27 March 2009


Aklımda bir sürü şey var... Bunu da yazsam ya dediğim. Yazmıyorum. Bekliyorum vakti gelsin hepsinin diye. Vakit gelen bişey ya ona bozuluyorum bazen galiba. Şimdi benim aklımda kalbimde olan şey karşımda olmayınca 'demek ki zamanı diil' diyo biri arkadan, çok canım sıkılıyo. Son dönemde öyle çok şey var ki dilimin ucuna gelip de havaya karıştıramadığım nefesimle birlikte tuttuğum. E dilimin ucundaysa dil benim dilim zaman da benim zamanım nie çıkmıyo dışarı? Aynı ses yine; 'çünkü zamanı diil' diyo. Keyfinin kahyası zamanla ilişkimin böyle olduğu günlerde gündemde seçim var. Anneme seçimle ilgili tercihlerimi söylediğimde şuurunu yitirdi. Suç ben de diil beni böyel düşünmeye zorlayan şartlardaymış. Hep bi suç-lu olmalı ve hep o bizden birileri olmamalı çünkü 'biz' akıllı insanlarız. Zaman zaman başkalarının tuzağına düşmüş edilgen insanlar... Bi partinin 1930'daki seçim posterini görüdüm. 'Anneler oylarınızı çocuklarınızı geleceği için...' gibi salak suluk bişe yazıyodu. Yıl 2009: Gaziosmanpaşa'da bi kebapçıda yemek yerken TV açık ve seçim teyteyinin meydanlara seslenişi var canlı yayında. Ocakbaşıcısından garsonuna dükkanda pür dikkat TV'ye bakıyoruz(!). Konuşan adam böğürmekten fırsat bulup -analara seslendiğinden olacak- sesini manidar ve de şekerle çocuk kandırmaya çalışan sübyancı tonunda, analar oylarınızı çocuklarınızın geleceği için kullanın diyo. Burs verceklermiş. Ne kadar ayıp. Benim bi tanıdığımı küççükken biri kaçırmıştı kapının önünden. Adam kıza demiş ki 'seni babana götürcem bak şeker de vercem'. Halbuki baba akşam eve gelcek hem de elinde şekerle ama çocuk işte; takılmış adamın peşine gitmiş. Sonra mevzu hemen farkedilip (mahallede yaşamanın faydaları) polise haber verlimişti. Sonra adam tam kıza çakacakken bulunmuşlardı bi kuytuda. Bence tam da bu yüzden analar oylarını o adam-ların partisine versin. Ben de tam o esnada herşeyi gözetleyen işgüzar mahalleli gibi -kandırılma halinin rehavetiyle- üzerime vazife olmayan işlere bulaşıp götten sikilmek üzere olanları kurtarayım. Tam böyle yapayım. Ne kadar ayıp.

Bankada, kasa memuruna verdiği sahte para delinince deliye dönen adam memura dedi ki: Müşteri memnuniyetinden bahsediyosunuz paramı deliyosunuz. Ayıp kardeşim. Memur: Bey efendi bu parayı bulundurmak kanunen suç, yapmak zorundayım. Memnun edilmek zorunda olan müşteri: Senin düzenli bi işin var tabi para kazanıyosun konuşması kolay sen benim paramı delemezsin. Kimilerinin 'ayıp'ı da bu.

Bi hayal düştü aklıma son zamanlarda acaba bu da ayıp mı diye düşünüyorum. Bi yer var aklımda o yerde peçetecilik yapıp insanlarla tanışmak sonra da insanların hayatıyla benim hayatımın kesişemediği yerleri yazmak. Ama ayıp bişe mi istiyorum acaba? Benim olmayan bi yerde, orada yaşayan insanların neresinde olamadığımı anlamak sonra da anlatmak. Birileri adına karar verip sonra o karadan benim olmayan ama bana ait bişe doğurmak... Yine o arkamdak sesten yanıt geldi şimdi; diyo ki: Eğer o şeyi yine o insanların faydası için kullanacaksan ayıp diil, yok kendi orgazmın için kullancaksan seni bi temiz düdükleyelim... Bu sesi bazen seviyorum hee :)

Ayaklarımı yere vura vura bişeyler istiyorum son zamanlarda. Bebekler düşünce iki şey arasında kalır ve yüzlerinde salak bi belirsizlik olur ya... Canları acımaz ama karizma derdinden mi şaşkınlıktan mı bilmem bi ağlama haline gelirken yüzleri, bi yandan da düştüğünü gören büyükler 'hooop' 'amaaaan tey tey' 'hoppaaaeee ::)))' diye sesler çıkarıdğı için 'komik bişe galba bu düşemek acaba gülsem mi' şaşkınlığı olur gözlerinde. Tam bu sırada ağlarken gülme sesi çıkarırlar. İşte ben de ayaklarımı yere vura vura 'zaten hiç bi istediğim olmuyo işe bisikletle bile gidemiyorum' diye vızlarken galiba o yüzüm öyle . Bugün düşününce bi de böyle bişe geldi aklıma. Ayaklarımı yere vurmak yerine, yetişkin (!) biri olarak yapabileceğim onlarca şey var. Ne mesela? Bilmiyorum. Çünkü son cümle benim diil. 'Ak akçe kara gün içindir' deyimi kadar taşlaşmış bi halk deyişidir. Paylaşmak istedim yeri gelmişken. Ayaklarımı yere vura vura mızliicam işte. Canım istiyo. Paşa keyifli zamanın canı ister de uygun olduğunda gelirse, ben de bırakırım bu mızlama işini. Zaten yaşımla başım örtüşmüyo hala. Geçen gün yine bi lisede öğrenci olduğum varsayılarak azarlandım. Oha lan ne diyon şaşkınlığıyla kibarca karşılık verince 'haa siz öğrenci diil şeydiniz di mi' dediler. Evet ben o şeyim. Şey işte hani var ya...
Hayırlı işler!!

No comments: