14 June 2009



bu sene öss'deki gönüllerin birincisini açıklııyorum: ben!

evet yaptım sınava girdim. aylar evvelinden kurmaya başladığım hayaller, bu hayatta hayal olmanın kaçınılmaz kaderiyle birlikte, suya düşmüştü zaten ve çalışmayı bırakmıştım. yerine getirilmesi gereken prosedürlerden birini, bir rehber öğretmen!! tarafından yanlış yönlendirildiğim için yerine getiremediğimden kelli kurmakta olduğum hayali ertelemiştim. kendime kızma nedenim sadece: tüm mantıklı açklamalarımla karşısında durduğum bi şeyin yanında yer almak ve onun sözünü dinlemek oldu ve öss yolunda hayatla en önemli dersi bi kere daha alımış oldum.

sınava girdiğimde öyle çok şeyle kavga ettim ki... sonra sorulara dalınca kavgam başka şeylerle oldu tabi. sabilere üzülmekten içim kabardı; böyle böğrümü sanki maymunlar tırmaladı gibi hissettim saatlerce.

sınav soruları içinde hep verilen örnekler: bilginin ne kadar mutlak ve ulvi olduğula ilgili metinlerden oluşuyordu. edebiyat ve türkçe sorularında verilen örneklerin hepsi .... isimli yazarın alıntılarındandı yine. bu sefer kültürümüzü yaşatan en önemli araç olan dilimizin ne kadar yozlaşmış olduğuyla ilgili çarpıcı ve yeni örnekler vardı:

(SORU)Taşa çalınmış bir nara benzetirim dilimizi. Eşsiz parıltılar
saçan bazı taneleri kaybolmuştur bu narın, bazı
taneleri unutulmuştur. Bu benzetmeden yola çıkarak
şunları söyleyebilirim: Sokaklar, caddeler, ağızlar ve
gönüller yavaş yavaş benim bilmediğim sözcüklerle
doldu. Bende en kücük anısı bile olmayan, derinliğini
göremediğim sözcükler bunlar: “sunucu” spiker, “gösteri
adamı” showman, “iş hanı” plaza, “yıldız” star,
“çarpıcı haber” flaş haber oldu söz gelimi. Daha da
önemlisi “paşa”yı pasha, “efendi”yi efendy, “evet”i
ewet biçiminde yazan bir kuşak çıktı ortaya.
Bunları söyleyen kişi aşağıdakilerin hangisinden
yakınmaktadır?

A) Dil kurallarının geçerliğini yitirmesinden
B) Dil bilincinin zayıflamasından
C) Sözcüklere farklı anlamlar yüklenmesinden
D) Anlamdaş sözcüklerin birlikte kullanılmasından
Yabancı sözcüklerin doğru yazılmamasından

''sevgili soru hazırlayan sınav zihniyeti: msn başında dil(imiz)in azına sıçan yeni nesilden ve televizyon klişelerinden kafanızı kaldırıp gerçek hayata bakalbilseniz bunların hiçbiri başımıza gelmeyecek.'' diyesim geliyo da anlaşılır mıyım çok emin diilim burası biraz karmaşık.

hemen hemen her soruya söyleyecek tabi bir sürü lafım var. işe gelince yok bende klasik laf var. ama şu soru çok canımı sıktı. valla bu hayatın sınav olmasıyla ilgili tüm derdimi sıkıntımı haklı çıkaran bi soru.

(SORU)Yazı yazmak, yemek pişirmeye benzer. ----. Burada
önemli olan, uygun yöntemle, ustalıkla pişirebilmektir.
Yukarıda boş bırakılan yere düşüncenin akışına
göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?

A) İkisi de uzun süren ve derinlemesine düşünmeyi
gerektiren bir hazırlık dönemi ister
B) Kimseden etkilenmeden, özgün bir ürün ortaya
koymak gerekir
C) Herkesin başarabileceği, sıradan bir iştir
D) Yalnız, yetkinleşebilmek için birçok kere yapıp
bozmak gerekir
E) Aynı malzemeyle iki kişi birbirinden çok farklı tatlarda
iki yemek yapar

doğru cevap e imiş. bi kere bu sorunun sonu -melidir? diye bitemez, eğer biterse altına seçenek konamaz! kime göre diye sorucam çok klişe olucak derdim daha derin daha acı verici....

doğru cevabın e,d ve hatta c olduğuyla ilgili sabaha kadar tartışırım. 3’ününde doğru olduğu bi hayat benim yaşamak istemediğim... nedeni çok basit. cümlenin akışında vurgulanan 2 kelime var, uygun yöntem ve ustalık... e diğer tarafta kıyasa giren şey yemek yapmak... neyi tartışıyoruz! yemek yapmak dediğin şeyle yazı yazı yazmayı kıyaslıyosun da : yemekten kastın karın douyrmak için yapılan domates soslu makarna; yazı da, evden çıkarken anneme yazdığım ‘gece gelmem beklemeyin’ notu mu? ustalık derken? kısıra domates koyan ve koymayan diye 2 cephe var bu hayatta! yazı yazmak dediğin şeyin de tek kriteri okuma yazma bilmek o kadar. dilbilgisi kuralları değişmez ama domatesli kısırla domatesiz kısır arasındaki çekişme, o dil yozlaşıp evet’i ewet yadığımız zaman da bile olacak. yemekte ustayım, şahane hazır sos karıştırırım, yazmak desen o biçim; astigmatım var ara sıra harflerin yerini şaşırıyorum o kadar!

ne sınavına giriyoruz. neyin yorumu neyin puanı? bebeler sinir hastası olmuş sınav yüzünden. bu sınavı kazanıp hayatlarını kazanmaya başlasalar ne olacak.
bi amca da bana dedi ki ‘çocuum hayat zaten bi sınav bunu da başarırsınız’
A) ben çocuk diilim
B) senin hiç diilim
C) ne hayat sınav ne de ben başarılı biriyim
D)bu insanlarla oynamak istemiyorum.
E) valla çok bozuldum...

hayatın sınav olması haliyle de ilgili aklımda çok şey var. evet hayat sınav olabilir ama hayır değil. hayır hayat sınav değil ama evet olabilir.

ay yine deliriyorum galiba! geçenlerde de kendi kendime şunu düşünüp içimde bolca tartışmıştım... fenerbahçe şampiyon olamadığı zamanlarda da en büyük! çünkü en büyük olmasının kriteri şampiyon olabilmesi diil... gibi bişeydi...

No comments: