22 December 2010

hiç değişmeyen bi ses var... karnım  guruldadıktan sonra içimde bişeyin kasılması kadar doğal, olması gereken zamanda ve aynı tonda.

arabayla çok hızlı tünele girdiğimde tünelin uğultusu arabanın içini basarken radyoda çalan da eş zamanlı ve aynı hızda kayboluyo yerine içten bi cızırtı geliyo.

sonra tünelin çıkışına yaklaşırken dışarının sesi içerdeki basıklığı susturur gibi oluyo... cızırtı yerini radyoda çalan her neyse ona bırakıyo.

hiç değişmedi ve sanki karın gurultum gibi bi yerlerimde bişeyler olurken kafamın içinde de sırayı takip edenler var :)

17 December 2010

birinin artık beni sevmediğini düşündüğümde
''acaba neden seviyodu''
''seviyo muydu''
''neden sevdiini hiç hatırlmaya çalışıyo mu acaba''
''sevdiğini sanmamın nedeni ne olabili''
gibi sorular geliyo aklıma. hiç ''gerçekten sevmiyo olabilir mi'' diye düşünmüyorum ama.

bu karmaşada erkeklerin artık sevmeme hali ile kadınların artık sevmeme hali farklı oluyo tabi.

bundan evvel bi yerlere şöyle yazmıştım: ''sevdikleri kadın tarafından bencillikle suçlanan erkekleri seviyorum''
peki ya kadınlara ne demeli? peki ya kadın erkek ayrımı yapmama?

of! kafamın karışmasın için önüme gelen her çıkmaza giriyomuş gibi hissediyorum. bişe düşünürken dikkatim dağılıyo ve sonra anında düşündüğüm şeyle ilgili başka bi yerden düşünmeye başlıyorum. çeşitli düşüncelerden rengini en çok beğendiklerim arasında da gidip geliyorum sonra.

bazen birileri bana şöyle yapıyo(şaşkolozluğumla eğlenmek için-şakadan): bi şey hakkında konuşurken birden ya çok alakasız bir soru soruyo ya da söölüyo (kuşlardan konuşurken bugünün gazetelerini gördün mü diye sormak gibi) sonra birden 3 saniye aklım kitlenip kalıyo ve
kuş-
gazete-
bügün-
neler olmuş olabilir-
bu esnada bir soru değil sonunda nokta olan bi cümle olmalıydı soru işareti nerden çıktı 
...-
..
gibi binlerce şey geçtikten sonra ''durup'' hı? diyorum. işte bazen günün uyanık olduğum zamanlarında o ''hı'' anını saatlerce yaşıo olmak çok sıkıcı olabiliyo. (tabii komik olma durumu hep baki)
-----

nesli'nin yapmaz dediği şeyler yaptığımı farkettğimde ''hmm büyümek bööle bişe demek ki'' başlıklı kaçış kafasıyla kendime yaptığım açıklamalar artık kesmiyo. bu büyümek olamaz. daha ne büyiicem a.q.
peki a..q da ne o zaman diye de sormuyorum sonra sormadığım için bi daha ''hı'' oluyorum


24 November 2010

20 November 2010

istiklal caddesi üstünde reklam panosu gibi bişe var. bi çocuk birden ekranda görünüp ekrana vuruyo ''tık tık tık'' sonra da konuşmaya başlıyo. bu sabah önünden geçerken gördüm,
çocuk cama tıkladı
ben de durdu hey naber dedim
o konuşmaya başladığında ben yürümeye devam ediyodum arkadaki amcalar biraz yaptığıma şaşırdı
ama yörük hiç şaşırmadı yürümeye devam etti benle...
sonra listeye bişe daha ekledim, aynı şeylere şaşırdığımız için de seviyoum o'nu

10 November 2010

çok garip şeyler oluyo
e bakıyom hep oluyo o zaman nası garip olabilirler diye düşünüyorum.
neden her seferinde herşeyin garip olduğunu düşünüyorum
garip olmayan ne?
bu sabah eminyet şeridinden gidip sıkışık trafikte yanımdan geçip gidenlere kı olup arkadan gelen emniyet şeritçilere kıllık yapmak istedim. eminyet şeridine geçip 4'lüleri yaktım araba bouluyo kafasnda saatte 4 km hızla ilerlemeye yelendim. sonra arkadan gelen bi araba sinirlenip bana kaynadı. gerçek yola geip eminyet şeridindeki eni solladı ve yine emniyet şeridinden bastı gitti. yüksek sesle ''inşallah arkadan biri arabana çarpar'' diye bağırdım. aslında kendimle olan bu kavga TEM üzerinde bi yerlerde cereyan etti. sonra okmeydanı sapağından girdim bi de ne göreyim :S benim arabaya arkadan bi kartal girmiş kartal yarısına kadar içeri göçmüş, benim adamda bi sikim yok çünkü kocaman bi jeep ve kartalın yarısına karşılık sadece tamponu düşen bi jeep. hayatımda belki de ilk defa bu kadar öfkeli ve fütursuzca beddua edip göt olmak unutamakta zorlanacağım hikayelerden biri. kendimi hiç böyle bi renkte kötü hissetmemiştim. annem sakın beddua etme der hep. şimdi sannki anneme anlatınca bütün kabahatimden arınış ve hissimin rengini değiştirmiş olıcam gibi geliyo. annem ağzıma sıçcak beddua ne a.ına koim yiaa!

başka bi gariplik de
sınıflarına yeni gittiğim insanların bi kısmı beni ajan bi kısmı da örtmen (sen örtmen misin die sordular) sanıyo. bi sorun yok nasılsa hepsiyle şahane kanka olucam. aşkımız henüz yeni alevlenmiş bir nefret şimdilik. dün sınava girdim. 9'a başlaması gereken sınav 9:25 olduğunda tekrar tekrar sorulan ve birbirinden hiç bi farkı olmayan sorular yüzünden başlayamadı. dayanamadım kaynadım tabi: sikicem ders kaynatmayı anlıyoum, yapanı destekliyoum - yürekten sadece - gözümde başka bi mertebeye oturtuyoum ama abi sınav kaynatılmaz ki bea!! neyse ben bi iki elemana kaynadım abi kesseniz de başlasak die. sonra sınav başladı. birazdan arkamdaki yeni alevlerden biri dürtüp ''bahğ bi'' dedi sonra:
-ne var
-kızım sen yeni geldin ne yazıyon bu kadar uzun yiaa
-sana ne be
(bu arada ''arkadaşlar lütfen şey etmeyin diye bi uyarı geldi)
daha fısıltılı ve tehdit eden bi sesle
-hiç arkadaşın olmicak bu bölümde yannız kalcaksın bak gör
dedi...
ohh dedim içimden demek en yakın arkadaşım sen olcaksın... memnun oldum.

-kapının önünde bi kadın yolumu kesip ''sana annenle ilgili herşeyi anlatcam'' dedi

-arabasını parketikten sonra arkasından ''pardon beyfendi arabanızın farları açık kaldı''die bağırdığım adam ''hmm o mu otomatik kapanıyo'' diyip sazanlık işgüzarlık ve mallığıma rağmen teşekkür edip gitti.

-alışık olmadığım bok reknli ojeler yüzünden kendi sol elimi başkasının eli sanıp daldın bi şekilde sağ elimle yazı yazarken masanın üzerinde görünce yerimden 15 santim fırladım.

-son bir ay içinde okuldaki salak bi şaka yüzünden belki 20 kişiye kimliğimi gösterip en az 30 kişiye de ''evet 30 yaşındayım'' demek zorunda kaldım. 

-2 milyon istabullu eylemine 200 kişiyle birlikte katıldığım galata köprüsünde ''burda n'oluyo yau'' die soran balıkçılara cevap vermeyip yanlarından yürüyüp geçen insanların arasında olduğum için kendimden uatnıp, 'e ulan ben nie anlatmadım o zaman'' demeyi de nerdeyse 2 saat sonra akıl edebildim.

-hayatımda bunalıma giren ya da oturduğu yerden gek gek konuşup bi sikim yapmayan ama götü eiffel kulesinde olan hatta yalan dolan vaatleriyle insanları oyalayıp ''bu ara bunalımdayım'' sikine sarılan herkesle her ne ilişkim varsa -bu ilişkiden vazgeçmek şatıyla- sırf gelip bana sarmasınlar diye gönüllü olarak düzenli sakso çekip ceraati alma projemden babama bahseteye çalıştım. anlaşılmaz bi hal aldı diyaloğumuz.

-sabahları uyandığımda ya da çişimi yaparken içimde çalan şarkıları feysbuktan paylaştığımda şarkı hemen susuyo içerde.

-yarım saat önce bi daa da beddua etmicem die ağladım ya! 20 saniye önce feysbuka şöyle bi ileti yazdım kendimi tutamayıp ''öğrencilerini konuşturup, şarkı tekerleme söyletip boktan telefonlarının kameralarına kaydettikten sonra görüntüleri feysbuka koyan bütün öğretmenler ölsün! hem de hepsi.'' yazdım lağğn. n'oluyo bana be!

işte kısacıktan aklıma gelen, hepsini garip bulduğum, birbiriyle alakası olamayan bu ŞEYlerden onlarcası hergün  olup bitmeye devam ederken ben neden garipsiyorum...
e tabi bunun da cevabı gayet açık diğerleri gibi... şöyle: kendime neden soru soruyorum-kendime sorduğum sorunun içinde neden ben kelimesi var-soru neden ... ile bitiyor ? uyumaya mı gitmiş?

günah mı çıkardım ne? askerdeyiz aq sanki. gerçi gitmedim hiç askerlik bilmem de bizim giden arkadaşlar var onlar anlattıydı :) o zaman the gathering'den saturnine sevip de kavuşamayanlara gelsin

09 November 2010

Bu nasıl bişe olabilir acaba?
Bildiğinden şüphe etmek!
Şöyle mi mesela
O kadar aynısındır ki ve hep o kadar aynısındır ki bazen sadece bir renk gibi olabilirsin en göz alanından
Ben de burnmun ucu kadar görüp olan kadar algılayabildiğimden
Duyduğumu gerçek gördüğümü benim bilirim.
Halbuki görüdklerimden öte duyduklarmdan sır olan vardır ki
O da
O kadar aynısındır ki ve hep o kadar aynısındır ki bazen bildiğim şeyin aynı olduğun olduğuna inanırım
Çünkü her şüphe ettiğimde dersin ki
O kadar aynıyım ve hep o kadar aynıyım ki; seni sevdiğimi söylerim bildiğinden şaşma diye
Halbu ki seviyo musun dememiştim
Bildiğimden şüphe etmenin nasıl bişey olduğunu sormuştum o esnada,
Neyse ki sen o kadar aynı ve o hep o kadar aynısın ki ne söyediğin değil ne olduğu önemlidir yine o esnada
Ne misin?
Konuşsaydın eğer olduğundan daha yalan olmayacak kadar aynısın ve hep o kadar yalansın ki kendine söylenen
Hep gerçek ve benim olmak zorunda hissetmemin çabası kadar yoksun artık...
Halbuki ben hiç yalnız değilim sen yokken,
O kadar yok ve hep o kadar yoksun ki
Bi sessiz nefes veriş bi de zar zor yutkunuş kadar ordayım çünkü her sen olmayışında
Ayrıca
Tek bildiğim ''olmayışım''
Neyse ki
Tek şüphe ettiğim şey bu değil

27 October 2010

yazasım gelmezken hep yazmak isteme hali girdi içime. 
çok şey hiç şey olabiliyormuş meğerse bazen.
bin komik olay 5-6 doom günü, 1 düğün, 2 yolculuk, onlarca özleme, ara sıra şaşma kalma, bir iki de yannız kalma oldu bu arada. en son annanemle TV seyrederken yazmıştım post etmemişim :) draft'ta duruyo ama artık bi annamı kalmadı...
bağırsaklarımın bile huy değiştirdiği, midemin sabahları benle konuştuğu bir dönem. ben hala aynı tas aynı hamam...
ne bilim işte... yüksek sesle anlatamadıktan sonra yazmaya çalışmanın bi annamı yok gibi geldi şimdi.
sikiim o zamana ben böyle işi...

06 October 2010

bi haftadır komik hikayeler biriktiriyordum ki yazayim buraya gülelim diye... şimdi ise tek bişe var aklımda... derya kılıçalp diyorum başka da bişe demiyorum. dolaylı faydalanıcı kendisi.
komik hikayeler acım geçince :)))

27 September 2010

kaldı 2
bu sefer nedense çok uzun geldi... anlatcak çok şey vardı bıdır bıdırlar içmde kaldı ondan galba.karşı apartmanı boyadılar. istanbul trafiği BOK gibi oldu okullar yüzünden. mahallede 2 çocuk kavga etti dayanamadım araya girdim. otobüste şoföre ''sen bana cevap veremezsin şoförsün'' diyen kadına''siz de galiba tezgahtarsınız'' dedim :( birinin tezgahtar olmasıyla ilgili hiç bi derdim yok vidanjör şoförü olma hayalimden sonra tezgahtarlık da büyüyünce olmak istediklerim listesinde bilenler bilir. ama işte insanların canını böyle acıtabileceğine inandığını düşünüp kadına giriştim... erdal peşimden ''şşşş kız ilk defa seni pantolonla görüyom'' diye avaz avaz bağırdı. göt bacaklarıma mı bakıyon diicektim zor tuttum. fani teyze ile otoparkçı adamın sevgili olduklarını düşünüyorum. yeni taşınan kız pati ablası olabilir geçende her yer inledi sonra eğlnce sokağa taştı. büyücü kitabının devamını bulamdığım için bitmesin diye her akşam 2 sayfa okuyorum. bi insan hazır köfte bile pişirez mi işte o benim yine anladık. alem göt olmuş ama ciciler de var arada... çoça bugün yeni ofisindeyi. bece çok cool :) bugün kendimi ilk defa yaşım yüzünden büyük hissettim ve biraz da ait olmayan... ctesi gecesi çok huysuzlandım ama sebepsiz!!! 2 gün sonra daha iyi hissetme ihtimalim geçmek bilmeyen zamanın şı diye akıp gitme ihtimalinden daha yüksek ama :).

23 September 2010

Bana
Keşke
Biraz
Ben
Herkes

Sadece hayal ettim işte

19 September 2010

her tarafı ter kokan hostes çay kahve servisi yaparken servis tepsisine ayı gibi dalan sırası gelmemiş yolcu, 14:30'da bolu'dan kalkan ama 15:15'de hala bolu'nun çeşitli yerlerinden yolcu alan 45 kişilik minibüs, şoförün her söylediği argo lafı üzerine alınan eskortluk mesleğine gönül vermiş yolcu....5 saat 30 dakika'da henüz kavacığa varabildiimiz otobüs yolculuğu...15:30'da verdiğimiz molayı saymıyorum bile... en ala cigaradan daha fantastikti. açık haca çarpan bünye gibi oluyorum :)

16 September 2010

kuştepe kantindeyim. yarım saat evvel n'aaptım ben diye düşünmüşken feysbukuma barni moloztaş rumuzlu birinden mail gedli. ''merhaba... köleniz olmasını ister miydiniz?'' yazıyodu.

heh dedim ben de ta onu diodum...

08 September 2010


bU HaYyATtA heRşeY βO(K)LitiK oLmaK içiN

herkes u2 konserinden bahsediyor elbette. boru diil u2. fanatiği olmamama rağmen, beleş biletle girmiş olmama rağmen, en sevdiğim şarkının söylenmemiş olmasına neden çok bozuldum die düşündüm. 2 nedeni var.
1-insanoğlu bi garip, konserden 48 saat öncesinde bile abileri sahnede görme konusundaki motivasyonum her yılbaşında minione dileme motivasyonum kadarken, ''madem şimdi konser seyircisiyim o zaman neden u2 fanı gibi davranmayayım, ben zaten bu adamların ezelden beri hastasıyım-ki palavra çoğu-' kafasıyla çakma bi fan psikolojisi geliyo insana. insanoğlu çok kuş hafızalı yau!
2-havaya girmek için hiç kasmadığın bi konser, almış yürümüş... kaç zamandır orda olduğuma ve nasıl tepkiler verdiğime dair en ufak bi fikrim olamayacak kadar mutluyken (hatta bi ara sahnedekilerden sonra şu anda bu hayattaki en mutlu insan ben olabilirim diye düşünecek kadar kafayı yemişken) zülfü'nün sahneye çıkıp bilmemkaçbin kişiyle birlikte solo ''yiğidim aslaaaaannııımmmmm burraaa yaatııyooorrrr'' diye şarkı söylemesi, içimde, akbil kuyruğunda birinin gelip arkadan bana değdirmesi sonucu yaşayacağım taciz kızgınlığı hissettirdi. lan! zülfü dinlemek istesek anasının amı kadar yol gidip, çamura bata çıka 0-6 yaş zekasına uygun labirent oyunu simülasyonuna girmezdik. no'lu yani şimdi? ''sahneden bono egemen bağış lafı yüzünden seyircilerden özür diledi'' zanneden bir grup salak orgazm oldu o kadar.
halbuki konumuz u2 acaba ''stuck in a moment'' söyleyecek mi? aaa ulan sahneye bak a.na koim adamlar yapmış şaşkınlığında konser izlemek varken, şimdi birilerinin gerçeği olan ve maruz kaldıkça kendimi yalnız hissettiğim şeyin ortasında, sıkışmış buldum. stuck in a moment dinelemeyi beklerken kendimi koca stad üzerimden geçiyomuş gibi sıkışmış hissetmem de hiç ironik falan olmadı ayrıca.

yaşasın sevgilim oldu mektubu'ma bu sene, önümüzdeki kış için planlarımdan bahsetmemiştim. şimdi vakti geldi: hayatın en azından bana böyle olma ihitimaliyle uyanmam için mecburen sen de orda olmalısın. (yapcak bişe yok) tabi bundan haberin olabilmesi için mektubumu bizzat adresine iletmem gerekecek.       

28 August 2010


yine olmasın lütfen demek için çok geç sanırım. şimdi bana düşen kendi işime bakmak. bi başka-sı-ları olmayacak hayatımda, ''.... rağmen ...... oldu'' ların kahramanı ben olucam bu sefer. (bu nelaa! eski kocası tarafında aldatılan iclal aydın şeysi gibi oldu)
geçen gün içme değen'le yazışırken şöyle bi cümle kurmuştum: "hayatı olduğu gibi kabul ediyomuş gibi yapıyorum. yoksa aslında içimde herşeyin hesabını tutan dünyanın en büyük tücar kafalı orospusu var." yazması kolaydı. buna cevaben o'nun yazdıklarını okuduktan sonraki kısmı biraz yorucu oldu elbet ama içe değmek böyle bişe sanırsam...
ağlaksan gelme kafası
anne ben eyleme gidiyorum!
saat: 15:oo tünel meydanı

25 August 2010

bu fotoya dikkatli bak demek isterdim ama herşey çok açık...çok zorlamaya gerek yok. bi bak sonra sonra unutmak için desteğe ihtiyacın olursa bi feysbuk sayfasına girip birilerinin orda burda poz vererek çektirdiği şahane fotolara bak, derin nefes al, temiz havaya çık falan... ne biliiim sorumluluk sana ait işte.

geçen gün gittim vesikalık fotoğraf çektirmeye... sabah saat 9:00. henüz uyanmamışım tabii sonra saçlarımı yine taramadığım gibi içinden çıklımaz porsukluğunu da kamufle etmek için toplamışım arkadan. neyse gittim fotocuya dedi ki ''istersen makyaj yapabilirsin'' o ana kadar hayatımda ne kadar uzun zamandır makyaj denen şeyin ne demek ve hayatımdan ne kadar uzak olduğunu hatırlayıp sevindim ama sonra içimde de dedim ki ''ulan göt gibi yüzüm e adam haklı azcık renk gelsin istedi''. ulan hale bak herif orda beni beklerken ben de elimde fırça oramı buramı boyiicam... fantaziye bak! gerek yok yapalım sabah sabah şipşak bitsin dedim. sonra ''makyaj istemez de saçlarımı düzelteyim'' dedim. tokayı bi açtım amaaaannnnn saçlar benden inat. ayrıca o saça çıtır olmuş denmez '' sen misin saç taramayan al sana allahın gazabı'' der gibi bi karmaşa çıktı ortaya. dedim sikerim yaa ne saçı ''çek abi sen şöyle en hızlısından bi vesikalık olsun bitsin, ne için kasıyorum'' oturdum tabureye. lan a.ına koim sanki güzellik yarışmasına göndericez fotoyu, bin kere çekti. ööle dön bööle bak kafayı kaldır, gül.... bittim. dedim ki yeter olduğu kadar, zorlamaya gerek yok sabahın bu saatinde sana yazık. sonra gittik bilgisayarın başına abi en teknolojiğinden atraksiyonlar yapıyo fotoya. göz altlarındaki şişler, sivilceler, güneş lekeleri derken bi badana işine girdi bilgisayar başında. off be dedim hani acele vesikalık çektiriyoduk bea! bitmedi. abiye şöyle afillisinden bi foto al desem heralde bi gece öönceden kampa girip güzellik kürü falan yapıp sabahına da şova geçicektik. yine dedim ki ''güzel abiicim kasma alt tarafı bi vesikalık'' abi de dedik ki '' bu benim işim yau uğraşmıyorum'' o zaman dank etti adam gerçekten işini yapmaya çalışıyo sabahtan beri ama ben onun kadar motive olamadığım için sabahın o saatinde abinini işini yapabilmesindeki en büyük engeldim. ''insanla çalışıyosunuz işiniz çok zor kardeş'' diye taksiciyle muhabbet kurmaya çalışan insanlar geldi aklıma. abinin işi çok zor valla insanla çalışıyo. neyse, rotuşlanmadan önceki hali ile sonraki hali arasındaki tek fark renkleri olan fotodaki şey (ki galiba ben rotuştan sonra harikalar yaratılmış bi eser bekliyordum sanırım) hayatımda gördüğüm en komik şeydi. o şeye bi kelime yok, şey işte. içimden çok taşşak geçtim kendimle. o ne be? insan mıyım ben?

sonra bi otobüse bindim. karşıma 2 tane çocuk oturdu. e tabi bakıyoruz birbirimize ara sıra. sonra vesikalıkları hatırlayıp içimden kalkıp çocukların yanaklarından öprerk ''kardeş sizi tebrik ediyorum, karşımda nasıl gülmeden 15 dakikadır oturabiliyorsunuz? sabrınım hayrınıza demek istedim. bu kafaya bakıp da bi insan nası gülmekten kopmaz valla bravo.

bi ara evdeki nintendo ds ile kendimin maskeli komik fotolarını çekip feysbuka koymuş sonra da ''ulan bunlar çok salak oldu kaldırayım'' demiş ve yok etmiştim. gerek yokmuş ki ben zaten gün içinde de öyle dolaşıyomuşum. fotoları bulursam buraya da koyarım.

''kgemilere bakğın bi de kğola için'' hatii baqkiiim :)

16 August 2010

bazen içime salak gibi his gelio ve herkes beni sevsin istiyorum. sonra kendimden tiksiniyorum. ne ööle vıcık mucuk ığğğk!
bazen de sırf çabaladığım için ''benden geçmemiş'' olduğuna kanaat getirip kendim olduum için böbürleniyorum.
ay çok malım yaa!
hayır olunca n'olcak? oluyo geçiyo.
seviyo bitiyo
geçiyo geliyo
''ben yaptım olu'yo''
olunca da ''nesli'' yapıo.
duramıyorum
e sodaaaaa iç!
vıcık ığğk mök!

01 August 2010

9 iyi
ne biliiim ben bea!
neslicim bazen çok tatlı oluyosun ama şey olunca da...
ne!
kaç?
yok 5 :)
sıcaktan oluyo desem bahane, her şeye bi bahanem varmış ya. bi de hep ben bilmem beyim bilirciymişim ya! hastr lan!
hızımı alıp da yazayım diye saçmalıyorum ama olmadı.
sıcakta olmuyo neslicin. neyse zaten soğukken de çok hayrını görmedik.
neyse ben şööle 2 kilo 300 gram kadar alayım yağsız tarafından, ızgaralık hem de...
anlayabilene aşkolsun!
ayyyğğğğhhhhh sıcağğğk.
anna'nın hediye etiği lokomotifçi lukas ve cim düğme isimli çocu romanının ilk kitabını bitirdim. artık bi alman'a alman mısın diye sormayacğım çünkü alman olmanın ne demek olduğunu temelden idrak edip felsefesini içimde hissettim roman sayesinde. ulan insan çocuk romanın da adaleten sevgiden paylaşmaktan bahsederken çocuğu insan yerine koyar mı hiç? anlasın diye günlük olaylardan basit örnekler verir mi? ejderhayı öldürmezsin ama ejderha da aklı başına gelince bilge olmaya karar verir mi? bizde olsa yaptıklarından çok pişman bir şekilde bir daha asla kötü olmayacağına yemin eder ve ömrünün sonuna kadar çevesindekilere iyilik getirmek için ömrünü heba eder hatta bazen kendini aptal yerine bile koyar. biz böyle bildikk valla. türkler gibi aptal, 2 ayaklı ama aslında penguen sanıp vıcı bıcı yaptığımız bi yaratık yerine konan çocuk denen şey, metroda durakları anons eden kadının ses tonuyla ''ellerimizi yıkamadan masaya oturmuyorUZ'' kadar manasız öğütlerle kel oğlan dinledi uzunca bi süre. aman neyse ne işte! neyseki öğrendiklerimi unutmaya başlayalı çok oldu. herkesin unuttupu kendine valla! ben bilmiyor olduklarımla çok mutluyum.
hadi kodum.

29 July 2010

insanın TELEFON REHBERİ ile kavga etmesi ne zormuş be!

10 July 2010

her zaman bi çekmecem bi kutum ya da hiç kullanmadığım ama ağzına kadar dolu bi çantam olur. içinde de atmaya kıyamadıklarım...burda da öyle cümleler var. hepsi diil ama bazıları çok kıymetli. kurması çok zor, silmeye kıyamadığım... vücuduma yazarak dolaşmak hatta bazen tüm gün aynı cümleyi tekrarlayıp etrafımdaki herkese duyurmaktan öte ezberletmek istediğim...
yavaş olmak lazım. bu ne ben'ci(l)lik. ''dünya nesli olsun'' yaşını çoktan geçmiş olmalıydım.
aman da amann! oh ohh miss. mis olmasına mis de sıcaklar bitirdi bizi be sevgili :) her gece fizan'da uyu uyu ne zamana kadar! kış da sevmem oysa ki. neyse artık. makul nesli'yim ya anne gibi olgun davranmak zorundayım artık bu durum karşısında.
bi takım kızlar gelmiş kifoz'a ziyarete :) hoş gelmişler. biraz utandım ama hoşuma da gitmedi diil. aman aramızda kalsın kızlar... facebook'a düşersek biterim utancımdan.

30 June 2010


oysa ki bambaşka bi melankoli hayal etmiştim yatağıma yattığımda gidişinin ardından bu gece. sen gitmiş olacaktın -ki aylar önce gitmiştin aslında- ben de ardından bedeninin orada olmayışıyına gücenip ''hayat'' diyecektim en fazla! ama şimdi bir tek kelimem var aklımda ''hata''! insanlar kendi canları yandığnda güvenli olana koşup ''acıt acıtabildiğin kadar'' oyunu oynarken yuh bea! dedim hep. vücudumun her yeri acırken şimdi, sen gittin ya! arkandan keşke birer köpek olsaydık da birbirmizi ısırıp etlerini koparsaydık hayatta kalma iç güdüsüyle, o zaman bu kadar acımazdı her yerim diye kanırıyorum.

nefes alıp verdiğin yerde olmaktı belki de tek bahtsızlığım.

açık sözlüydün, ben yakmış olsam canını beni bu kadar üzmeyi hakedecek, söylerdin mutlaka. son düzlükte kura çektin ve tabii ki bana çıktı ve elindeki koca taşı indiriveridn. tm isabet tebrikler.

''gerek yok neslicim bişe yapmamıza''!! evet bence de gerek yok. gerekli olduğundan değil, canım muhabbetinle vedalaşmak istediğindendi tüm telaşım. neyse ki telaşa mahal yok sakin ol''u senden duymuşken hep, gider ayak öğretmiş de oldun en bilmiş tavrınla.

giden ilkkişi değilsin sırf aynı yerde nefes alıp verdiğimiz için gitmenin acısını benden çkaran, neyse ki son da olmayacaksın, her seferinde canım yanarken ''insanlar bu kadar acımasız ve bencil olamaz ben geç anladığım için hayatta kalma şartı 101'i öğrenmeyi...

şimdi devam edebiliriz hayatlarımıza en açık sözlü, pozitif kukulu pipili hallerimizle.

nasıl olsa sakinleşince üzerince konuşuruz medeni insanlar gibi di mi? insanlık hali çünkü, hepsi bizim için: gelir, geldiği yerin rüzgarıyla etrafında ne ar ne yok savurur. güneş açınca medeni oluşumuz gelir aklımıza ve konuşuruz insalar gibi. di mi ya!

ben bu gece, kapnın önünde uyuyup her bulduğu delikten içeri girip no:1'in kapısına kamp kuran ilhan köpek olmak istiyorum. sadece havlamayı ve hayatta kalmak için ısırmayı bilen ilhan köpek...
bi bira da benden canım arkadaşlarım. hayat hepimiz için bu geceden sonraki gibi devam edecek nasılsa.

25 June 2010

bi yerde bi düğme var
basasım geliyo
yerini bulamıyorum
external bi çözüm olabilir mi diye düşünürken
birden aklıma
dalgalı saçlarım
paytak adımlarım
şaşkın bakışlarım
gülüşüm
hayalini kurduklarım
talihsiz serüvenlerim
geliyo.
o zaman biraz sakinleyip
oh diyorum
hala hissedebiliyorum
sakin
bugün bana
yarın ola hayrola
tanıdık gelirse eğer tüm bunlar bi gün sana bil ki bu sayfada gezinmişsin ve aslında o benim

17 June 2010

kimsenin nesli'si olmak istemiyorum.
ne duymak ne görmek ne...
yoruldum duymaya ve görmeye çalışmaktan.
elimle tutup gözümle göremediğimin peşindeyim
ne yazık ki siz de mevcut değil.
yormayalım
keza bende ses kalmadı
alanım da yok gelene yaşatacak
çok sıkıldım her seferinde hissettiklerim yüzünden suçlanmaktan
ben kimseye niye diyo muyum ki bana, çevreye verdiğim geçici rahatsızlıktan ötürü -ki tahammül denen şey gözle göremediğinden gelir ne yazık yoksunuz ondan da- sürekli hayal kırıklığı sesiyle medet umarcasına kendini anlatma çabası.
ciğerini bilmekle olmuyo işte!
kimsenin nesli'si kendimin olmak istiyorum.

14 June 2010

Uzun zaman sonra, özlediğim ve tükendiğini sandığım herşeyin hala içimde olduğunu ve gerçek kalabildiklerini yeniden hissettim. Huzur böyle bişe diye düşündüm bu sabah duş alırken ve çıkınca Nazlı'ya anlattım. Çok taşşak geçti ''ne bizim banyoda huzurlu mu hissettin'' diye. Banyoyla da ilişkilir olabilir tabi ama üzerine konuşmak anlamsız şu saatten sonra.

04 June 2010

pasaportumu vizeciye verdim.
2 gün sonra aradılar ''sizi konsolosluktan çağırıyolar, bi aksilik olmalı çünkü sebebini anlamadık'' dediler.
bende gittim (tabi bu 2-3 gun icinde olan yuzbinatmisuc cakma komik olayi anlatmiyorum bile)
gorusmeye girdim...
önume 3 tane pasaport uzattilar ayni tarihlerde vize isteyen 3 tane ''neslihan öztürk'' pasaportu...

e ben naapim şimdi bu durumda!
artık hiç sormuyorum neden ben diye, şaşaırmıyorum...
nesli misin? EVET amına koim bi türlü kurtulamadım şu komik hallerden...

31 May 2010


BULDUM! (galiba) neye bozulduğumu buldum.
ZAMAN!a
tabi bu sefer de açıklaması çok zor. önce 30 oldum ya ondan diye dolandım ortalıkta ama ''ne alakası var nesli, ne zaman böyle dünyevi şeylere takar oldun'' diye sorarken kendime, cevabım olmadığı için ''30 oldum ondan'' diye gezdim bi süre. 30 olmak da zamanla ilgili ama öyle bişe diil bu sıkıntı. 30 olduğumda gündemime girmiş olması elbette tesadüf değil ama derdi olanla değil olma şekliyle ilgili...

''dün gibi gelen''i yaşarken şimdi; o dündü madem neden bu günün gelmesini bekledim ve o dünken söyleyemedim? şimdi ne dün kaldı ne de dünden kalanlar. ööle kendi başıma içlenip anneannem gibi gücene gücene ağlıyorum... hala geçmemiş olabilir mi acısı diye düşünürken -başından beri acıttığını kabul edemeyip- ne zamanki gerçek acılar hissedene kadar inkar ettimse de olmamış. şimdi kabul etmek, sonra yüzleşmek, sonra kavga etmek ve en son umutmak istiyorum.

zamana bozuluyorum çünkü ben erteledikçe, o hılzlandı gibi... şimdi bi bakıyorum üzerinden 149 bin sene geçmiş ben hala ilk gün ''şimdi diicem'' ''yarın yapıcam''larda kalmışım... hem de o zaman bi tarafım hep, ''bitse de gitsek'' kafasında, aradan zaman geçince nasılsa geçicek diyodu.

1. mesela: haziran'a 24 saatten az kaldı! n'olucak? hani haziran gelinceydi... biliyorum n'olcaanı. bi sikim olmiicak çünkü ben aynı nesl'yim.
2. mesela: 7 kilo almamın üzerinden 1,5 ay geçti! n'oldu? hani? 60'ı da geçmişim :S
3. mesela: eylüle 3 ay kaldı! -köpek alıp sevgilimle kalmayı köpeğe tercih edicektim- n'olcak? hiç! 57. kere kıçımın üzerinde aynı pozisyonda kalıcam.
4. mesela: artık evdekileri daha sık ziyaret edicem! n'oluyo! 8 günde bir akşam, haftada 3 kere telefon.
bunlar görünen gündelik 9binküsür meseladan sadece 4'ü ki bi de ''sustukça konuşan'' kafası meselaları var, evlere şenlik.

gün içerisinde yüksek sesle 500-700'den fazla cümle kurmuyorum galiba... iyi geceler dilerken her neredeysem, ertesi gün kuracak olduğum cümleleri de merak etmiyoru çünkü çişimin gelmiş olmasıyla alakalıdan öteye gidemeyip, alo'dan ve sorulan soruların cevaplarından ibaret olacaklarını bilerek uykuya dalıyorum.

kendime yaptığımı başka kim kime kıyıp da yapabilir acaba!
tüm bunlar geliyoken bi yandan da binseksenaltı tane komik şey geçiyo aklıdan... iteyerek yapmıyorum bunu. 24 saat hiç durmadan kussam hepsi geçicekmiş gibi...

bir iki gün önce dolaplarmı temziledim ondan böyle oldu galiba!

acaba manasız sözler verip kendimi kandırmaya çalışmasam herşey (birleşik mi yazılır nesli! aynı soruyu bi günde 977 kere sormayı başarabilenlere selam olsun) daha kolay olabilir mi?
-hmm bu söylediğinden herşeyin daha kolay olmasını istediğin sonucunu çıkarabilir miyiz?
*herşeyin diil elbette ama ...
-bi daha soruyorum!! ''BU SÖYLEDİĞİNDEN HERŞEYİN DAHA KOLAY OLMASINI İSTEDİĞİN SONUCUNU ÇIKARABİLİR MİYİZ?
*konumuz bu diil ki sana n'oluyo da hemen ''cevabı 30 kelimeyi geçmeyecek şekilde cevap veriniz'' moduna girip hayattan bunalmış baba asabiye yapıyosun!
-ben asabilyet yapmıyorum, çok basit bi sordum (soru bir kere daha, en belirgin vurgularla, üstten bi yerden bi kere daha tekrarlanır.)
*''bi siktir git'' amına koim doktora geldik de karın ağrım ne zaman şiddetleniyoyu mu bulmaya çalışıyoruz ki bu manasınz can sıkıcı ses tonuyla sana cevap vermek zorunda hissediyorum kendim..
-neyse unutalım bunları, gergin olmanın ne manası var canım ''ne güzeliz'' aslında.
*hehehe! evet ben bir mal ve kuş beyinli olduğum için de tüm olanları 2 saniye içinde - ya koca bi suçluluk duygusuyla ya da söylenen herşeye 1 saniyede kanmayı başarabilen tek insan ünvanıyla- unutarak
güftesi ZAMAN'ın akışı, bestesi de içime vermeyi kendime bir borç bilirim tarafından yaratılmış şarkıyı söylemeye başlarım.
belki de son zamanlarda herşeyi unutup hiçbir şeyi de aklımda tutamama nedeni sürekli bir şarkı ezberlemek zorunda kalışımdandır! kim bilir?
2222 bilir.
şarkı yaz 2222'ye gönder, beynin dursun.
''annen kifoz''
küfretme lan!
lan sus lan*
şş bana bak!
la hassikk...
şş olm sen kime...
sana ne lan göt!
biri kese atsa off var ya nası rahatlarım aslında.
kendime yeni bi nick buldum kullanmaya utandım ergen şeysi gibi geldi ben de bütün şifrelerimi o yeni bulduğum şey yaptım. ''nslable'' bu ne la! bu geyiklikle benden anca mor t-shirt olur.
zaten artık canım başka da bişe olmak istemiyo! 23.647 kere söyleyip bi sikim olamadıktan sonra hiç hevesim kalmadı. şöyle iki geyik olalım da keyfimizi bulalım ya :) her söylenene inanınca insan böyle oluyo sanırsam...
bi keresinde de emre tarımcıoğlu ''siz benim sandığımdan da yenisiniz'' ''benim evde bi sandığım var ondan bahsediyorum''.... gibi bi espri yapmıştı bak şimdi aklıma o geldi.
şimdi annem olsa bıdır bıdır anlatsam.

13 May 2010

Başka adreslerde başka haberlerle başka planlarım vardı. Yarın ölüp gitsem yada herşeyi unutsam onlarda benle ölür yada unutulmuş olur. Üzülür müyüm? HİÇ! Büyük harflerle yazdığım için üzülürüm sanılmasın lütfen :))) Son günlerde sikilmiş totoyla davanın zaman kaybı olduğunu bizzat kaybettiklerimle yaşıyorum keza! Bazen zaman çok kısa geliyo! Aklıma BENiM hoşma giden CANIMIN istediği şeyler geliyo ama!!! HAYAT başkalarının peşinden sürdü beni! şimdilerde CAN'ım onun ACI'sını ÇEK'iyo. Yörük'ten apartıp şöyle bişe yaptım... Cengiz Kayhan ilham kaynağım oldu...


Dışarıda şahane yağmur var heee!! Pek keyiflendim şimdi. Bugün bi de Avi'ye ilk tanıştığımızda küstah bulduğum için kendisine uyuz olduğumu ama gün geçtikçe fazlasıyla hoşlanmaya başladığımı yüzüm kızararark itiraf ettim. Feerat Çakaloz yanımda olmasa sööleyebilir miydim bilmiyorum ama...
Aman neyse şimdi yaşasın kütüphane

08 April 2010


uygun bi zamanda (zamanı geldiğinde diye de düşünmüş olabilirim ) alır da bakarım diye sakladığım kutuların birinden çıkma ihtimali olan 2 sayfa mektubun sahibine olan yakınlığımla, kendimin yazmış olduğu iki satırın hamili olma durumu arasındaki bi kaç şişelik fark arasındayım... bu bi tercih! içimden çıkana mı içinden çıktığıma mı kurban olacağım? zaman gösterecek!

26 March 2010

13 March 2010


gökdağ ile kahvenin önünde durduk, gökdağ arabanın kapısını açıp kafayı dışarı çıkarıp ''abicim burda garanti bankası nerde'' diye sordu. adam hiç sektirmeden ''burda garanti bankası yok'' dedi. bunun üzerine gökdağ ''yaa bize var dediler'' diyip kafayı arkadan geçmekte olan amcaya doğru uzatıp yine ve bir önceki cümlesinin de devamıymış gibi hiç sektirmeden ''burda garanti bankası nerde'' diye yeniden sordu. arkadaki amcaya fırsat kalmadan 10 saniye önce ''burda garanti bankası yok'' diyen abi bir adımdan daha küçük bi hamleyle azıcık yaklaşıp öne eğilerek gökdağ'a: ''bak ilerdeki bilmemneyin önünden sola dönerdönmez orda'' dedi ve bizi paketledi. türk kafası aaabi, burada gerçekten bir garanti bankası yokmuş ama abi ''bize var dediler'' diyip başkasına sorduk diye kendini bizim inandığımız şeye cevap vermeye zorladı. yoksa yoktur. eğer biz de var diye diretiyorsak ve fakat yoksa yine yoktur.
başkalarının inandığı şeylere cevap vermek dedim ya! çok şey anlatıyo yau. süperdi :) bi de burası çok güneşli ve sakin. çok olmuş gelmeyeli. en son letonyaya gitmeden önce selman'la vedalaşmaya gelmiştim. ey gidi günler. aşçı değişmiş mercimek çorbasının tadı kaçmış, yatak örütleri daha az kitsch, lobideki koltukların örütleri değişmiş ama hala aynı kıyıda kalmış halli... bazı şeyler hiç değişmiyo ama.
çıstakk çısstak çıs çıs çısss.

28 February 2010


Bunu bi kere daha yazmıştım galiba ama durum bende hızla vicdan azabına dönüştüğü için bi kere daha yazmak istedim. ''BU faysbuk ÇIKTIĞINDAN BERİ BU kifoz OLAYLARI BİRAZ SEKTEYE UĞRADI''
Kakam geldi dur o zaman hemen feysbuka yazayım durumuna geldim halbuki burası hiç bööle diil. E tabi buraya yazaken yazdığım şey kakamın gelmesiyle de alakalıysa onu da yazdım buraya elbet ama kakam geldi diye dünyay yayın yapma yeri diil burası. Tembel oldum işte.

''Tüme varım'' yoluyla yaşıyorum hayatımda son zamanlarımını. Önce Eminön'nde yürürken 5 liraya dünyanın en güzel telefon kılıfını alıp, aylar sonra o kılıfın içine 1800 liralık telefon alıyorum. Önce kılıfı alıp sonra telefonu almak çok ''ben'' ve 5 liralık kılıfın içine 1800 liralık telefon koymak çok ''hayat''. Belki de ondan buraya yazamayışım. Tüme vararken insan biraz daha ''erkek kafa'' oluyo galiba. Hiç oturup ağlamıyorum mesela, hemen ağlamaya başlayıp konuyu temize çıkarıyorum. Açıklığa kavuşturmam gereken o kadar çok var ki aslında kadın kafayla baktığında; ama aslında bi yandan da hiç biri yok.

Ertelediklerim ve geç kaldıklarım yok hayatımda son zamanlarda. Ertelendiyse büyük ihtimalle olmayacaktır olacaksa da zamanı gelmemiştir. Geç kaldıysam zaten tartışmaya gerek yok geçmiş gitmiş.

Biraz zor bi durum böyle yaşamak ama kasmıyorum nie bööle oldu diye. Geçici bişe olduğundan eminim ve geçtiği zaman başka huyları olan bi Nesli geleceğinden de eminim.

Ay yüzbin tane fikir var kafamda ama hiç birinin bi anlamı yok ve panik olmuyorum. İLk defa korkudan başka hiç bişe hissetmeden yaşıyorum ve yine panik diilim yaaa!!!!

Bu komik olma hali bende giderek yükseliyo hadi hayırlısı.

Bi de bu aralar, bu yakınlarda yine yazmış olabileceğim affetmek ve iyi insan olmak arasındaki kavgayla geçiyo. İyi insan diilim olmak da istemiyorum veeee hatta artık ''aman yaaa ya üzersem'' iç sesini hiç duymuyorum direk üzüyorum üzerine bir de üzebildiğim için mutlu oluyorum. Bu amansız denemeler bazen yerli yersiz insan üzme haline dönüşüyo ama neyseki kahramanımız hala beni sevebilmek için çaba harcıyo.

Annem hissetmiş olacak ki bu af(fet)(edeme)mek hallerini ki; yerli yersiz konuşmalar yapıyor. Anneyim ben içime doğar ben bilirim diyo hep ya gerçekten böyle bişe olabilir bu hayatta. Bazen gizlediğim herşeyi adı gibi bildiğinden emin olup paniğe kapılıyorum ama sonra da hoşuma gidiyo. Bu saftirik annem bana ne olursa olsun ''sev çocuğum'' diye bişe öğrettiler. Bazen kızıyorum bu duruma sonra annemin onca yaşına rağmen naif ve cool havası beni çok özendiriyo ''annem'' olmaya. Silkelenip kendime geliyorum hemen.

Neyse sadede gelince, affetmek istemiyorum ne kendimi ne olanları. Olmuşsa olmuştur. Nefret dolu değilim ama kendimi sevgi dolu olmak için de kasmayacağım, iyi tarafından bakıp devam etmeyeceğim. Görünen bir iyi taraf varsa tabi neden olmasın buyuralım ama eğer bişeyleri görmek için ayrıca çaba harcıyosam -ki harcamıyorum çünkü görünürde yoksa yoktur- biliyorum ki boşuna çabadır tüm olanlar.

Başlarken bi müzik çalıyodu şimdi bitti bütün tadım kaçtı.

Derli toplu olmak tüm derdim. Ama iyi ama kötü ama tatlı ama itici... Yeter ki derli toplu olsun. Yoruldum çünkü kararmış hayat yaması olmaktan. Benim tatlılığım bana zor yetiyo artık. N'olur ''mış' gibi yapmayalım sevgili hayat.

03 February 2010

uzun zamandır hiiç ama hiç bu kadar huzurlu olmamıştım. batman'dayım, saçma sapan şeyler yüzünden ayağıma dolandı bu batman. sonra bi üşendim bi üşendim gelmeye... ama gelince öyle olmadı işte. iş olmaktan da çıktı 2 dakikada. yine uçaktan çook korktum ama yanuımda 16 yaşında ve benden 100 kat korkan biri olunca annemin meşhur lafı geldi aklıma deli deliyi görünce çomağını saklar diye. uçak kalkarken mannnyakkk gibi sallandı yanımdaki cici pembe evcan kalpten ölmek üzere ben de korkudan gözlerim dolmuş ama ''hahahahahaha'' diye kahkaha atıp bu sallanma çok normal korkacak bişe olursa ben bayılırım sen o zaman kork diyip sakin-leşşşş-tirmeye çalışıyorum her ikimizide. esin kız gerçek bi şaka sanırsam, salaklıkla şakadan sakarlık arasında bi yerlerde gelip gidiyo... o mutlu olunca ben daha da bi iyi hissettim. uçaktan bi indik hepimizin çantaları sırılsıklam bazılarımızın eşyaları da öyle... gideyim dedim thy'ye maruzatımı bildireyim... tabi 18 kişi de kapıda beni beklio ve sanırım bi kısım neden dellendiğime ve şikayet etmek istediğime anlam veremedi. thy'ye gittim çantalar ıslak şikayette bulunmak istiyorum dedim. uçağın bagaj bölümünde ıslaklık var mı kontrol etmeliyiz dediler. ettiler. anons geldi ıslaklık yok die. sonra da istanbul da hava yağışlıydı ondan olmuştur diye dahiyane bir tahminde bulundular. yokkkhh yaa dedim ben de. beni ilgilendirmiyo çantam ıslak ve ben bunu bir bilene bidirmek o bilen kişiyi bildikleriyle daha da işe yaramaz bir hale getirmek istiyorum dedim. ben yüksek sesle böyle manasız şeyler söylerken tabi iç ses o arada orospu çocukları keşke popomun altında kalsanız ve nasılsa burda kabız olucam dönerken 5 günlük kakamı hepinizin aaazına yapabilsem diye de nefret dolu şeyler geliyo aklıma... bi yandan da tabi panikim çünkü bir otobüs dolusu gençlik merkezican beni beklio ama kararlıyım sakince bu işi bildirip şehre gidicem. sonra bana bilir kişi kılıklı kadın ded ki (aklım başıma geldi ve saatlerdir bunu düşünüyorum) hanfendi bütün uçağın çantaları ıslanmış kimse şikayetçi olmuyor siz neden bu kadar uzatıyorsunuz dedi. yemin ediyorum dışarıda çocuklar beklemiyor olsaydı orada soyunup kendimi yakmaya kalkabilirdim. mesele ıslanan 2 donum 1 tişörtüm değil, mesele benim tam da bu ilgi alaka eksikliği yüzünden sokakla hayatla olan kavgama değen en önemli acil çıkış uyarısı. ÇOK ÖNEMLİ Bİ SORU ABİİİ, bütün uçak ıslak ve neden sadece ben kıllanıyorum bu durumdan... henüz THY'den kimseye ulaşabilmiş değilim gerçi ulaşsam nolcak ''hanfendi maddi zarar var mı?'' YOK sizden başka şikayet eden var mı YOK. ben bu durumda uzun zamandır sevişememiş kadın anksiyetesine sahip muamelesi görüp uygun bir zamanda ilgilenilecek müşteriler listesine alınacağım... neden yaşıyoruz ki abi bu hayatta. ben bitik bir insanım artık yaa! neden şikayet ettim yaa çok pişmanım..
aman neyse yine de çok eelenceli. şimdi birileri yanımda mırmır ''ay ne güzel kaynaştık yaa'' diye bişeyler söölüyo. :)))