30 June 2010


oysa ki bambaşka bi melankoli hayal etmiştim yatağıma yattığımda gidişinin ardından bu gece. sen gitmiş olacaktın -ki aylar önce gitmiştin aslında- ben de ardından bedeninin orada olmayışıyına gücenip ''hayat'' diyecektim en fazla! ama şimdi bir tek kelimem var aklımda ''hata''! insanlar kendi canları yandığnda güvenli olana koşup ''acıt acıtabildiğin kadar'' oyunu oynarken yuh bea! dedim hep. vücudumun her yeri acırken şimdi, sen gittin ya! arkandan keşke birer köpek olsaydık da birbirmizi ısırıp etlerini koparsaydık hayatta kalma iç güdüsüyle, o zaman bu kadar acımazdı her yerim diye kanırıyorum.

nefes alıp verdiğin yerde olmaktı belki de tek bahtsızlığım.

açık sözlüydün, ben yakmış olsam canını beni bu kadar üzmeyi hakedecek, söylerdin mutlaka. son düzlükte kura çektin ve tabii ki bana çıktı ve elindeki koca taşı indiriveridn. tm isabet tebrikler.

''gerek yok neslicim bişe yapmamıza''!! evet bence de gerek yok. gerekli olduğundan değil, canım muhabbetinle vedalaşmak istediğindendi tüm telaşım. neyse ki telaşa mahal yok sakin ol''u senden duymuşken hep, gider ayak öğretmiş de oldun en bilmiş tavrınla.

giden ilkkişi değilsin sırf aynı yerde nefes alıp verdiğimiz için gitmenin acısını benden çkaran, neyse ki son da olmayacaksın, her seferinde canım yanarken ''insanlar bu kadar acımasız ve bencil olamaz ben geç anladığım için hayatta kalma şartı 101'i öğrenmeyi...

şimdi devam edebiliriz hayatlarımıza en açık sözlü, pozitif kukulu pipili hallerimizle.

nasıl olsa sakinleşince üzerince konuşuruz medeni insanlar gibi di mi? insanlık hali çünkü, hepsi bizim için: gelir, geldiği yerin rüzgarıyla etrafında ne ar ne yok savurur. güneş açınca medeni oluşumuz gelir aklımıza ve konuşuruz insalar gibi. di mi ya!

ben bu gece, kapnın önünde uyuyup her bulduğu delikten içeri girip no:1'in kapısına kamp kuran ilhan köpek olmak istiyorum. sadece havlamayı ve hayatta kalmak için ısırmayı bilen ilhan köpek...
bi bira da benden canım arkadaşlarım. hayat hepimiz için bu geceden sonraki gibi devam edecek nasılsa.

25 June 2010

bi yerde bi düğme var
basasım geliyo
yerini bulamıyorum
external bi çözüm olabilir mi diye düşünürken
birden aklıma
dalgalı saçlarım
paytak adımlarım
şaşkın bakışlarım
gülüşüm
hayalini kurduklarım
talihsiz serüvenlerim
geliyo.
o zaman biraz sakinleyip
oh diyorum
hala hissedebiliyorum
sakin
bugün bana
yarın ola hayrola
tanıdık gelirse eğer tüm bunlar bi gün sana bil ki bu sayfada gezinmişsin ve aslında o benim

17 June 2010

kimsenin nesli'si olmak istemiyorum.
ne duymak ne görmek ne...
yoruldum duymaya ve görmeye çalışmaktan.
elimle tutup gözümle göremediğimin peşindeyim
ne yazık ki siz de mevcut değil.
yormayalım
keza bende ses kalmadı
alanım da yok gelene yaşatacak
çok sıkıldım her seferinde hissettiklerim yüzünden suçlanmaktan
ben kimseye niye diyo muyum ki bana, çevreye verdiğim geçici rahatsızlıktan ötürü -ki tahammül denen şey gözle göremediğinden gelir ne yazık yoksunuz ondan da- sürekli hayal kırıklığı sesiyle medet umarcasına kendini anlatma çabası.
ciğerini bilmekle olmuyo işte!
kimsenin nesli'si kendimin olmak istiyorum.

14 June 2010

Uzun zaman sonra, özlediğim ve tükendiğini sandığım herşeyin hala içimde olduğunu ve gerçek kalabildiklerini yeniden hissettim. Huzur böyle bişe diye düşündüm bu sabah duş alırken ve çıkınca Nazlı'ya anlattım. Çok taşşak geçti ''ne bizim banyoda huzurlu mu hissettin'' diye. Banyoyla da ilişkilir olabilir tabi ama üzerine konuşmak anlamsız şu saatten sonra.

04 June 2010

pasaportumu vizeciye verdim.
2 gün sonra aradılar ''sizi konsolosluktan çağırıyolar, bi aksilik olmalı çünkü sebebini anlamadık'' dediler.
bende gittim (tabi bu 2-3 gun icinde olan yuzbinatmisuc cakma komik olayi anlatmiyorum bile)
gorusmeye girdim...
önume 3 tane pasaport uzattilar ayni tarihlerde vize isteyen 3 tane ''neslihan öztürk'' pasaportu...

e ben naapim şimdi bu durumda!
artık hiç sormuyorum neden ben diye, şaşaırmıyorum...
nesli misin? EVET amına koim bi türlü kurtulamadım şu komik hallerden...