektiğinde deterjanı nereye koymam gerektiğini bilmediğim için utanç duymayacağım. çünkü nezihe abla çamaşır makinesini bu dünyada en efektif kullanabilen temizlik ablası bence.


10 November 2011

geldiğimizden beri ilk ve son kez kenanla takılalım dedik. helin'i aradık. helin bi geldi hüngür sümük ağlıyo. siktiğimin van'ında bi arkadaşı otlede göçük altıda kalmış hala haber yok. bişe hissedemiyorum abi artık böyle durumlarda. sinirden her yerim kasılıyo sonra sikiiim diyip geçiyorum. ne aklım kaldı tüm olanları alıcak ne ruhum duyduklarıma kırılacak... aq!

neyse sonra kös kös takıldık. oskar'ın mutlaka gidin dediği göttt street'e doğru yollandık. önce fizibilite yaptık. sonra dünyanın en boktan hot dog'ını yedik. günlerdir sürekli bi takım mekanlarda bi takım menülerden cici yemekler yediğimiz için leşe bağladık. 7eleven'da yemek üstü kahvemizi ice age oyuncağı veren kinder eşliğine içtik. fizibilite esnasında gözümüze ilk kestirdiğimiz bara girip biralara dalıp o senin bu benim dedikodusu yaptık elbet.

bu akşamla ilgili bazı hayal kırıklıklarım var.
1) buraya gelmeden önce tam olarak tarif ettiğim en sarışın en jilet en geyik isveçli çocuk yazması oldu. aa i've been in turkey so many times 'çok iş az para' diyen bi grup züppeyle tanıştık. marmaris alanya falan dedi. muhtemelen alanya'da marmaris'te rus siktiler ki 'çok iş az para' demeyi biliyo türkçe. hemen toz olduk :) ama bu arada 'how to say i wanna make love with you in turkish' falan dedi. koştuk biz de kaçarken :)

2)adını şimdi yine unuttum (mesut diyesim geliyo da diil) ama geçen gece tanışıp şahane fırlama olduğunu düşündüğüm kesin öpüşürüm diye simasına tik attığım bi çocuğun aslında saftiriğin teki olduğunu ve bu dünyada heralde bi babamın çakmadığı ck'ya çaktığını öğrendim. (kenan anlattıkça anlattı. sus yeter dedim. olm ben baştan söölim de sonra bana nie söölemedin deme falan dedi :)) kısmet diilmiş.

şimdi tüm bunlar bi yana en önemli derdim vücudumda çıkan ve deliler gibi kaşınan küçük kırmızı noktalar. dün gece koca bi löp kırmızı et yedim. kesin ondan. biz gelirken sigorta yapmayı unuttuk. gelemeden önceki gece internetten yapalım dedik ama o gece diil internetten sigorta yaptırmak chat bile yapamayacak haldeydik ikimzde. sonra bugün oskar benim için bi sigorta yaptırdı ama doktora gidecek vakit olmadı. yarın gece koşa koşa doktora gidicem. bu arada kırmızı bana hiç yakışmıyo bence.

bi tarafım da ya uyuz oldumsa diyo. 1 hafta önce nazlı'yla yattım ama o uyuz olmuş olsa söölerdi. ya da? sölemezdi, şu an aklında olan en son şey uyuz olması olabilir ya :(

ahahaue bi de, bira içtik kenan zuuurraattkğğğ die geğirip utandı ve dedi ki ''şimdi türkçe konuşuyoz ve bizi kimse anlamıyo ya geğirindiğimde de kimse anlamiicak sanıdm boş bulundum''...
hehahauehueheuehuehu. bi kamre gerek olanları anlatmak için bazen kelimem yok!


şimdi daha fazla kırmızı leke edinmeden içinde bulunduğum sağlık koşullarına şükredip yarın geceye kadar bu tonlara yakın kırmızılıkta kalmayı diliyerek yatmaya gidiyorum. bi tshirt gördüm üzerinde how to draw owl? falan gibi bişe yazıodu. almak farz. ofise asıcam okuldan mezun olduğumda. artık kim giyerse. haa bu arada esin sende sweatshirt'ün var die msj atıcam. unutmiim.


içimden geldi bi de bu...  

gösterip vermemek!le bakıp da görmemek arasındaki yer:
bakmazsan alamazsın! da olabilir,
kör müsün daha neye bakıyosun da olabilir
almayı bilsen bön bön bakmazsın da olabilir
versem alabilir misin de olabilir
alamasan da gör yere de olabilir
verdim almadın ki de olabilir
gördüm ama vermeye değmez de olabilir
baksan bile aldığına değmez olabilir
versem versem görene veririm olabilirm 


sonra şöyle yazdım tivikır'a: gösterip vermemek!le bakıp da görmemek arasındaki yer sadece ergenlerin rezervasyonsuz girebildiği bi dilemma ki herkes giremez. amin


meğerse aynı esnada başka bişe olmuş ve bu tivik cuk oturmuş benim tivike ve sanki ben cvp veriomuşum gibi olmuş. nazlı dedi de aydım olaya. ve hemen sildim hemen elbet. bu ara pek moda silmek söz konusu arkadaşın kendisi olunca. n'apalım abi. buysa budur. yoruldum valla olmayan olamayan ama hep durduğu yerde duran hallerimizden. kafada kur yap işlet devret.  testa ai piedi

08 November 2011

burda hayat çoook yavaş :) lsu ofiste saat 15:30'da iş konuşmanın yasaklandığı geleneksel kahve içmece var. kurabiyeler şekerler mumlar... herşey nizami, olması gerektiği! gibi. medeni. konuşurken söz alıo olm insanlar burda. şakaaa

saat 17:46 denmişse o otobüs 17:46'da gelir. 

bin kerelik tecrübeyle sabit ne italya'dan ne portekiz'den... çıplaklığı dert edinmeyip en cömert davranan kuzeyimin insanı. 4 yıldızlı otelden bozma hostelimiz adeta bir cennet. koridorda duştan yeni çıkmış ıslak çıplak üçgenler :) (ve daha da iyisi sarışın değiller)

ve elbette girdiğimiz ilk italyan restoranında sipariş verirken bize nerelisiniz diye soran konyalı kardeşim. a pardon kulu'lu :)

gündüz iyidi ama gec s.ke s.ke giydik yünlü çizmelerimizi ve eldivenlerimizi.

şimdi hazır ekiple başladığımız toplantının selametinden emin olduktan sonra tek gündemim elbette buraya gitmek. 
muhafızlar yakalyınnnn :) tayfaaa ateşşşşş! 

evet yine yeni yeniden stockholm. saat 19:00'da 23:00 sandığım şaane şehir. bi düşündüm yaşanır  mı burda die? burda doğmuşsan evet ama bi kere yemişsen sağın solun tozunu! olmaz olamaz. doğasına aykırı bünyenin. iki votka içer dönersin anca

pastilimiz theraflumuz her daim cebimizde 3 gün takılmaca... bu arada kenan'la başka türlü tanışıyoruz. birlikte yolculuk en uygun egzersiz bunun için. artık daha çok eminim kendisi insan değil bir belirli etkinlikler ve davranışlar abidesi. düzen kumkuması. 

kur ir mana maya?

07 November 2011

akşam hakanla kösüp biraz maçların geniş! özetini seyredip biraz bilbao-barcelona maçına baktık. maçın son 7-8 dakkası şahane geçti. böyle futbol olsa keşke hep.
akşam eve gelince düşündüm. bilbao-barcelona maçının heyecanı ve futbolun futbol gibi oluşu bu hayatta ne çok şeyden yoksun olduğumu hatırlattı bana. çünkü tam o esnada
mesela fb tv'de seksenbininci kere 6 kasim şerefine! fb-gs maçının tekrarını veriodu ezikler. geçti olm o maç.
mesela kanal d'de incir reçeli isimli sikik ''hiv+'im ben yani bi nevi aids'' replikli salak film yayınlanmaktaydı
mesela birsürü tanıdığım sevdiğim insan vanlı kardeşleriyle bayramı kutluyo!du. çok güzel fotolar var feysbukta tivikırda. gurur! duydum.
mesela tam o anda birileri lazlara kürtlerin deniz görmüş versiyonusunuz siz dediği için kavga etmekteydi
mesela ben türk parasını dolardan mı sek'e euro'dan mı sek'e çevirirsem daha az zarara gireriz hesabı yapıodum kenanla telefonda
mesela annem akşamdan beri 4. kere beni arayıp 'nesli bak sakın içme çocuum arabayla çıktın çok yanlış bişe içkili araba kullanmak' diyodu.
mesela nazlı kardeşimiz henüz adapte olamadığı doğal ortamından 'abi ..... ' diye cümleye başlayıp konuşmaktan utandığı şeyleri susarken bir sonraki rotasını çizmiş kafasında bana yol tarif etmeye çalışıodu

mesela...
hepimiz homoyuz demiştim dün. görüyorum ve arttırıyorum: mesela
hepimiz olabildiğimize inandığımız kadar'ız dersek hata, büyük hata etmiş oluruz. kAdAr çok sakıncalı bi kelime.

06 November 2011

çok içtiğim geceyi takip eden 24 saatte küre girdiğimde kafaların en iyisini yaşıyorum. cümlelerim tane tane, elleşmelerim içime değe değe... öpüşmek her zaman en sevdiğim etkinlik  zaten :)

29 October 2011

kusmuk! dün gece bi arkdşm 'biri kusarken öyle tazzikli kustu ki bahçeyi suluyo sandım' dedi. maşallah amin. 
kırılma çünkü sen zaten umarsız duygusuz inatçı doğrusu yanlışı belli olmayansın. öznesine sormadan varsaymak en bildiğimiz en sevdiğimiz. kafa kafaya verip birbirinize kurulurken bana mı sordunuz aq? 

25 October 2011

ya paranoya bulaşıcı ya da bulaşmaktan paranoyaya bağladık! hayırlara vesile. amin bismillah. şimdi de adresi girmek için 3'e basın. alo?

07 October 2011

şimdi bi şarkı dinliodum farkettim ki ben de dahil olmak üzere etrafımdaki herkes olmayan şeyler için ya da olmasını istemediği şeyler olduğunda viklenio.

olmayan şeyler için viklenmekle olmasını istemediğin bişe için viklemek arasında ne fark var? olmasını istemediğin bişe olduğunda aslında bi şey olmuştur ama senin istediğin olmadığı için olmamıştır. olmak ne aq?

neyse aslında ben şey diicektim: olm insan olmayan bişeye nie viklenir ki? kendi kendine konuşuyo gibi hissetmiyonuz mu öyle zamanlarda? siz deli misiniz? ben diilim mesela :)

02 October 2011

hiç bişe konuşmadan, kendince varsayıp sırf uzak kalındığı için kafada kurup ''vay anasını demek öyle olunca böyle oluyomuş'' cümleleri kurmak sonra bi de nazik olmaya çalışıp ima dolu mesajlar vermektir belkide terketmenin en kolay yolu!

çok yalnız bırakıldığımı hissettiğim zamanlarda ben sanmıştım ki bazı durumlarda mesafe yakınlaştırır hatta bağlar eksik kalanları. demek ki neymiş? o pantolondan öyleymiş sana nesli!

çünkü günün sonunda bendim kafasına eseni yapan ve işleri kolaylaştırdı belki de 'siktirip gittin' diye serzenişte bulunmaya arkamdan.

şimdi kimse-ler-le birlikte uzaktan uzağa nasıl görülmek daha kolaya geliosa ordayım ben! tavşan mavşan farketmez :S

01 October 2011

ilk defa tek ve boş kaldım bugün... veeee hayırlı olsun! şimdi susamıyorum. delgadina kafası geldi sandımdı meğerse kafası diil kendisi gelmiş.
bi laf şimdi daha çok seviyorum ve yetkililere süslenmek istiyorum: o sana pantolondan öyle geliyor!

http://www.buradanyetkilileresuslenmekistiyoruz.com/ 

28 September 2011

dün karının biri hoşlandığı çocuğun benle kırıştırdığını düşünüp elemandan da karşılık alamayınca gelip bana kaynadı sarhoş sarhoş. anamı sikti vır vır! pisişiğe bağlayıp 3 soruyu belki 100 kere farklı şekillerde din dersinde sözlü yapan hoca tadında sordu da sordu. duymak istediğinin peşinde olunca insan her çeşit acınası duruma düşmeyi göze alabiliyo demek ki! merak ettiğim şeyse şu: duymak istediği şeyi gerçekten yaşamak istiyo mu? peşinde olduğu şey duymak istediğini alıp haklı olduğunu anladıktan sonra gururunun yerlerde olmasına aldırmdan (belki de yerlerde olan egosu yüzünden kör-leş-tiği için) devam mı etmek acaba? ben de o çeşitten olmak istiyorum.

ben ki hayatımda tanıdığım en dokunmadan mutlu olamayan, iletişim kuramayan... şimdi insan denen osuruklu varlıkla göz göze gelince bile miidem bulanıyo.

son zamanlarda en çok düşündüğüm şey bi insanın psikolojik olarak mı yoksa fiziksel olarak mı taciz edilmesinin daha can yakıcı olduğu?

son sözüm: teşekürleeeer türkiye bizleri seçtin diye bizleri seçtin diye :) turkcell gözümü bu reklamlarla boyayıp beni düdüklemeye devam ederken daha altında binbir çakallık olduğunu bildiğim halde hala kendisinin müşterisiysem bu onun başarısından çok benim mallığımdandır.

saygılar
adım nesli!

24 September 2011

bana kim öğretti insanların ağzının ortasına bi tane yapıştırmak ayıptır diye? anne senin aq!
baydım yeminle
..... dönerken aynı zamanda kendi etrafında da dönebilen dünyanın aq. bu kendi etrafına dönme olayı çok acayip bişe olm. ööle sik gibi dönüyon kendi etrafında. arada bi dönenin kendin mi yoksa dünya mı olduğunu da unutmak tuzu biberi. yavaşşş yemek lazım acıyı sonra çıkarken acıtıyo diolar. son zamanlar en keyifli seremonim acıları löp löp yemek sabaha karşı, çıkarken bi kere bile acımadı ama. ne iş. giren bana mı ki çıkarken acısın. sikimde bile olmaz kaldı ki sikim bile yok lafını bu yaz başı çok sevdiydim ya. ne iy etmişim. siki olanları da gördük ayrıca.
bu yaz bin kere bisikletten yola uçuş çatıdan terasa düşme merdivenden kayma kazam oldu ya bu akşam farkettim ki hepsi de kafamı ya da kolumu sinirden 'bi camdan içeri sokup çıkaramam inşallah da kopar die' dua ettiiim zamanlardan sonra olmuş. şimdi ben kendime bilemden zarar mı vermiş oluyorum? yok! zarar vermenin ne olduunu söölim başka kelimelerle: kendini dünya kadar sanıp dönerken etrafındaki herşeyi yıkıp döktüünü bile farkına varmadan şuursuzlaşıtığında hala cümlelerine ...ama ben ne yaptımsa bi zavallı olduğum için yaptım senin de amına koyarken farketmedim diye kendi söölediğin yalana herkesten önce inanmaktır. insanın kendi sööledi yalana inanbilmesi kadar da şık bişe yoktur en bencilinden... şimdi dama çıkıcam inerken de düşmiicem terasa. sonra aşşa inip bisiklete binicem, uçmiicam yola çünkü kaskımdaki aynayı kullanıcam ortaköyde araba sıkıştırırken. demek ki neymiş: birileri sıçarken acıyo diye herkesin ki de aciicak die genelleme yapmamak lazımmış.
göt de olsan sonunda delikanlı kalabilmek lazım. tanıdığım büssüürü göt ama delikanlı gibi göt insanlar var neyse ki :) yüzlerini unutmuş olasam da hala ordalar 

23 September 2011

Şimdi derin bi nefes alıp son 24 saat içinde neyin -nelerin peşinde olduğunuzu bi hatırlatın kendinize. Derin bi ne nefes alın ama sakın bırakmayın. Aklınıza getirdiğiniz her ne/ler varsa...

İşte onlar var ya

YEMİŞİM .......
derdini
işini
aşkını

yalanını
tribini
gündemini
peşnde olduğunu
vırvırını
ofunu pufunu
raporunu
sınavını
planını
takvimini
sana göre olanını
bana gireni çıkanı
görüp de görmezden geldiğini

Şimdi bırakabilirsiniz. Herkesin tuttuğu kendineydi

16 September 2011

kalkışta inişte ve kemer ikaz ışıkları yanarken kemerimin bağlı koltuğumun dik ve masamın kapalı konumda olduğundan emin olmam gerekitği konusunda gayet ikna olmuş durumdayım. hatta kendi güvenliğim için oturduğum süre boyunca kemeri bağlı tutmakla ilgili de hiç bi derdim yok. el bagajımı baş üstü dolabına ya da koltuğumun altına çıkışları engellemiicek şekilde de koyma konusunda çok hassasım. ancak neden iniş esnasında güneşliği açtığımızı anlayamıyorum. herşeyin olduğu gibi bunun da bi nedeni var-mış

bazen önerileri değil de öneriliş şekillerine çok takıyorum. ortak kullandığımız tuvaletlerde ''tuvalet kağıtlarını çöp kutusuna atmak'' ve ''kolzete tuvalet kağıdı atmamak'' şeklinde iki farklı şekilde kurulan rica cümlelerinde olduğu gibi... tuvalet kağıtlarını çöp kutusuna atın diye yazan bi işletmeyle klozete tuvalet kağıdı atmayın diye yazan bi işletme arasında müşterileriyle kurduğu ya da kurma ihtimali olduğunu düşündüğü ilişkiye istinaden bi seçim yapma durumu var mı? (aslında burda bi soru daha var: işletme nerede hangi hizmeti hangi sınıfa verio... offf deliriom galiba) ya hiç bişe yazmayanlar ne oluyo o zaman? 

bi de bu akşam asgari ölçüde dini patiklerini yerine getiren müslüman bi kadının içki içip çakırkeyf olmuş bi erkekle sohbet ederken ne kafası yaşadığını çok merak ettim. benim biraz geri kafalı kitapsız insan kafası yaşadığım kesin de diğeri de şahane fantastik olsa gerek. farkedip sonuna nokta koydukları +1500 fact daha vardır heralde. afferim onlara. bi de +1500 illusion da promosyonu oluyodur belki. fact ve illusion birbirine denk gelen kıyaslamalar diil ama burda... siktir et! ayrıca neden ingilizceler onu da bilmiyorum. derviş'e sormak lazım. 

sormak lazım gelen başka şeyler de var. söz konusu özne her kim ise
whatever i say it's alright ya da whatever i do it's all good 
olmasa olur mu? öye olduğu için değil kabulün olma ihtimali olduğunu düşündüğüm için sorasım geldi. 

bi de emin olduğum ama zaman zaman katılmadıklarım var. 
silence is (not?) the way

bi de hak verdiklerim var. yine söz konusu özne her kim ise
i'm a stranger in this town 

susarken çıkan sesten kulak patliicak gibi olur mu be?


08 September 2011

2 gündür bi homoyum ki sorma gitsin... bööle arada bi içlenip ağlamalar yok efendim 'aman da hayat nelere gebe bak başımıza neler geldi, halil'i kesss koca adam olmuş' nağraları falan!....

tabi bütün bunlar olurken gerçek dünyada nesli nesli olmaya devam ediyodu unutmşum. halil'i evde bırakıp hostele dönerken bi yandan ağlamiicam ulan sikerim ne bu homoluk diye kendimle kavga edip bi iki duvar tekmeledikten sonra mr ikna ile kisa bi telefon konuşmasından sonra kendime geldim. bu esnada her köşe başında durup vitrin baktığım için kaybolduğumu biraz geç anladım. saat 10 buçuk falan olmuştu ve bahariyeden bozma ankara kılıklı sokaklar elbette bomboştu. sonra iki çocuğun yanından hızlıca geçerken almanca konuştuklarını ama cümle içinde 'zaten' 'araba' gibi türkeç kelimeleri duymuştum. tam çocukları geçmiştim ki sanki fransızca konuşuyolar gibime geliyo dememe kalmadan biri 'yok oğluumm fransız diil bu karı' dediklerini duydum. veee yine kafamın içindekilerle birlikte muhakeme yeteneğimi de kaybedip 'acaba bana bişe yaparlar mı' sorusunu düşünmeden 'yürü git lan' diye bişe çıkıverdi aazımdan.

sonra haifi gergin hafif komik 1-2 diyalog... gecenin sonunda bi rak barda oturmuş gençlerle ısmarladığım biraları içerken 'abla sen de bayaa bi erkek gibi çıktın' falan diyolardı.

şimdi fotoğraftaki gibi durmuş 'ulan koridor korkum yüzünden kaldığım hosteldeki asansörü nası oldu da 2 gün sonra farkettim, sik gibi her seferinde 5 kat çıkıp nefes nefes kaldım'' diye mal mal düşünüyorum.

nerde kalmıştık neslicim?
mmm şey... bi hayalim gerçek olmuş gibi hissediyorum :)
belki de hayalimdi ve ben hiç farketmemiştim... 

07 September 2011

günlerdir bu sabah havaalanında olabilecekleri düşünüp biraz sızı biraz korku mıkırdanıp durmuştum. halil paşa çekin yaparken pek şebeleğe bağlayıp esin'le beni kopardı gülmekten. gelene geçene laf atma kafasıyla heycan var ama delikanlı adama komaz ses tonu arasında bi yerde gidip geldik. çekin yapan kızı çapkın bakışlarıyla tavlayıp acil çıkış pencere kenarı kapınca da pek keyiflendi. (sonra acil çıkışta pencere olmadığını göürnce ''ben sormaz mıyım o çıyana'' diye söylendi ben de çok eğlendim)

yorgunluk gerginlik totoda meme yapmış, acılar içinde kıvarndı inince. patlatsak mı kendisinin patlamasını beklesek mi derken akşamı ettik. biraz uyudu iyi geldi.

evi şahane, odası pamuk :) yatağım da rahat dedi. ohh mis. cevabı çok basit ama anlaması pek güç bin tane sorusu var kafada. neyse ki hepsini soruyo, her derdini de delikanlı gibi dillendiriyo. bu hayatta halil'den çok önemli bişe öğrendim ben: korktuğunu da pat diye söylemektir delikanlılık :)

yolda tutuluyo bazen, tipe bak çay gelsin falan diye atar yapıo sonra kendi kendine buraya gelirken söz verdim kendime kimseye bulaşmiicam diye söyleniyo. vitrinleri, türkleri ve geyleri biraz kıro buldu. 'bu ne abla yaa' diye sora sora mahalleyi gezdi. sesimi çıkarmadım. ne diim iç sesi benden baskın adamın. yarın gitmeden bi bağlama çekmece yeter de artar bile.

meğerse sabah havaalanında o sikik pasaport şeysinden geçmek diilmiş zor olan. asıl zor olan akşam yemekten sonra elinde sözlüğü cebinde anahtarı mentoruyla eve göndermekmiş arkamdan melül melül bakarken :) ben de gittim verdim kendimi jegarmeister'a! yarasın

alibeyköy merkez

03 September 2011

gün içerisinde esnafla minibüs şoförüyle mekan sahibiyle yaşanan komik diyaloglu çeşitli rezillikler :) bu sefer ayakkabılarımı mekanda unutmadım ama sanırım cüzdanı gözden çıkarmışım. neyse ki gözünün içine bakmaktan kendimi alamadığım -''ille de bişe unutmam lazım'' hikayesini çoktan ezberlemiş olmalı ki- cüzdanı kapıvermiş masadan.
bazen kendimi durduğum yerin karşısına geçip seyrediyorum gibi gelio sonra da ''hadi kendini rezil etmekten çekinmiyosun yanındakini nie düşünmüyosun'' diyorum. yanındakini düşünemk!

tezgahtarı tutup eğlenmek için gecenin bi vakti girilen butikten elime geçen ilk ebiseyi kıyafetlerimin üzerine giyip denedikten sonra almak :) tabi gecenin devamı feysbuka girilen şöyle bi cümleyle devam ett:i kuytu yokusta beyaz takkelerden nasil kurtuldugunu hatirlamadan sahane siyah elbiseyle fit olmak :) sonra gelsin gece
dvd kiralamaya çalışırken daha ekonomik olacağı düşünülerek yapılan hesabı anlaayıp kasada duran adama ''ben biraz anlamakta güçlük çekiyorum ama zamanla anlarım alışırız'' diye açıklama yapmam

bazen bi sürü şey hayal ediyorum ama ne olduklarını kestiremiyorum kafası gelio. nası iş anlamadık ki! güzel işte biraz ben biraz diil çokça yabancı ama yine de en tanıdık... sikerim gelense benimdir diye beyan etmiştim zaten burdan çok uzun zaman evvel.

25 August 2011

can havliyel candan olmamak için kasmak ve can olanı yok saymak insanın en içinden gelen olsa gerek

içeri girince boş-muş gibi mi geliyo? siktir et zaten dolu-y-muş gibi yaptığın zamanlar da olmuştu 

yaslandığım yerden doğrulup biraz uca oturdum dirseklerimi dizlerime dayayarak 'çok kızgınım, hepsini ben yaptım' dedim. bravo bana :)

herşeyin bi kuralı var aq 'bu ounyu blie en az dröt hflari klemierelle onyayaybilirusn' 

anlamlandıramadığım bişe olduğunda şimdilerde en favori sorum 'bunu sana kim öğretti?' oluyo. öğrenmeyi unuttuğum durumlarda öğrenmek eylemi biraz tehlikeli olabiliyo!

ayfon vs bilekberi 

blog feysbuk ve tivikırdaki en sıkı takipçimle henüz tanışmamış olmam ne acı! neyse ki ben çok alışkınım bu duruma. dışardan bakınca 'en şey mmm nası desem siz biraz değişiksiniz' olmak hem kolay diil hem de herkesin harcı diil. ben böyle doğmuşum. next!

hayat boş pompla coş (derya kaş tatilinde bi teyzen duymuş)

bencilliğin kötü bişe olduğunu bize kim öğretti ooolum? bi de onu saklamak için erdemli insan olmak için kendini yok saymak yok mu? hastasıyım 

yazın kadın kışın erkek gibi giyinmemin ve anahtarı sürekli kapının dışında unutmamın bi nedeni olmalı

uyumadan evvel düşündüğüm şey uyandığımda da aklımdaysa uykumda da düşünmeye devam ettim demek mi oluyo bu?

kucaklarındaki poşete sarılı kurana sarılarak kursa giden çocuklar var heryerde 

aklıma gelen herşeyi hemen yapmaya yeltenmesem de biraz üzerine düşünsem 

popo çizgisi giderme jeli reklamında jeli övdükten sonra 'güzel görünmek sizin de hakkınız' diyolar. hakkımız olanı ne zamandan beri para verip alıyoruz ulan?


yeni olana verdiğim tepki: inkar etmek / korkmak

'hala sana hastalar arasında en cool benim, hiç bi zaman öyle pabuçlar giymem ama!'' neyin sidik yarışı acaba? bana dünyalar hasta, pabuçlarından bana ne?


02 July 2011


son zamanlarda yazı yazarken sıkça bişeye takılıyorum. ''acaba bu iki kelime birleşik mi yazılıyodu?'' diye durup durup yazım klavuzuna bakiyorum. halbu ki biliyorum. 

geldiğigibigitmek / geldigi gibi gitmek
tarifedebilmek / tarif edebilmek 
birlesikkelime / birlesik kelime 
sürevermek / süre vermek 
bedelödemek / bedel ödemek 
sırasıvar / sırası var

''otur kıçının üstüne ve yaz!'' dedi
ne yazcam lan gel sen yaz diyesim geldi :)



27 June 2011

cumaya gittim dönmiicem

öyle zorlandım ki bitirmekte... 1,5 seneyi oturup izledim mal gibi yüz kere.
62 kasetin kahramanları: bulut öncü, laden, erzurum emre - çetin ikilisi, pembe, kars hasan ve erzurum halk eğitim'deki ''bu afişleri hep ben yaptım'' diyen abi.
çarşamba günü de anlattım. bana dedi ki 'nası bi kadın o izlediğin görüntülerdeki?'
anlattım. sik gibi bi karı dedim. bu zamana kadar kendim için hiç kullanmadığım kelimelerle hem de! proje de bitti, filmi de...
en boktan kısmı 6. oldu. n'apim aq? içimi baydı duyduklarımı düşünmek. bööle yaşıyorum hayatı.
anlarken anlamamış gibi yaparak. sonra zamanı gelince anlayan gibi yaşamak daha kanırtıyo ama başka türlü öğrenmesini bilmiyorum. paket bünye meselesi. gece bisiklet turlarıma başlayabilirim yeniden :)

yemişim... yaptım oldu işte.
nerde kalmıştık?

26 June 2011

az evvel tog'dayiz diye post girdiydim ya...

simdi icim biraz rahat etmedi. ne silmek istedim ne de uzerine yazmak. tog'da çok cici bi ekiple tanistim, alamanya'ya gitceklermis. biraz blog konustuk, ne nasıl diye. o esnada da burdan bi post giriverdik.

saçma olmasın die yazayim istedim. simdi bööle yazınca da ''ulan nesli sanki yazdığım herşey çok makul da burda saçma olmasın die açıklama yapıon'' diesim geldi kendime :)

onur yürüyüşünü kaçırdım ama olsun... çok şaaane bi proje bildim bi de uzun zamandan sonra renkli bi ekiple tanıştım.

la şimdi deprem oldu gibi geldi. bittim!

tog'dayız
eğlenceli :)

23 June 2011

durarak hareket edilir mi?
hayata çalım atmaya çalışmak...
çalım atmaya çalışırken varoluşuna hayran kaldığın şeylerin peşinden koşarsın. sonra bi bakmşsın çalımın sahip olduklarına hayranlığın içinde rutin deparlar olmuş çıkmış. hoca sana kenarından bağırır, savunmayı açık bırakmayın diye. hocaaa hoca ne savunması gole gidiyorum ben diye diklenesin gelir ama futbol takım oyunu. kendi defansım kendi kıçımı kollasın gollerde takıma diil bana yazılsın derdin vardı madem tenis oyuncusu olcaktın baştan.

okulu hiç tek başına kırmamış birinin bunu anlaması mümkün mü acaba?

Ben okulu hep tek başıma kırdım hep de çok mutlu oldum. her zaman yapacak daha iyi bişeylerim oldu. taa ki benden gayrı güneşin kendine malik doğduğunu canım yanarak öğreninceye kadar.

... erkeklerin bi kadına haranlığıysa miyoplukları kadardır. sonra hemen bi iktidar kokusu yayılır etrafa gözlüklerini taktıklarında. o an batar ilk miyopluk zamanı anlamadıkları için hayran kaldıkları kıvrımlar, erkeklikleriyle boy ölçüşüldüğü sanılan mimikler, seslenmeler, delikanlılıklar.

ben miyopmuşum itirafı farklı şekillerde gelir sonrasında.

geç farıkna varmış olmanın ve yok canım olur mu öyle şey ses tonuyla ben nasıl miyop olurum şaşkınlığı arasında bi yerlerde şimdi bi gözlüğe ihtiyacım var diye ağlanabilir.

bende bi de astigmat varmış, baktığım yer meğerse pipimin ucuymuş mesafeyi tam ayırdedememişim diye daha bakınaklı bi yerde yeni bir bakış pozisyonu alınır.

sen de miyop oldun, iki kör, sağırlar olmadan birbirini eyleyemez diye ana yemekten evvel laftan ibaret salatayla karın doyurulur.

tam seçemedim bacım ben sizi benden yana göğe bakıyonuz sandımdı, o esnada annem geldi diyarımız meğer bağdat imiş itirafı yapılır. 

16 June 2011

başımıza gelen en ekstra olaylara tepkim ''biz başka türlü öğrenmiyoruz ki tabii böyle olacaktı'' oluyor. burda bi mantık hatası olmalı. ya başımıza gelenler en ekstra şeyler değil ben kendimi diğerlerine nazaran dünyanın merkezinde sandığımı farkında olduğum için ya da öğrendiğimi sandığım şeyi aslında öğrenmeyip sonrasında (s)anılacak bişey olarak cebime koyduğum için böyle oluyo.
bencil olmak ayıp diil. yani bence diil. bencil olduğun gerçeğini yok sayıp anlamsızca ''prensipleri olan olgun bi insanım'' resmine koşmak ayıp bence.

bişeyi çok istersin ama ilk istediğinde aslında gerçekten onu istediğini farkında olmazsın, şöyle de bişe var acaba benim olsa / ben o olsam nasıl olur diye sabahları ilk uyandığından çişini yaparken havadan bi yerden geçer ya o düşünce. sonra istediğini farkında olmama dolayısıyla da dillendirmeme durumu sürekli hale gelince, istediğin olmak için bişeylerden vazgeçmen gerektiğine ayarsın. sinsi sinsi gelir bu fikir. mesela, buralı olmaktan sıkılıp burayı terk etmeye karar verebilmek için her olanın batması, olanı anlamlandıramadan kendini uzaylı gibi hissetmek ve buralı olana bok atmak gitmek için gerekli motivasyonun %70'ini verir. insanız aq. tabi böyle olcak.
ya çişinle birlikte bu fikir de terketsin seni
ya da klozetten kalk ve kasetlerinin başına oturup şu videoyu bitir nesli

15 June 2011

kendi başıma yapamadığım ve genelde anneme ya da en yakında kim varsa ona yaptırdığım 3 şey geldi aklıma bu sabah:
haşlanmış yumurtayı kırıp düzgün soymak, bavulumu hazırlmak, tırnaklarımı kesmek...
ey huzur,  bundandır sanırım her sabah uyandığımda aklıma ilk gelenin sen olması...  

14 June 2011

deliler gibi çalışmadık halbuki...
çok pis düştüm. onca şeyi yine yeniden konuşunca içimden sürekli bişe ''dönmeden başa gelmek bu işte'' dedi durdu. 
dönmeden başa gelmek, hep orda olmak ama hep başka bi yerde durmak demek. 
tabi bi de 24 saattir başıma bişe gelmediğinden kurtlanmış olabilirm. bi hikayemiz atilla usta'nın gelip gelip bize menüyü sayması var. 
sonlara doğru konuşurken kekeledim artık! ardışık kekelemesi :) denize girsem geçer. gece dolunay var bu demek oluyo ki yüzmeden gitmemek farz oldu. 
esin'in köylü bi kadınla 6 yaşında kız çocuğu arasında bi yerde kaybolan ruh hali, kenan'ın hmmm'larla biten şaşırma dolu soruları... yuvarlanıp gidiyoruz 
bu şarkıyı son 2 haftada kaç kere dinledim? saymadım! hesap yapmıyorum artık

13 June 2011

şimdi kendimi biraz yalnız biraz abla biraz büyümüş biraz umutlu biraz çemberin dışında ama başka bi çemberin içinde biraz komik biraz tatlı biraz korkak biraz güçlü biraz yenilmiş biraz meraklı biraz heyecanlı biraz yeni biraz güzel ve biraz daha
kendim gibi hissediyorum :)

12 June 2011


sabah denize karşı bisiklete bindim. anadolu yakası bu konuda daha iyi bi yer sanırım. sonra ayaklarım çalışınca kafamın içi de hızlandı.
türlü türlüyüz işte :) keyifli oldu bu sabah...
geçen haftadan aklımda kalanlar:
a:.. pardon bakar mısınız
b: buyrun
a: eteğiniz çantanıza sıkışmış yukarı sıyrılmış
b:... aa çok teşekkür ederim :)
a: rica ederim. bacaklarınız çok güzel ama ben yine de bi söyleyeim dedim.

yemekhane sırasında kulak kabartılan bir telefon konuşması:
a:.... ben neden arayıp 2 senedir konuşmadığım birini düğünüme davet edeyim? o zaman hatamı kabul ettiğimi düşünür!

akm önünde beklerken:
a: abla bozuk paran var mı?
b: cık
a: hadi abla be n'olur!

bazen öylece durup izlemek kafi. nasıl varlıklar olduğumuz çok açık. gel-li git-li :))))
bazen bi siktir git diyesin gelio da kime diicen? karşındakinin orda olmadığı zamanlar var bolca. durmak lazım belki de bazen :) beklemek iyidir.

şimdi her nasıl olursa olsun, bazen sadece nefes alıp vermek kafi demek ki. ha pantolonuma sığmamışım ha evime ha içime!
bazen oluyo işte öyle. bisiklete biniyorum geçiyo. 

10 June 2011

gözümün önünden sürekli ''creating the movie... time remaining about 7 minutes...'' falan gibi şeyler geçiyo.  olur öyle aynı şeyi üst üste yapınca da neden bu kadar panik oldum onu anlamadım? elim ayağıma dolaşıyo ateş basıyo. sürekli bilgisayarın yerini değiştiriyorum falan! allam sen beni koru yarabbim. delirdim galiba :S 
şimdi bi rüzgar esti saçlarımı farkettim :) 3-5 telli tutam uçtu gözümün önünden. çağırdıkça gitmiyo olma hali var havada. gitmedikçe susyo. sustukça çağırıyo. çağırdıkça gelmiyo. gelmedikçe rüzgar esiyo. rüzgar estikçe küsüyo. küstükçe hep aynı cümle gelio.

aslında ben diilim saçları uçuşan. izlediği filmin hikayesinden çok kurgusuna takıp ''ah ulan ne zekice'' diyip içi kabaranım. birilerinin de şekilci olması lazım bu haytta. şekil olabildik -ci'si damda kaldı.

kendimi şımartmayı özledim kelimelerimle. içim burula burula -mış gibiyim işte. n'apim başka bişe gelmio aklıma. inanmazsam olmaz tabi. kısa cümleler kurarsam da... olduğumdan değil, olmasından korkup olduğunu varsaydığım şeyden kaçıomuşum. o ne be?

saçlarım sigara koktu! sen kokma ben kokucam die inat edip koktu işte. ne boksa o işte. namık kemal'in de elleri kocamanmış. ama öyle uzun ince parmakları yokmuş galba. dedim hacı o zaman namık kemal diil allahı olsa da dokunamaz pamuk gibi, hissi de yumuşacık olamaz kokusunu sana geçirirken. o anca yazsın dursun, bana değmedikten sonra s.kime kadar yazar anca kaldı ki s.km de yok. şimdi düşündüm de hacı, nası oluyo bu değme işi ya? öyle koku falan! ne iş?

neden yalan girince hikayeye bilmeden hissediyorum yaa? içime sokiim! ne güzel inanıyoduk işte aq!

gökdağ bi bira getirmişti. bok gibi! şekerli. ''tuborg gold'' yasaklasınlar satışını. şarap yapcam büyüyünce. salonumun ortasında kocaman eski bi masa olcak karaf hep üstünde. içi de hep dolu. misafirlerim gelsin tatsın. beğendiklerinden alıp gitsinler. ben de böylece daha fazla düşünmek zorunda kalmam bu kokan neden bu kadar güzel diye!

bak yine rüzga esti :)

05 June 2011


arkadaşlarım bişe söölediğinde anladığım şeyden hoşlanmadıklarında ya da anlatmak istediklerini anlamadığımda kuyruğu kapıya sıkışmış köpek gibi havlayıp üzerime saldırdırıp beni ahmaklıkla suçladıklarında, onların aslında beni değil kendi çemberlerindeki yerimi sevdikleriyle yüzleşme fikrinden hiç hoşlanmıyorum. kırılmak bööle bişe bende. 

31 May 2011

kelimeler vardır. bazen asla cümle olamaz diye bişe geldi aklıma.

allam ben kıro homo biri oldum yaa. koşarak uzaklaştır beni burdan
dilek ve şikayet kutuma şikayetimi bildirmiştim. her ayın 1'i ve 15!inde açılan kutuya şöyle bi şikayetim olmuş:
''şikayetim var ama neyden olduğunu bilmiyorum. bu durumdan şikayetçiyim. tanrı yok ki''

bazen gerçekten ''cmd f'' lazım bana 
bazen ardışık bişe izledikten sonra kelimeleri düzgün söyleyemiyorum. ya kekeliyorum ya da harfleri yutuyorum. artık video editledikten sonra da beynim kekeme oluyo, açılmak saatlerimi alıyo :) srona bu kdaar oasmla blie yzaı yzraaekn hfraerlin yerini karıştırıyorum. karnım acıkıyo... tam karnım acıkmışken konumuzla ne alakası var dedirtecek sorular soruyo birileri kafam karışıyo yemek siparişi vermeyi unutuyorum.

bi kere okuldan dönerken iskelede özgün'ün babasını görmüştüm. yanaklarımdan öpüp kızım baban ne iş yapıo demişti. o zaman da kekemelikle açlık arası bişe hissetmiştim. söz konusu amca evde çıplak ayakkabı boyayıp, arabanın fren balatalarını değiştirdiğimiz için siz ne kadar çok frene basıyosunuz yaa die bizi azarlamıştı da...

anlamaya çalışmasam daha hızlı hareket edebilirim. yine karnım acıktı ama bu sefer işin kötüsü yemek söylememiş olmama rağmen az evvel sipariş verdiğimi varsayıp beklemeye koyulduğumu farkına varmam 45 dakika aldı.

geçen gece dans ederken de harflerin yeri karışmıştı. sipariş veremedim 45 dakika da bekleyemezdim zaten acıkmamıştım da... kekeledim ve tabii ki ben dahil kimse anlamadı :)

27 May 2011

sebep dediğin

arayıp bulunamadıkça
aranası oldukça
makbuldendir 

19 May 2011

sabah sabah yine kafam çok karıştı ve hemen ardından ishal oldum tabi. bu yeni moda. kafam karışınca içimde kalanları götümden salmak yani. erkenden kalktım meydana kahvaltı yapmaya indim. hala sabahın o saatinde bu kadar trendy, ayık ve full NORMAL! görünmeyi nası başarıyo bu mahalledekiler diye belki 50. kez düşünerek kahaltımı yaptım gazetemi okudum. sabahları meydanda kahvaltı yaparken de hep içimde bişe sıkışıyo yoldan geçenlerle yolda oturanlar arasındaki anlayamadığım farklılığa takılıp kalıyorum. neyse. kalktım nalbura gittim. dönüşte nalburun karşısındaki kendini antikacı sanan eskici dükkanının sahibi sırrı süreyya önder posterlerinin etrafına onlarca türk bayrağı yapıştırmış son rötuşları yapıo ve bağıra bağıra söyleniyo: pkk'lı bu orospu çocukları hem de yobaz. laiklik elden gidiyo bunların yüzünden..... durdum. baktım. içim sıkıştı yine karnım burkuldu bişe diyemedim devam ettim yürümeye. ezik hissettim bi de. eziğim ya şimdi burda söölim o zaman: elden giden bişe varsa eğer kesin sizin gibi antikacı geçinen eskici bozuntusu 3. sınıf vitrin meraklılarından gidiyodur. elindeki bant diline yapışsın da konuşamaz ol!
şimdi geçer ishalim :)

14 May 2011

iyi - dğrou - uguyn zaamn odluğnu ialn eidp ykıa dköe irlelyeen, ilerlemekle de klmaaıyp kdırklarının dğeil ama ymapdkaaılarının ''to do list''ini akrnaladıra bkıraan canlılardanız biz. ben o ''to do list''leri yrpaak byüüüdm. şimdi kırık pçaraalr her yerimi ktsei, kesilcek yirem kalmadığı gibi içimde kan da kalmadı. hep ksmie bdeenn nereft etmesin, kırıklarım ksmieyi kseisemn diye arkamda bırakmadım ''to do list''lerimi. şdimi birilerinin bdenen nefret emte ihtimaline aldırmadan, tam da nereft edilmeye ihtiyacım olduğu zamanda ialn eidoyurm:
sayfalar dolusu to do list'im var. arkadaki boşluklara ilerleyelim lütfen 

06 May 2011

sık sık kendimi fotoğraftaki gibi hissediyorum. birileri sağda solda takılırken ben de yanlarından objektife bakıp ''aha burası da bööle bi yer'' der gibi cümlelerim oluyo. bazen de kadrajdan çıkıp kendimle konuşuyom.  şimdilerde gidip geliyorum... cebimdekine ya da buraya kendime geleni mi yazsam yoksa sağdan soldan gördüklerimi siteye mi diye. ne sikimse işte aha bak buraya yazıyorum. mesela bugün cebimdekine yazdığım 9 sayfayı da götüme sokarım olur biter.

bi gün pişman olmayı öğrenicek miyim acaba? bu akşam üzeri belimi ne kadar çok sevdiğimi düşündüm nedense! :)

kadin kendi güzelliğine, kendinin söylediği yalanlara inanacak kadar hayran olmalı. başkalarininkilere değil :) 

neden bööle bişe düşündüm bilemedim ama burdan bi yürürüm var ya offf! kendimle ilgili güzel bişe duyduğumda tahammül edemem de bundandır belki. bi tek ben yalan söyleyebilirim kendime ve bi tek ben beğenebilirim kendimi diye. ''sana noluyo olm'' der gibi sinir basıyo. sen ordasın bense burda. içimdekine diil etiketime bak yeter belki o zaman geldiğin gibi olursun neslicim kafası bu.

blog da orospu olmuşken zorlanıyorum silmeden yamaya.

silmeden yazmaya

nesil yaza den yaz az deli dil yaya aya sel yay dil el ay maz sen desin elimden sil nesli

bi de bunun sudokuyla yapılan rakamlı versiyonu var :)





04 May 2011


tracy chapman'dan ''one reason'' dinlerken şuna aydım.... 9 kilo aldığımda ''zayıflayınca giyerim'' dediğim kıyafetlerimi saklayıp o zamanlar aldığım kıyafetleri 6 kilo verdikten sonra ''sikerm'' diyip bakkal poşetlerine tıkıp çöpe attım. bakkal poşeti, 9 kilo almak sonra 6 kilo vermek, 9 kiloyu 10 ayda almış olmak, 6 kiloyu 3 ayda vermiş olmak, tıkıştırıp atmak.... oy oy oyyyy! nerelere ne değiyo kim  bilir. bana değen sana değsin diye hayır duaları göndermekteyim şu sıralar! 

yatğın adı: cihan, çamaşır makinesinin: şefik: çalışma masası: er, sandalyesi: deniz (erdeniz)... koltuğa henüz isim bulamadım ama kendisi en birinci :) sehpa: travis... apartamn desen situation comedy gibi haftada bi gece şenlik. patlayan borular yanan kablolar, asabiyet yapan dede gibi konuşan cillop komşular, ben burda seyyarım diye kendini tanıtan kapıcı, terasa dadanan kişilk sahibi oranize çalışan hırsız kargamız, hayatımda sevgililerimle ya da sahayla mesajlaşmadığım kadar mesajlaştığım alt komşum... 

kifoz'la ilgili olarak aydığım ayrılık... kemikler gitti kifoz bitti... zaten sevgilim de ''inanç''la olan kavgasının acısını bana yükleyip sıyrılmışken işin içinden kifoz bitişiyle ilgili yasım daha yaşanır hale geldi. hiç diilse kifoz benimdi, benim olan yitti... 

tam şu esnada gök gürlemeye başladı. yağmurla hala barışığım hatta çok barışığım. yeni evde dama çıkıp donuma kadar ıslanmışlığım var yağmurda, su kokusunu unutabimlek için. ama gök gürültüsünden hep korktum ben. şimdi götüm atıyo gök gürültüsü yüzünden... neyse ki hala tanıdık korkularım var! neyse ki hala korkabiliyorum. neyse ki hala korktuğumda söyleyebiliyorum; ama kendime ama birine. 

saklanmamak şahane bişe. yağmur da öyle :)


16 April 2011

lutfen bloglara fotosuz posting yapmayiniz lutfen bloglari gereksiz yere mesgul etmeyiniz lutfen imla kurallarina uyunuz lutfen alkollu arac kullanmayiniz lutfen tanimadiginiz cocuklarla opusmeyiniz lutfen ise vaktinde geliniz lutfen onurlu VATAnDASLAR olunuz lutfen beni zaptediniz

13 April 2011


Mountain bike ile city bike arasındaki farkı görmemişler gibi 4 saat sele tepesinde geçirince daha iyi anlamak, ben yaptığımdan öğreniyorum kafasının kıçında yol açtığı ağrıdan daha kıymetli sanırım.
Bi iki soru var elbette
1)Neden city bike almadım
Cevap: İnsanoğlu rahata alışınca çileli günleri unutup herşeyi kendi bildiğinden ibaret sanıyo. O nedenle sanırsam city bike vereceklerini varsayarak söylemek aklımın ucundan bile geçmedi.
2)Bu esnada kıymetli olan ve yaparak öğrendiğim şeyden ders alıp bir dahaki sefere ne yapacağım?
Cevap: İlkinde ne yaptımsa onu. Benim olayım ders almamak. Beğenmeyen önden buyursun.

Bisikletten önce turist gibi bütün ekibe şehri gezdirdiler. Murat Belge'li şehir turu gibi olmasa da gittiğimiz yerler ve dolayısıyla rehberin gündemi gayet ilgi çekiciydi. Vay efendim kimgiller nüfusun % şu kadarı, yok efendim npo history ne zaman başlamış ilk kimin açtığı yoldan gösterdiği hedefe gelmiş aman da aman madem social worker'sınız o zaman neden biraz daha sosyolojik açıdan yaklaşmayalım konuya oh ohhh.... Çok keyifliydi.

Chicago insanıyla Silivri insanı arasındaki fark Chicago insanının settingin öznesi olması, Silivri insanı ise mekanın özne olduğu settingde nesen ya da dolaylı tümleç olması. Tüm şehri bisikletle gezmek mümkün, gezmekten öte bisikletle şehirde survive edebilmek olayın ta kendisi zaten. Berlin de Chicago gibi ama Barcelona değil. Barcelona da bisiklete çok alışık bi şehir olmasına rağmen bisikletle yaşamak çok kolay değil. Barcelona'da bisiklet işini günlük pratiğe dönüştürmek İstanbul'da metrobüste hayatta kalmayı öğrenmekle aynı şey. İstanbullu metrobüste hayatta kalabilir çünkü içinde bulunduğu kaos günlük rutinin ta kendisidir Barcelona'da da bisiklet işi öyle. Mevzunun orospusu olmak derler ya, durum aynen bu. Ama Berlin ve Chicago öyle değil. Hayatta kalmak için alışmak zorunda olduğun rutin her iki şehirde bir kaosun parçası değil. Eminim bu her iki şehirde de survive edebilmek için insanların istemeden de olsa alışmak zorunda kaldığı kaoslar vardır. Muhtemelen daha başka bir yaşam pratiği motivasyonuyla daha bireysel şeyler olabilir. Akdeniz insanından ötesini anlayabilirim ama anladığım şeyi anlamlandırıp onlar adına yorum yapacak kadar ''birey'' ''birey'' olamam. Bi taraf süreç insanı daha touchable olma kafasında bi taraf daha sonuç odaklı achievable olma kafasında. Her ne demekse işte. Neyse bunlar benim kendi açmazlarım ve anlatmakta zorlandığım şeyler. Anlamak diil anlatabilmek de mevzu! Ben de bu kadarı var. Tabi İstanbul'da metrobüs ve Silivri'de pazar pikniği resmi bu hikayenin neresinde bilmiyorum? Belki de o yüzden şaşıp da anlamadığım bişe olunca Türk müsün diye soruyorum.

A'dan C'ye - C'den B'ye - B'den D'ye ve D'den yine A'ya döndüm. Süreçte yolda yediğim rüzgar ve barbekü partisindeki alkolle şahane humusun da etkisiyle tabii ki D'den A'ya trenle döndüm :)) Laden ya da Gülesin bi kere 'ne zaman seni kendi başına bıraksak başına bişe gelio'' dediği günden beri gerçekten öyle oluyo. Aslında bu söylenene kadar da başıma gelmeyen yok bildiğimiz üzere ama o günden sonra daha bi ''her belayı çeker'' enerjim varmış gibi gelio. Trende sonradan çete olduklarını öğrendiğimiz – buranın yerlileri öyle varsaydı demek daha doğru – iki grup kavga etti. Önce bi duraktan eğlene söylene 10 genç trene bindi. Bi sonraki durağa gelene herşey olması gerektiği gibiydi ya da tren durup da kapılarını açmyınca bi dallamalık olduğunu hissedene kadar ben öyle sandım. Çok kısa bü süre sonra belki 20 belki de 25 kişi birden bizim olduğumuz vagonun kapılarına çullanıp yumruklamaya başladı. Sonra 7eleven'da da kısa bi süre önce yaşadığım ilk vukuattan tanıdık ama o ana kadar sadece Amerikan filmlerinde oluyo sandığım zenci! aksanıyla (evet zenci dedim farkındayım) küfürleşmeler başladı. Benim zihnimde Kısa Dalga'daki hiphop battlelarını çağrıştığından hala çok keyifli olan o ses tonu şiddeti ve vurgusu bi türlü korkutucu gelemiyo. Ama bi vagonda bin kişinin arasında kalınca o keyif g.tüne giriyomu meğerse o an anladım tabi. Sonra bi şekilde vagonun kapısı açıldı. Dışardakiler içeri daldılar. İlk grup kadar keyifli olmadıkları bazılarının kanamış burunlarından patlamş gözlerinden belliydi. İçeri dalan ekibin peşinden hop polis de vagona girince kendimi Picasso tablosunda bi çizgi gibi hissettim. Kapılar yeniden kapandı, ikinci ekipten en yüzü gözü patlamışlar ilkokulda öğretmene konuşanları şikayet eder gibi, bu bu bu bu diye az evvel yaramazlık yapanları gösterdi. Polis hemen gösterilenleri aldı kelepçeledi, bu arada tren hareket etti ve ben en az trenin kendisi kadar titriyodum. Bu kadar çok bi de geçen 1 Mayıs'ta titremiştim gazdan korkuma. Sonrasında içerde bi kaçının canını yakmış olabilirim, çünkü trenden inme eylemiyle yerde sürünürken kıçınla dağları devirmek benzetmesi arasında ortaya karışık bi manevra yapıp kendimi bi sonraki durakta dışarı atım. Yolun kalanında da şunu düşündüm: Geldiğimizde bisiklete binmeyi, host family'in yanında olmadan takılmayı, günlük işleri kendi başımıza halletmeyi seçen ekipteydik dolayısıyla buralı olan çoğu şeye şahit olmak en normaliydi. Bu seferki Nesli olmakla ya da yalnız kalınca belanın ortasına düşmekle ilgili değildi yani :P Böyle olduğuna inanınca kendimi iyi hissedicem!  

09 April 2011

   ne bi başkası olmak ne de bi başkasının yerinde olmak istiyorum. başkasının yerine konmuş hissetsem de kendimi bazen, yerine konduğum şeyi içime alırken iyiydi de şimdi mi kötü oldu diye de sormadan edemiyorum kendime. biraz delikanlı olmak lazım neslicim!

dönüp bakınca hikaye hep aynı ama. içimize aldıklarımız dışında kaldıklarımız, yerinde bıraktıklarımız yerine koyduklarımız.... mekan değişir, zaman zaten hiç birimizin değildir. aynı yerlere gidilir başka tshirtler giyilmiştir bu sefer. aynı heyecanla başka bi iş yapıyor olursun o esnada. isimler de değişir, arada bir yenilere seslenirken dilin sürçüp başka hikayelerden isimler çıksa da ağzından aslında seslendiğin hep aynı kişidir. kime seslendiğin değil de aslolan tuvaletin kapısında bekleyen sensindir aslında! değişen içindeki değildir çünkü içindeki hep sensindir zaten. hep daha iyisi vardır demişti bi sevdiğim. hep daha iyi olan senin görebildiğin kadarıdır aslında bi yandan da... çünkü iyi yoktur senin dışında senden öte. ben, benden öte olana inanıp haddimi aştım belkide kendime karşı. adım nesli. tuvaletteyken başka bi isimle çağrılmış olmama tepki vermemiş olmam da belki ondan. adım nesli. sen aslında 'nesli' diye seslenirken ben değildiğim beklediğin. kimse değildi. bişe beklemiyoruz çünkü. kendi kendimize yetebilen hep daha iyisini başka'da sanan mekanizmalarız o kadar.

kendim olmak beni mutlu eden. şapşik mapşik... benim. bazen sıkışıp kalıyorum içimde olana, kalkıp bi duş almak, sonra uzuuuunca yürümek iyi geliyo. kafam yürürken çalışıyo bunu zaten konuşmuştuk.

bahar gelirken, kışın ve ondan önceki kışın ve ondan önceki kışın rehaveti unutulmuştur en güzel sevişmelerle birlikte. yeni bahar geldi en iyisi her zaman vardır asıl soru şimdikiyle ne yaptığın sorusuyla gülüşümüz, kıyafetlerimiz değişir. yeniye değiştiğimize inanmak, kendimizi inandırmak için bedenlerimizi de değiştiririz bilmeden. hatta bazen içimizdeki o bahar geldi yaşasın heyecanıyla bedenlerimize kazırız hep daha iyisi vardır hissiyle gelen yeniyi. yeni de yoktur aslında. sen zaten yaşamaktasındır yıllardır. döner döner dolaşır gelirsin aynı hikayeye başka tshirtle... bu dersin sonu yok. döner durursun ve senden iyi bilen de olmaz neresinde olduğunu hikayenin.

asla karşılaşmayacak olsak da bazılarımızın hayatları çoktan kesişmiştir sonsuza kadar ve yapacak hiç bişe yoktur. çünkü hikayelerimizi hep aynı tatta benzer kokularla kendi kendimize yazarız. yaşarız, inanırız. mühim olan mekana zamana sözlere anlam bağlamamak! çünkü hiç biri senin değildir sadece sen ordasındır o esnada o zaten öncesinde de sonrasında da var olandır. hepimiz ve herşey gibi.

görebildiğim ama keşke görmeseydim ya da gördüm de yaşarken neden müdahale etmedim dediğim oluyo bazen. e hep geldiği gibi oldu. benim iyi'im gelebilmiş olmasıdır gelenle derdim olmaz. sonu bu darlanıklıksa onu da yaşarız aq. ben bunla güzelim. baktığım yerden kendimi göremesem de ordan bakınca hep güzelim. yine bi sevdiğim sölemişti bunu bana. hep istediğim gibi, olduğum gibi. şimdi bi dujjj alıp şehre yürümek zamanı. döndüğümde hangi tshirti nerde giyicemiii ve ne yapıııcamı bilmesem de hayatta birilerinin devam edebildiğini görmek içimi ferahlattı :)

08 April 2011

bazılarımız gördüklerine şaşırıyodu ya bana da garip gelmişti. bu akşam ilk defa gördüğüm bişeye heyecanlanıp görmüş olduğum için şaşırdım. hatta evren salona girmese ağlıyodum... da evreni görünce utandım. jackson pollock ve dan flavin işi gördüm bu akşam.. kelimem yok anlatmak için. the art institute of chicago gittim. gogh, chamberlain, pllock, flavin, key roden...... neler gördüm neler... offf. çok fenaydı. bazıları için serdar ortaç konserine gitmek hatta gidip heyecanlanmak gibi olabilir mi bu durum bimiyorum ama hayatta 1000 kere düşünsem bu işleri görüceem aklımın ucundan geçmezdi. tabi bi yandan da ben bu kadar heyecanlanırken aman yarabbi nereye geldim diyerek, kolejli bebeleri bu tabloların önünde ''okul gezisi'' adı altında görünce insanın içi sızlıyo! o yüzden benim için çok kıymetli.

öte yandan bomba üstüne bomba burası :) melda akbaş'la 6. günüm... alemdar bence zaten burda doğmalıydı. uğur elbette hep uğur. geri kalanımızı anlatmak için zamana ihtiyacım var.

06 April 2011


nüfus cüzdanımdaki dini kaldırmama çok şaşırmışlar. insanlar arada bi gelip snaa good job diyo. noldu diye sorunca amerikan filmlerindeki basket maçlarında mola alan koçun ses tonuyla az evvel söylemiş olduğun şeyden ne kadar etkilendiğini nerdeyse gözleri dolarak anlatıyo.

sabah gördüğüm rüyadan kelli ağlayarak uyandım. 2 saat erken kalkmışım tam o esnada telefon çaldı. güneş doğuyo hadi göle dedi. nası heycanlandım anlatamam. otelden evlere taşınıcaamız için valizimi toplamıştım. o heycanla da açmaya üşendim en üstte ne varsa pijamayı çıkarıp taktım elbiseyi sırtıma koşa koşa gittim. tabii ki çorap giymeden ve tabii ki yanıma kimlik cüzdan s.kim almadan. neden heyecanlanınca bu kadar çok kendimi bırakıyorum geldiği gibi olsun oluyorum? neden mutlu olunca mantığımı yitirip umursamaz oluyorum? Soğuktan donarak ölmiicemi bildiğim için olabilir mi? bazen bu kadar şuursuz olduğum için ayıplandığım hatta aptal sanıldığım olmuştur bilenler bilir. yağmur yağdığında da böyle çılgına dönüyo içim. hadi hop gidip ıslanalım kendimiz balkondan aşşa sarkıtalım oluyo.

feysbuka da yazdım moderatör ''moderatorumuz televiZyonlarda ucuz sisme yatak pazarlayan enerji deposu sunucuyla non formal trainingin amına koymuş alper akyuz arasi bi yerde :)''. bazen sıkılıyorum çünkü masada oturup tahtaya bizden alınan 5 cümleye referansla 1,5 saat ''etkili iletişim'' ''kültürel diyalog'' falan konuşuyoruz.

amerikalılara nonformal herhangi bişey ters bence çünkü onlar zaten nonformal deneyimden sonra yapılan brainstorm kafasında yaşıyolar. which is good. dedim ya bazen sıkılıyorum, neyse ki yaşayıp öğrenmek hala motive ediyo da bildiklerime diil de ''ulan bu nası oluyo ki'' kafama sırtımı yaslıyorum da keyifli hale gelio.

value clarification yaptık. bilin bakalım önce herkesin kendi için seçtiği ilk 5'i birleştirip grubun 5'i yapınca ne çıktı? to have loving family, to be honest person, to have good friends, to have equal opportunity for all people bi de bi sikim daha... bu ne aq demedim desem yalan olur. Tabi bu da grubun ne olduğula ilgili bana çok şey ifade ediyo. ben sandım ki daha hardcore bişe olcaktı. bu da benim çakmalığım olsun işte. bu hayatta hepimiz bişe sanarak gelmişiz buraya, sonra sandıklarmız aslında hiç düşünmediklerimizmiş, benimki de bu olsun... g.tüm kalkmış benim. Demek ki neymiş bu saatten sonra shaing experience diye bişe olmazmış o experience'leri başka şeyler için kullanıp kendi ekibinle share etmek lazımmış.

yine düşündüm acaba ben mi çok ruhsuzum yoksa geç mi tepkiyo içime girenler diye. bir kere daha şahit oldum ki bazılarımız gördüklerine şaşırıyo ki bu görülen her ne ise kısa süreli hafızayla şekeri gibi birer anı olup eriyolar, bazılarımız ise duyduklarına ya da gördükten sonra üzerine düşündüklerine şaşıyo ki bu da onları şimdi bulundukları halden daha ruh hastası ve düşün allah düşün manyağı yapıp sürekli başka birine dönüştürüyo.

bu akşam hepimiz some stay'lere geldik. alemdar galiba gey bi çiftle kalıcak. çok taşşak geçtik :) kendisinin izniyle elbette. yola çıkmadan bi gece evvel benim evde prova bile yaptı ''i'm ok with this situation but you know don't kiss each other when i'm around'' falan dedi... evlere dağılmadan evvel bi ortam resmetmeye çalıştım kendisine. fransız usulü hazırlanmış yemekler ve şarap eşliğinde ailecek bi akşam yemeği ve hayatlarmızdan sohbetler... :)) hafif keli terler gibi oldu.

bizim evde bi sibirya kurdu kırması var :) çıldırdı bizimle. bi melda'yı yalıyo bi beni. ama bence en çok meldayı :)))) melda her zamanki pür neşe ve tükenmek bilmeyen enerjisiyle hareket halinde. akşam üzeri dünyanın en güzel yerine gittik. www.workingbikes.org. evinde kaldığımız çocuğun çalıştığı organizasyon. ctesi akşamı gönüllü takılma saatinde gidip t-shirt boyiicaz :) o kadar güzel kokuyodu ki mekan... çıkmadan önce ikimizde bi durup son kez nefes alıp kokuyu içimize çektik gibi hissettim.

yarın sabah en sevdiğim konu: 'leadership''. bakalım nası anlatıcam derdimi... bu seferde benim gözlerim dolsun bakalım.