30 June 2009

Sabah otobüsle Barbaros Bulvarı'ndan geçerken panjurları kırılmış bi binanın önünden geçiyorduk, iki amca konuşmaya başladı.
-Dün bi adam yangında dumandan zehirlenerek ölmüş burda. Stüdyo daireymiş. Yani hem sütüdyo hem daireymiş.
-Ne sütüdyosuymuş?
-Müzik olabilir. Ev olarak da kullanıyomuş ama...
:)

27 June 2009

Bi de...
bi zamanlar özgürlük şarkılarını söyleyebilmek için hayatlarını yok sayan insanların şarkıları şimdilerde coca cola reklamlarının olduğu internet sayfalarından dinleniyo...
Bu hayat ne garip yau!

Sabahın köründe, günlerdir düşündüğüm aklıma geldikçe delirdiğim, bırbır söylenip içinden çıkamadığım kişilerin rüyası ve hikayeleriyle uyandım. Çarşafa dolanmış ayılmak için debelenirken, başucumda tırnaklarını kesmekte olan ve bazen hayal-et- olduğuna inanmaya çalıştığım sabah programı sunucusu delikanlıya (-ki bu sabah sunucuları genelde kadın olur erkek olanlarının en aklımda kalanı alişan'dır) rüyamı anlatyama çalışırken bana 'canım sen de çok etkilendin bu olaylardan' dedi. E etkilendim tabi... derken derken, konuşma bi şekilkde yalana geldi. Sunucumuz bana 'insan kendine yalan söyler mi hiç nesli' dedi. Exel beyinli!!! söyler tabi...


Sonra oturdum veee böööğğk diye şunu yazdım.

İnsanın kendine yalan söyleyebilmesi en kolay olanı di mi? Çünkü insan kendini, diğerleri gibi dışardan görüp algılamıyor, dolayısıyla kendini yalana sürükleyen gelgitleri ya bi şekilde olmamış gibi görebiliyor yada başkaları ne olup bittiğini algılayamadan mantık silsilesine bürüyüp ‘zaten hayat bu olur böyle şeyler’ yalanını söyleyiverip döngünün ilk tuzağına düşülmüş oluyor.


Tam bunları yazarken arada durup şunu düşündüm: Neden hep neye gazlandığımı bilemeden öğüt veren moduna girip sanki çok biliyomuşum da kendim hiç çıkmaza girmiyomuş ve dünyanın en makul insanıymışım gibi cak cuk konuşuyorum. Niye hikayelere takılıp durum tespitleri yapmaya çalışıp genel ithamlarda bulunuyor ve ‘kaka olaylar sizi ders çıkarılasıcalar bak bu da sana en alasından lafım’ geyiğine sarıyorum. Geyik miyim neyim?


Sonra devam ettim: Sevgili iç ses bi susunuz lafım bitmedi... Şimdi ikimize de makul olan yarın hala bana makul olmaya devam ederken ya sen fikrini değiştirince neye dönüşecek. Ben sana söyleyeyim; ben sana ‘amma da ikiyizlüymüşün be’ diye kurulacam sen de aslında herşeyin hala ikimiz için de makul olduğu yalanıyla önce kendini sonra beni kandırmaya çalışacaksın. Bak ne de güzel bi kelime yakaladık şimdi adam gibi oyun oynayacağız.


Makul olma hali

İkimize de makul olma hali.

Kendi şartları içinde makul olma hali


Bu kendi şartları içinde olma haliyle ilgili bi takım kafa karşıklığım var. Herkes için aynı hissiyatı yarattığında o şartlar, herkes tarafından yaratılıp sahiplenilmiş bi durum mu oluyor yoksa kendliğinden olmuş ama herkes için aynı anlama hissiyata değen bi zamana denk geliyo da insanlar kolpalık edip ‘bak bu şartları biz yarattı ve en makulu’ diye her zamanki gibi insan olmanın en durdurulamaz güdüsü olan sahiplenme işine burda da mı giriyo? Ben açık konuşayım artık makul olmak istemiyorum. Yani en azından makul olma hallerimizin tesadüflerle ikimize de değdiği zamanlardan sonra, makul olan şeylerin hayatlarımızdaki anlamı değiştiği zaman birbirimizi kandırmamızı istemiyorum. Ya hiç olmalış gibi davranmayalım yada en zor olanını seçip bugün olanlardan, benden ve senden konuşalım. Mazide kalanlara günlük gazete muamelesi yapmayalım. Mazide kalmış olmaları ne seni ne de beni dönek yapmaz. Aksine, mazide gerçek oluşuna olan inancımı besler ve çnce kendimi sonra da seni daha çok sevmeme yarım eder. Zorlamayalım şartları.

Uzun lafın kısası: Yok efendim makul olmak, yok efendim aynı anda olmak, yan yana olmak ne sikimse bi tarafa, önce kendine ‘samimi’ olabilmek sonra etrafındaki insanlara ne kadar samimi bi şekilde nasıl olduğunu anlatmaya çalışmak lazım yoksa pencerinin önünden insanlar geçerken kafesinde oturmuş ‘kapıcı maamut’ demeye çabalayan rengarenk papağana benziyosun.

20 June 2009

Ey gidi Kısa Dalga...
Az evvel kendimi bi filme sandım.
Profesör Serdar
Süslü Uğur
Nazlı Selçuk
Japon Eray
Badem Aylin
Prenses Dilan
Eküri Merve Miray
Çetin Cansu
Mali
Talan Ahmet
Şopar Gökhan
Ospik Oğuz
Star Yıldız
Konutrbas Kerem
EPOL Alemdar
Abi Uğur
Asker Neco
Fırat Aaabi
Sıradan bi cumartesi

14 June 2009



bu sene öss'deki gönüllerin birincisini açıklııyorum: ben!

evet yaptım sınava girdim. aylar evvelinden kurmaya başladığım hayaller, bu hayatta hayal olmanın kaçınılmaz kaderiyle birlikte, suya düşmüştü zaten ve çalışmayı bırakmıştım. yerine getirilmesi gereken prosedürlerden birini, bir rehber öğretmen!! tarafından yanlış yönlendirildiğim için yerine getiremediğimden kelli kurmakta olduğum hayali ertelemiştim. kendime kızma nedenim sadece: tüm mantıklı açklamalarımla karşısında durduğum bi şeyin yanında yer almak ve onun sözünü dinlemek oldu ve öss yolunda hayatla en önemli dersi bi kere daha alımış oldum.

sınava girdiğimde öyle çok şeyle kavga ettim ki... sonra sorulara dalınca kavgam başka şeylerle oldu tabi. sabilere üzülmekten içim kabardı; böyle böğrümü sanki maymunlar tırmaladı gibi hissettim saatlerce.

sınav soruları içinde hep verilen örnekler: bilginin ne kadar mutlak ve ulvi olduğula ilgili metinlerden oluşuyordu. edebiyat ve türkçe sorularında verilen örneklerin hepsi .... isimli yazarın alıntılarındandı yine. bu sefer kültürümüzü yaşatan en önemli araç olan dilimizin ne kadar yozlaşmış olduğuyla ilgili çarpıcı ve yeni örnekler vardı:

(SORU)Taşa çalınmış bir nara benzetirim dilimizi. Eşsiz parıltılar
saçan bazı taneleri kaybolmuştur bu narın, bazı
taneleri unutulmuştur. Bu benzetmeden yola çıkarak
şunları söyleyebilirim: Sokaklar, caddeler, ağızlar ve
gönüller yavaş yavaş benim bilmediğim sözcüklerle
doldu. Bende en kücük anısı bile olmayan, derinliğini
göremediğim sözcükler bunlar: “sunucu” spiker, “gösteri
adamı” showman, “iş hanı” plaza, “yıldız” star,
“çarpıcı haber” flaş haber oldu söz gelimi. Daha da
önemlisi “paşa”yı pasha, “efendi”yi efendy, “evet”i
ewet biçiminde yazan bir kuşak çıktı ortaya.
Bunları söyleyen kişi aşağıdakilerin hangisinden
yakınmaktadır?

A) Dil kurallarının geçerliğini yitirmesinden
B) Dil bilincinin zayıflamasından
C) Sözcüklere farklı anlamlar yüklenmesinden
D) Anlamdaş sözcüklerin birlikte kullanılmasından
Yabancı sözcüklerin doğru yazılmamasından

''sevgili soru hazırlayan sınav zihniyeti: msn başında dil(imiz)in azına sıçan yeni nesilden ve televizyon klişelerinden kafanızı kaldırıp gerçek hayata bakalbilseniz bunların hiçbiri başımıza gelmeyecek.'' diyesim geliyo da anlaşılır mıyım çok emin diilim burası biraz karmaşık.

hemen hemen her soruya söyleyecek tabi bir sürü lafım var. işe gelince yok bende klasik laf var. ama şu soru çok canımı sıktı. valla bu hayatın sınav olmasıyla ilgili tüm derdimi sıkıntımı haklı çıkaran bi soru.

(SORU)Yazı yazmak, yemek pişirmeye benzer. ----. Burada
önemli olan, uygun yöntemle, ustalıkla pişirebilmektir.
Yukarıda boş bırakılan yere düşüncenin akışına
göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?

A) İkisi de uzun süren ve derinlemesine düşünmeyi
gerektiren bir hazırlık dönemi ister
B) Kimseden etkilenmeden, özgün bir ürün ortaya
koymak gerekir
C) Herkesin başarabileceği, sıradan bir iştir
D) Yalnız, yetkinleşebilmek için birçok kere yapıp
bozmak gerekir
E) Aynı malzemeyle iki kişi birbirinden çok farklı tatlarda
iki yemek yapar

doğru cevap e imiş. bi kere bu sorunun sonu -melidir? diye bitemez, eğer biterse altına seçenek konamaz! kime göre diye sorucam çok klişe olucak derdim daha derin daha acı verici....

doğru cevabın e,d ve hatta c olduğuyla ilgili sabaha kadar tartışırım. 3’ününde doğru olduğu bi hayat benim yaşamak istemediğim... nedeni çok basit. cümlenin akışında vurgulanan 2 kelime var, uygun yöntem ve ustalık... e diğer tarafta kıyasa giren şey yemek yapmak... neyi tartışıyoruz! yemek yapmak dediğin şeyle yazı yazı yazmayı kıyaslıyosun da : yemekten kastın karın douyrmak için yapılan domates soslu makarna; yazı da, evden çıkarken anneme yazdığım ‘gece gelmem beklemeyin’ notu mu? ustalık derken? kısıra domates koyan ve koymayan diye 2 cephe var bu hayatta! yazı yazmak dediğin şeyin de tek kriteri okuma yazma bilmek o kadar. dilbilgisi kuralları değişmez ama domatesli kısırla domatesiz kısır arasındaki çekişme, o dil yozlaşıp evet’i ewet yadığımız zaman da bile olacak. yemekte ustayım, şahane hazır sos karıştırırım, yazmak desen o biçim; astigmatım var ara sıra harflerin yerini şaşırıyorum o kadar!

ne sınavına giriyoruz. neyin yorumu neyin puanı? bebeler sinir hastası olmuş sınav yüzünden. bu sınavı kazanıp hayatlarını kazanmaya başlasalar ne olacak.
bi amca da bana dedi ki ‘çocuum hayat zaten bi sınav bunu da başarırsınız’
A) ben çocuk diilim
B) senin hiç diilim
C) ne hayat sınav ne de ben başarılı biriyim
D)bu insanlarla oynamak istemiyorum.
E) valla çok bozuldum...

hayatın sınav olması haliyle de ilgili aklımda çok şey var. evet hayat sınav olabilir ama hayır değil. hayır hayat sınav değil ama evet olabilir.

ay yine deliriyorum galiba! geçenlerde de kendi kendime şunu düşünüp içimde bolca tartışmıştım... fenerbahçe şampiyon olamadığı zamanlarda da en büyük! çünkü en büyük olmasının kriteri şampiyon olabilmesi diil... gibi bişeydi...

06 June 2009





HALLUX VALGUS

Tam KİFOZ oldum
Yok kifoz'muş yok dizimindibi'ymiş... Ayaklarım meğerse neymiş benim için şimdi daha iyi anladım. Cart diye içimden gelmişti bu laflar zamanında. Şimdi şimdi başıma gelmeye başladı. Genetik bi hastalıkmış, tabi bizim ailede (bi çember üstte) kimsede yok bu illet. İşte bi kere daha sucudan alınmış olma ihitimalim akla geliyor :) Yamukken de seviyodum ayaklarımı şimdi de seviyorum. Sevme şeklimde bi değişiklik olmadı. Yine benim ayaklarım yine aynı bedeni taşıyo.

Ameliyattan önce atıp tutyodum 3 güne kalkarım diye. Doktor demişti. Herkesin kalkmaktan anladığı aynı değilmiş bunu öğrendik bu zaman içinde. Ağrılar uzun sürünce doktorcuğum 'sana karşı biraz mahçup oldum, bu kadar çok olmaması lazımdı bi sende böyle oldu' dedi. Şaşırdım mı? Hayır. Hep 'bi bende' oluyo zaten ne olursa. Şikayet etmiyorum tabi ama şaka gibi. 'bi bende'. Afferim bana.

Zormuş tabi. Şimdi daha iyiceyim ama iyi oldukça heyecanlanıp zorluyorum sonra yine acıyo. 2 ileri 1 geri hesabı şifa buluyorum yani. Yeni ayaklarımın poğaçaya benzeme ihitmalini hayal edip bolca gülümsüyoruz. Fırat abi Edi ile Büdü diye çağırıyo kendilerini. Günlerce kıçım yatakta bacaklarım havada seyrettim durdum ayaklarımı. En sevdiğim uzvumu günlerce seyretmek zorunda kalıp acısını çekmek için ne yapmış olabilirim diye de düşünmedim diil. Herşeye rağmen oldu bitti güzelce.