31 December 2009


Bir süredir her yeni yıl arifesinde mini one diliyordum. Bu sene dilemedim. Bu sene mini istiyor olduğum senelere nazaran daha insan olmaktan uzak şeyler yaşadığım için parayla alınabilen ama paradan daha değerli olabilecek mini one'dan ziyade parayla alınamayacak şeyler diliyorum. Daha az hayal kırıklığı diliyorum bu sene.

Yeni olana hep bi alışamama durumum var benim. Her özel günde de itinayla birşeyler yazarım az çok buraya. Sevinirim yeni yıl yeni yaş diye. Halbuki yeniden korkarım ben. Ama zaman'ı engelleyemiyorum ve o geliyo sonra da yeni oluyo ya ''sikiliceksen zevk almaya bak'' kafasıyla heyecanlanırım bi. Şimdi yeni yıl için heyecanlanmıyorum. Zaman durmuyo ve geliyosa s..kime kadar yolu var nereye isterse oraya gelsin. Nasılsa ben orda olmayacağım. En azından sırf o geldi diye onun olmayacağım. Bugün her ne idiyse yarın da o benim için. Yeni geldiyse hoşgelsin, gözüme gözüme sokmasın.

Kendiliğinden gelen makbullüğünde olsun herşey bu yıl.

25 November 2009

bi kere bi eğitimde burcu haylazla merdivenden çıkıyoduk, katın başına gelince sener haylaz'a pat die bişe sormuştu; haylaz'da kitlenip kalmış ve ''ıııı beynim durdu'' demişti. o durma halini gördüm ben, kız gerekten kitlenip kalmıştı. şimdi öyleyim bende; ''herkes iğrenç bi ben sütten çıkma ak kaşık'' durumu yok elbette ama günlük hayatım bile o kadar zor gelmeye başladı ki. ''hayatta neler oluyo yaaa'' başlıklı şeylerimiz var ya hani işte; en rutin olanı bile kalbimi yoruyo. n'ie bööle oldu acaba? bazen şaşırmış olmaya şaşırıyorum bazen de beynim durdu oluyo.

20 November 2009


bi sene önce nakaratını bulduğum ilk güfte denememin temasını belirlemeye çalışıyorum. farkettim ki bu tema belirleme durumu hayatlarımızın zehiri olmuş sigara gibi. her sabah, varoluş nedenine ''bi tema bul!'' sloganıyla uyanıyor, ellerini kullanmadan masturbasyona muktedir insanlar olma çabasını layıkıyla yerine getiriyoruz. doğası gereği ''temaya karşıyım'' ezberiyle entelcilik oynayan ahbaplarımızın o yalan doğaları gereği ''hayatta kalabilmek için mecburen'' içinde oldukları pisliğin RaP starı olmak şimdilerde tüm çabam. AMA işte dilimin ucunda sanki herşey de bi türlü gelmiyo. yüzüm gözüm kıpkırmızı ıkınmaktan. şu anda dinlemekte olduğum
''penceresi yola karşı
gelen geçen atır taşı
benim yarim kalem kaşlı
var ara eşini vay vay
saysana liraların beşini vay vay ''

diye sürüp giden rumeli türküsüyle idare etmeye çalışıyorum.

biraz popülist olabilirim yada okadar popülisttim ki artık bokum çıktı ve aslında erdiğimi sandığım level basit dünyevi rutinin en rezil seviyesinde ve ben burnumun ucundaki resmi göremiyorum. bi kere ''acilen sığlaşmak istiyorum'' demiştim ya :)) başardım. o kadar sığ biri oldum ki marmara bölgesindeki ineklerin su içtikleri yalaklara benim adımı veriyorlar anı olsun diye.

05 November 2009



Facebook çıktı mertlik bozludu. Ne kadar uzun zamandır yazmıyorum buraya yahu. Aklına geleni içerde özetle, kes, kopyala hooop Facebook iletisi yap. Valla hiç yakıştıramadım kendime ama bana yakışmayan bi bu diil nasılsa, telafi ederim edemezsem bununla yaşamayı öğrenirim.

Bazı geceler uykudan önce aklıma küçüklüümden hikayeler geliyodu. Sonra o bazı gecelerin yağmur yağan geceler olduğunu anladım. Çatıdan gelen yağmur sesi o küçüklülk hikayelerinin olduğu yaşlardan kalan şeyler aklımda anladım ki! Hep yuva zamanı hikayeleri bu hikayeler.

Yatakhanemizin bişeyiyimdim ama neyi onu çıkaramıyorum. Uykudan önce hangi masalın okunacağına karar verirken ''arkadaşlarına sor sonra Nezahat öğretmene söyle''ci başı gibi bişeydim galba. Yatakhane saatlerinde huzursuzluk çıkınca yapmam gereken bişeyler de vardı sanki bi de uyumak zorunda diilsin ama uyuyanlara bulaşma konulu bişeyler vardı... ama sanki o uyku saati benim için diildi de ben o ''uyku saatinin salim geçmesi içi orda olandım''

Neyse ne işte artık yuva da diilim yuvada da ama çocuk şarkıları hatırlamaya çalışıyorum her gece uyumadan önce söylemek için ...

İnsanın yaptığı hıyarlığı farkına varmayıp, o hıyarlığı dünyanın en önemli meziyeti sanan aptallar var ya işte onları çok seviyorum. Yeni tanışmış olduğum bu hıyarlığın adı ''aldatma''. Uzun zamandır aldatılıyormuşum ama önce hissedip sonra ayyuka çıkma hali henüz yeni. Ama işte asıl insanın canını sıkan aldatılıyor olmak diil. Aldatan insanın yediği bokun anlaşıldığını farkına varmaması :) Ulan ben de diyemiyorum ki: 3 yaşında mıyız sen kimi kime satıyon da düdükcü yamağı sanıp kendini adam düdüklemeye kalkıyosun diye :))) Neyse ki her hıyarlığı not aldığım çiçekli defterim var.

Bu aralar hesaplarımın hepsi artıda. Çirkinlik, aptallık, fakirlik, köylülük, cahillik, yabanilik hesabı yapan insanlar karşısında kendi sahamda büyük ara öndeyim çünkü mevzimi biliyorum :)
(Sevgili aldatması değil bahsettiğim, Nesli n'oldu telefonu etmeye gerek yani)

27 September 2009

Laf ebesi!
Ebenin lafı gibi mi...
Nası gibi yani?
Sabranım hayrınıza gibi
Gibi derken
Hayrınıza diyorum yani, hayrınız için sabır gerekir.
Sabır iyidir.
Hayır da ööle.
Sabrınız ne peki?
Hayran olduğum şey işte...
İşte derken?
E sabrınız!
Hee

21 September 2009


Birilerinden evlatlık alınan bebeği yurt dışına kaçırma planları yaparken, starfucks'la kavga ediyorum artık short verdikleri herşeyin içine şeker koyuyorlar diye. Sonra Sudan'da kadınlar futbol ligi olsun diye Barac Hussein Obama ile İbo'yu TOG'un baçesiden buluşturuyorum. Boğaz köprüsündeki ışıkları onaran dağcı çocuklarla kırıştırmak için Nepal'e gidiyorum ama sonra bir bakıyorum Bandırma Koparan tesisilerindeyim ve gençlik konseyi ahalisi varken bikiniyle denize girdiğim için Evren Ergeç (aslında Adnan Gül olmuş) beni azarlıyo. Bu bi rüya ve ben ne yazık ki hepsi için ayrı çıkarımlarda bulunabilecek kadar beynimin ne kadar amcıklamış olduğunu farkındayım. Hay allaaam yau ben neyim bööle? :)

15 September 2009

Bolguma www.blogger.com'dan giremiyorum. Sonra amına koyiim diyince ben kabahatli oluyorum küfür ettim diye. Ben mecbur muyum vtunnel'dan bi yerlere girip sonra da acilan sapık supuk reklamların müziklerini dinlemeye. Sulh cezanın da amına koim türk yargısının da... Gelsinler beni kapasınlar. Valla alıp beni bi yere kapasınlar. Uzun süredir İstanbul trafiğinin haline bakıp ulan şu resmi anlatabilsem memleketin haliyle ilgili herşeyi anlatmış olucam ama doğru kelimleleri bulamıyorum diye düşünüyorum. Bu memleketteki insanlar çevre yoluna emniyet şeridi yap-mayacak kadar aptal. Sıkışık trafikte ilerleyebilmek için kafalarını soktukları 70 cm. kadar dünyaları olan, boklu arabalarına pis kokulu benzinci eşantiyonlarıyla temiz süsü veren ayılar. Arabalarını da beyinleri kadar kullanabilen memleketim insanından bi sikim olmaz. Ben de onlardan biriyim günün sonunda. Bu akşam gerçekten çıkıp Beşiktaş'ta soyunsam sonra beni döve döve içeri alsalar diye hırslandım. Neden yapmak istedim bilmiyorum saçma evet ama hiç bişe yapamıyorum. Karar verdim çocuk yapmiicam, evlat da edinmiicem. Kendim ve başkalarıyla ilgili hiç bi sorumluluk taşıyacak 'yer'im yok. Buralı diilim ben. Uzaylıyım sıkıcıyım edepsizim var mı a.q.

Uzun uzun hayal kuruyorum. Çayır çimen.

13 September 2009

Sokağa arnavut kaldırımı döşüyolar. Aralardaki küçük sokaklarada kaldırım yaptılar insanlar arabalarını götlerine soksun diye. Mahallenin yaşlı teyzeleri ara ara taşları döşeyen belediye işçilerini darlıyo diye duymuştum bu kşama şahit oldum. Bi teyze belediye amcasını yakalmış, bu kaldırım çok geniş olmuş birazcık şuralardan daraltın yahu arabalar nasıl geçecek burda??? diye. Çok güldüm durdum izledim. Teyze de onu izlediğimi farketti sanırsam ve kendisini yürekten desteklediğimi hatta lafa gireceğimi düşünmüş olacak ki coştu da coştu yan yan bana bakarak konuşurken.

Letonya yemeği yapıp süryani şarabı açtım. Neden acaba?!! 12 liraya aldığım üstü yün altı köpek patisi gibi çoraplarımı artık yıkamam gerektiğine kanaat getirdim. Emirgan'da çay içtim. Bilgin marketten alışveriş yaptım sahilde yürüdüm.

Yuvasız Kuşlar isimli Türk filmini seyrettim Ediz Hun Filiz Akın. Ediz Hun sadece yatağına giren ama kendisini Ediz'in karısı zanneden Suzan Avcı'ya 'sana hiç bir zaman ümit vermedim ben şimdiyse evimin kadını çocuklarımın anası olacak kadını buldum' diyodu. Bi kuşağın bu filmlerle büyüdüğüne inanasım gelmiyo ama izledikçe daha iyi anlıyorum yazlıktaki Edirneli teyzelerin bana neden küçük orosğu muamelesi yaptığını.

Bu Nesli olmakla ve O Nesli olmak arasındaki farkı anlayabiliyorum ve hayatımda ayrımlar yapmaktan hoşnut olmamakla birlikte biraz büyüyo olduğuma işaret ettiğini hissedip seviniyorum. Büyüyünce sıkıcı bi Nesli olur muyum acaba? Bu aralar Nesli sen bi sitcom karakterisin lafını sıkça duyuyorum ama bu büyüdüğümde işime yarayacak mı çok emin diilim.

Organize işlerde bi sahne var. Süpermen Asım abiye gidip, sevdiği kızın derdini çözmesi için kötü adamlarla gitmeyi teklif ediyo. Olurdu olmazdı derken Asım da 'peki nerde bu adres' diye sorunca süpremen 'cebimde abi' diyip adres yazılı kağıdı cebinden çıkarıyo... İşte bu günlerde ben o süpermen olmak istiyorum. Ama...
Kahramanım sen ol istiyorum.

12 September 2009

Film izledim bu akşam... 'Il Postino'... Gerçekten böyle şeyler var di mi hayatta diye içlendim bol bol.

And because love battles
not only in its burning agricultures
but also in the mouth of men and women,
I will finish off by taking the path away
to those who between my chest and your fragrance
want to interpose their obscure plant.

About me, nothing worse
they will tell you, my love,
than what I told you.

I lived in the prairies
before I got to know you
and I did not wait love but I was
laying in wait for and I jumped on the rose.

What more can they tell you?
I am neither good nor bad but a man,
and they will then associate the danger
of my life, which you know
and which with your passion you shared.

And good, this danger
is danger of love, of complete love
for all life,
for all lives,
and if this love brings us
the death and the prisons,
I am sure that your big eyes,
as when I kiss them,
will then close with pride,
into double pride, love,
with your pride and my pride.

But to my ears they will come before
to wear down the tour
of the sweet and hard love which binds us,
and they will say: "The one you love,
is not a woman for you,
Why do you love her? I think
you could find one more beautiful,
more serious, more deep,
more other, you understand me,
look how she's light,
and what a head she has,
and look at how she dresses,
and etcetera and etcetera."

And I in these lines say:
Like this I want you, love,
love, Like this I love you,
as you dress
and how your hair lifts up
and how your mouth smiles,
light as the water
of the spring upon the pure stones,
Like this I love you, beloved.

To bread I do not ask to teach me
but only not to lack during every day of life.
I don't know anything about light, from where
it comes nor where it goes,
I only want the light to light up,
I do not ask to the night
explanations,
I wait for it and it envelops me,
And so you, bread and light
And shadow are.

You came to my life
with what you were bringing,
made of light and bread and shadow I expected you,
and Like this I need you,
Like this I love you,
and to those who want to hear tomorrow
that which I will not tell them, let them read it here,
and let them back off today because it is early
for these arguments.

Tomorrow we will only give them
a leaf of the tree of our love, a leaf
which will fall on the earth
like if it had been made by our lips
like a kiss which falls
from our invincible heights
to show the fire and the tenderness
of a true love.

PABLO NERUDA

Yuchai marka loder tarafından parçalanan asfalt parçalarının koca koca kamyonlara atılma sesiyle uyandım. Bol bol çalıştım. TOG'a verilcek iş hala bitmedi. KD desen oho-oooooo. Ömür biter KD işi bitmez gibi. Tadilat işlerini yapmak için gelip 30 liramızı çarpıtıktan sonra banyo contasının nasıl değiştiğini tarif edip bana yaptıran Cokşun Usta apartman kapısını nasıl kapamam gerektiğini öğretti bana sabahleyin. Sloganımız, kapıyı sonuna kadar aç sonra itmeden bırak! Perihan hanımın ölen teyzesinin gelecekte müze olaraka hizmete açılacak dairesindeki parkelere sistre yapmaya başladılar. Bali kokusu misss gibi bütün apartmanda.

Bol bol hastane gezdim hasta ziyaret ettim. Bugün her çalan 3 telefondan biri bi hastalık haberi verdi şaka gibi yau. Aileme bu akşam yıkanmalarını önerdim bu cenabetlikle giderse 3 aya kalmaz 'nesli'miz tükenecek diye. Ama bir de bebek haberi aldık, yeni bebek uğuruyla gelir dedi annem. Annem bu ara bol bol beylik laflar ediyo. Galiba artık beni eskisi kadar iplemiyo. Bi tek yüzüm asık olduğunda 'aa neslim naber' diyo, onun dışındaki zamanlrda hep anlamadığım şeylerden tanımadığım kişilerden bahsediyo. Babama exel'de sayfa düzeni anlatmaya çalıştım. Bi yaştan sonra hayal etmek imkansız olabiliyor babalar için :)

Herkes sel gelecek diye bi tribe girdi. Saat 00:58 henüz bir hareket yok. TV'de fantastik hayat devam ediyor. Babam dürüst insanlara salak muamelesi yapılan dizileri seviyor annemse aynı anda hem dünyadan futbol, hem aşk filmi hem de mahalle dizisi seyredebiliyor. Lisedeki eski sevgilimin mevsimi geldi. On beş bininci kere ve yine benle evlenmezse yaşamayacağına karar verip, mevsimlik patlamasının faturasını bana kesti. Seneye yine gel bi bakarız dedim. Geçen sene beni öğrencilerinin önünde taksimin ortasında rezil eden çocuk bu işte.

Ben kolpa olmayı kimden öğrendim? God of War'daki Kratos'tan olabilir mi acaba? Kedi seven biri olsaydım bu yalan gerçeğim olabilirdi... Kendi kendime yaptıklarımla böbürlenip ciğere dolan bi kova gazdan başka bişe olmazdım. (Ertan'ın göğsünde hortum var, ciğerlerindeki havayı ve pis kanı kovaya boşaltıyo.)

Mirkelam'ın bi şarkısı vardı ama hatırlayamıyorum.
Da- ha dün an-nee-mi-zinnn kol-la-rrın-da ya--şarr-ken
Çi-çek-li bah-çee-miii-zin yol-la-rın-da koşş-ar-ken
Şim-di o-kul-lu ol-dukk.... diye miydi?

11 September 2009


Perşembe!

Meliha hanım, evde yabancı erkek kriziyle yine komik bi güne imza attı. Ayrıca okuma lambalarının bağlı olduğu 3'lü prizin fazlalık olduğunu düşünüp prizi yerine! kaldırmış. Buralara (benim geçtiğim yerlere) yağmur düşmedi. Annem daha iyi, ama bu sefer de kuzen içine verdi. O da iyi şimdi sanırsam. Starfucks bugün bize santralde kahve ikram etti ama galiba Garanti kartları orada geçerli olmayacakmış. Bence sıkar biraz ama görücez. Bizim kattaki eski bilgisayar lab'ının oraya çelik stunlar yaptılar aralarına cam koyup 3 tane yeni ofis olcakmış. Darısı başımıza. Tanrı sabrımı, dimağımı ve yapabilirliğimi sınıyor, tam da sen yokken :) Neyseki etrafım can kaynıyo. Bugün komik Nesli olduğum zamanlarda oldu tabi.

Dün yağmur yağarken Üsküdar iskelesinde bir grup adam ellerinde şemsiyeyle şöyle bi tekerleme söylüyodu 'baybay an şemşiye 5 milon baybay an baybay an'. Dilime takıldı bugün içimden hep bunu sööledim. Sucu arkadaşım Cengiz bana artık büyüdün Nesli*han ne zaman bu işi bırakıp daha normal bi iş yapıcan die sordu :) Ben de bilmem ki bence normal bi işe kimse beni almaz dedim.
Gün be gün yazmaca işinde biraz sıkıcıyım galiba. Bi de lens olmadan hiç bişe göremediğimi farkettim. Zaten gördüklerim de işe yaramıyor. Annem 'bakmakla görmek arasındaki fark hayatının bi parçası olunca büyicen' demişti. Ben aslında annemle sucu arkadaşım Cengiz'in arkadaş olması gerektiğini düşünüyorum. İlerleyen zamanlarda bu gün'den yazma işi daha yaratıcı olabilir umarım. Deniyorum. Naber neslim dersen aynı fotodaki gibiyim. Bi şaşkın şaşkın bakıyorum etrafımda olup bitenlere, anlamsız, aptala benzer bi halde ve tabii her zamanki gibi safi kafa ve kulağım. Şimdi papatya çayı...
baybay an şemşiye 5 milon baybay an baybay an
baybay an şemşiye 5 milon baybay an
baybay an şemşiye 5 milon
baybay an şemşiye
baybay an
baybay



09 September 2009


Siz yokken sayın bay.
Beyazgül Caddesi bıraktığım gibi. Salı pazarı, eşili sokak, emlakçı Erdal, kapıdaki kediler, bi seferde köşeyi dönebilen otobüs, çapraz eve gelen mini cooper'lı kız, sevgilisine sarılmış Kara...
Bu gün burası çok yağdı. Akşam üzeri bir grup kumarbaz arkadaşın borç tahsilatı için İstinye Parka'a gittim yancı olarak. 39.90'a çok güzel bi yelek aldım. Nuddle yedim. Pazar henüz kalktığı için park yeri kolay buldum.
Şimdi internet ve buzdolabının keyfini sürüyorum. Kendimi iyi tutmaya gayret ediyorum.

07 September 2009

Erenköy'de semt pazarının etrafında araba parketmeye çalışan kadınlar, annemin gece gece aç kalmayalım diye yaptığı 20 cm. çapındaki minik börekler, Güner teyzeyi ziyarete gelen Deniz abla... Anadolu yakasından haberler aynı :)

20 August 2009


Durarak hareket edilir mi?

Hayata çalım atmaya çalışmak...

Çalım atmaya çalışırken varoluşuna hayran kaldığın şeylerin peşinden koşarsın. Sonra bi bakmşsın çalımın, sahip olduklarına hayranlığın içinde rutin deparlar olmuş çıkmış. Hoca sana kenarından bağırır, savunmayı açık bırakmayasın diye. Hocaaa hoca ne savunması gole gidiyorum ben diye diklenesin gelir ama futbol takım oyunu. Kendi defansım kendi kıçımı kollasın goller de takıma diil bana yazılsın derdin vardı madem tenis oyuncusu olcaktın baştan.

Okulu hiç tek başına kırmamış birinin bunu anlaması mümkün mü acaba? Sokaklarına sabah güneşinin kendiliğinden vurduğu ve yansıyan taze sarı ışığın sadece o yerleşik mahalleye aitmiş gibi durduğu bi yerler var bu hayatta. O koca güneş dünyanın hangi koordinatlarına geldiğini kendi bilir. Birilerinin saati kurmasını ve alarmın çalmasını beklemez. Coğrafyanın uygun yerinde doğudan görünür, batıdan kaybolur. Ama kendine malik, geleninin gidenin her daim belli olduğu, yerlisinden başka bi de misafirlerinin uğradığı sokaklara doğan güneşin rengine tav olan küçük çocuklar büyüdüklerinde o sokak aralarından hiç çıkmak istemeyebilirler.

İşte şimdi öyle bir sokağın üstlerinde bir yerlerde yaşadığım ev. Hiç çıkmak istemediğim evim. Benim olmayan ama benim evim. Kelimelerimin şimdiki hali gibi... şimdi yaşadığım ev. Bazı kelimeler vardır insan içinden zikrettiği defalarca... Kapalı kapıların ardında en güvendiklerine fısır fısır dillenen, diğer taraftan kulak kabartsan da duyamayacağın kelimeler. Kapının dışına çıktınmı, acaba birileri duydumu korkusuyla unutmaya çalıştığın kelimeler... Benim olmayan ama bana yazılan kelimeler. Hiç dillendirmek istemediğim kelimeler. Hiç çıkmak istemediğim evim gibi. Bi köşesinde oturuken kendimi suçlu hissettiğim evimin, zihnimde gümbürdeyen kapının ardından duyulur diye ödümü koparan kelimleri.

Varoluşuna hayran kaldığın çalımları tekme misali aldığım an egomun en yumuşak köşesine, kelimelerim de evim de basar oldu yüreğime.

Ben okulu hep tek başıma kırdım hep de çok mutlu oldum. Her zaman yapacak daha iyi bişeylerim oldu. Taa ki benden gayrı güneşin kendine malik doğduğunu canım yanarak öğreninceye kadar.

05 August 2009

keşke gördüklerimi anlatabilecek kelimelerim olsa!
-ekskuzmi
-estafurullah bacım


31 July 2009


Biri Bana GÖT Olmayı Öğretsin

Olduğu gibi hatta sırf olduğu için kabul etmek Nesli’ye baki...

Amına koyarım ben böyle işin dedim ilk defa. Kontrol edemedim duygularımı.


Bu akşam birinden tanımadan nefret ettim. Tam olarak nefret etmek diil de... Yok saydım. Olmasa keşke dedim. Olsun ama benden uzak olsun, zaten yok gibi bişey benim nazarımda dedim. TOG’da çalışırken özellikle de TOGAtak zamanları bi hissiyat olurdu, onca memleketten gelen güruhun içinde hareket etmeye çalışırken... Birileri birilerinden sırf ‘biri’ olduğu için nefret ederdi. Yok sayardı. Bulduğu ilk boşlukta dedikodusunu yapar arkasından laf ederdi. Hiiiç mi hiç anlayamazdım o zaman bu hissiyatı, birine sırf bişe olduğu için ‘O’ ve ‘YOK’ demek...


Bu akşam biri benim için ‘O’ ve ‘YOK’ oldu.


Hiç ayırmadım ben kimseyi kimseden bu zamana kadar. Ayrımcı ve tek tiptir başkada bişey olamaz dediğim halimin en fenası CHP'ye oy veren ebevyn tanımlamam olmuştur ki; kendileri candır benim için ‘olsun CHP’ye oy versin’ der geçerdim. Onların bi kabahati yok kabahat çakma cumhuriyet ve demokrasi tanımında. Ama yine de kızmaktan alamazdım kendimi...


Amerika diye bi yer yok aslında diyip duruyorum hep. Amerikan-lı olan herşeyi açıklama çabasına girmeden, hayatımda aramadığım tek gerçek olarak bu durumla rahat rahat yaşayabiliyordum. Nasıl hala sudolunun birden çok çözümü olduğunu iddaaa ediyor ama kanıtlayamıyorsam bu da onun gibi bişey işte. Amerikalı birileri görünce de ‘ahahah Amerika var sanıp bi de geldiklerini iddaaa ediyolar’ diye içimden geçiriyodum. Amerikalı olanla ilişkim, ekmek kağım sınırları içinde bi iki soruyu yanıtlayıp çay içmek ister misin demekten öteye geçmemişti hiç. Gittikten sonra da arkalarından ‘uzaylılar işte bak şunu dedi bunu yaptı’ derdim en fazla. Bu akşam aklıma şöyle bişe geldi: Gerçekten İtalya’da bi yaz kampında çalışmakla Irak’ta asker olmak arasındaki farkı bilmiyor olabilirler mi? Gerçekten ikisi de onlar için aynı şey olabilir mi, böyle bişe olabilir mi gerçekten yaa? O gerçekte bir hayata ve düzene doğmuş olup aslında ‘onlar da insan’ olabilirler ve ben bunu anlayışla karşılayabilir miyim? Şimdilik yapamıyor hatta yapmak istemiyorum. Eğer bunu da yaparsam yuh bana... Bu sefer ben insan olmaktan çıkıcam. Sıçarım yaa! Olmiicam anlayışlı biri, saygı da duymiicam bundan sonra kimseye.


Saygı demişken, tam da saygı sınırımı sınarken bu akşam, saygısızlığın ne demek olduğunu da bizzat yaşayarak öğrenmiş hatta çok da kırılmış buldum kendimi. Duymak istediğimle görmek istediğim kadarına zahmet edip katlanabilen canım olsun bundan sonra. Prensesime tecavüze eden bitmiştir benim için.


Biri bana göt olmayı hatta ben olmayı öğretsin diye t*shirt bastıracam kendime ve yırtılna kadar giyecem. Ben bu kadar debelenip salak salak oyunların hikayelerin içinde, zihinsel olandan biraz uzak içimden geçene çokca yakın bi hayatın aslında var olduğunu anlatmaya ve anlamaya çalışayım, ‘sığ’ olan götümde patlasın olacak iş mi? Evet hatta il(l)ahi adaletin taa(mcık) kendisi.


Allah güle güle oturmak nasip etsin iyi günlerde... Halbuki bambaşka şeyler yazmayı hayal etmiştim buraya yeni heyecanımla ilgili...

30 June 2009

Sabah otobüsle Barbaros Bulvarı'ndan geçerken panjurları kırılmış bi binanın önünden geçiyorduk, iki amca konuşmaya başladı.
-Dün bi adam yangında dumandan zehirlenerek ölmüş burda. Stüdyo daireymiş. Yani hem sütüdyo hem daireymiş.
-Ne sütüdyosuymuş?
-Müzik olabilir. Ev olarak da kullanıyomuş ama...
:)

27 June 2009

Bi de...
bi zamanlar özgürlük şarkılarını söyleyebilmek için hayatlarını yok sayan insanların şarkıları şimdilerde coca cola reklamlarının olduğu internet sayfalarından dinleniyo...
Bu hayat ne garip yau!

Sabahın köründe, günlerdir düşündüğüm aklıma geldikçe delirdiğim, bırbır söylenip içinden çıkamadığım kişilerin rüyası ve hikayeleriyle uyandım. Çarşafa dolanmış ayılmak için debelenirken, başucumda tırnaklarını kesmekte olan ve bazen hayal-et- olduğuna inanmaya çalıştığım sabah programı sunucusu delikanlıya (-ki bu sabah sunucuları genelde kadın olur erkek olanlarının en aklımda kalanı alişan'dır) rüyamı anlatyama çalışırken bana 'canım sen de çok etkilendin bu olaylardan' dedi. E etkilendim tabi... derken derken, konuşma bi şekilkde yalana geldi. Sunucumuz bana 'insan kendine yalan söyler mi hiç nesli' dedi. Exel beyinli!!! söyler tabi...


Sonra oturdum veee böööğğk diye şunu yazdım.

İnsanın kendine yalan söyleyebilmesi en kolay olanı di mi? Çünkü insan kendini, diğerleri gibi dışardan görüp algılamıyor, dolayısıyla kendini yalana sürükleyen gelgitleri ya bi şekilde olmamış gibi görebiliyor yada başkaları ne olup bittiğini algılayamadan mantık silsilesine bürüyüp ‘zaten hayat bu olur böyle şeyler’ yalanını söyleyiverip döngünün ilk tuzağına düşülmüş oluyor.


Tam bunları yazarken arada durup şunu düşündüm: Neden hep neye gazlandığımı bilemeden öğüt veren moduna girip sanki çok biliyomuşum da kendim hiç çıkmaza girmiyomuş ve dünyanın en makul insanıymışım gibi cak cuk konuşuyorum. Niye hikayelere takılıp durum tespitleri yapmaya çalışıp genel ithamlarda bulunuyor ve ‘kaka olaylar sizi ders çıkarılasıcalar bak bu da sana en alasından lafım’ geyiğine sarıyorum. Geyik miyim neyim?


Sonra devam ettim: Sevgili iç ses bi susunuz lafım bitmedi... Şimdi ikimize de makul olan yarın hala bana makul olmaya devam ederken ya sen fikrini değiştirince neye dönüşecek. Ben sana söyleyeyim; ben sana ‘amma da ikiyizlüymüşün be’ diye kurulacam sen de aslında herşeyin hala ikimiz için de makul olduğu yalanıyla önce kendini sonra beni kandırmaya çalışacaksın. Bak ne de güzel bi kelime yakaladık şimdi adam gibi oyun oynayacağız.


Makul olma hali

İkimize de makul olma hali.

Kendi şartları içinde makul olma hali


Bu kendi şartları içinde olma haliyle ilgili bi takım kafa karşıklığım var. Herkes için aynı hissiyatı yarattığında o şartlar, herkes tarafından yaratılıp sahiplenilmiş bi durum mu oluyor yoksa kendliğinden olmuş ama herkes için aynı anlama hissiyata değen bi zamana denk geliyo da insanlar kolpalık edip ‘bak bu şartları biz yarattı ve en makulu’ diye her zamanki gibi insan olmanın en durdurulamaz güdüsü olan sahiplenme işine burda da mı giriyo? Ben açık konuşayım artık makul olmak istemiyorum. Yani en azından makul olma hallerimizin tesadüflerle ikimize de değdiği zamanlardan sonra, makul olan şeylerin hayatlarımızdaki anlamı değiştiği zaman birbirimizi kandırmamızı istemiyorum. Ya hiç olmalış gibi davranmayalım yada en zor olanını seçip bugün olanlardan, benden ve senden konuşalım. Mazide kalanlara günlük gazete muamelesi yapmayalım. Mazide kalmış olmaları ne seni ne de beni dönek yapmaz. Aksine, mazide gerçek oluşuna olan inancımı besler ve çnce kendimi sonra da seni daha çok sevmeme yarım eder. Zorlamayalım şartları.

Uzun lafın kısası: Yok efendim makul olmak, yok efendim aynı anda olmak, yan yana olmak ne sikimse bi tarafa, önce kendine ‘samimi’ olabilmek sonra etrafındaki insanlara ne kadar samimi bi şekilde nasıl olduğunu anlatmaya çalışmak lazım yoksa pencerinin önünden insanlar geçerken kafesinde oturmuş ‘kapıcı maamut’ demeye çabalayan rengarenk papağana benziyosun.

20 June 2009

Ey gidi Kısa Dalga...
Az evvel kendimi bi filme sandım.
Profesör Serdar
Süslü Uğur
Nazlı Selçuk
Japon Eray
Badem Aylin
Prenses Dilan
Eküri Merve Miray
Çetin Cansu
Mali
Talan Ahmet
Şopar Gökhan
Ospik Oğuz
Star Yıldız
Konutrbas Kerem
EPOL Alemdar
Abi Uğur
Asker Neco
Fırat Aaabi
Sıradan bi cumartesi

14 June 2009



bu sene öss'deki gönüllerin birincisini açıklııyorum: ben!

evet yaptım sınava girdim. aylar evvelinden kurmaya başladığım hayaller, bu hayatta hayal olmanın kaçınılmaz kaderiyle birlikte, suya düşmüştü zaten ve çalışmayı bırakmıştım. yerine getirilmesi gereken prosedürlerden birini, bir rehber öğretmen!! tarafından yanlış yönlendirildiğim için yerine getiremediğimden kelli kurmakta olduğum hayali ertelemiştim. kendime kızma nedenim sadece: tüm mantıklı açklamalarımla karşısında durduğum bi şeyin yanında yer almak ve onun sözünü dinlemek oldu ve öss yolunda hayatla en önemli dersi bi kere daha alımış oldum.

sınava girdiğimde öyle çok şeyle kavga ettim ki... sonra sorulara dalınca kavgam başka şeylerle oldu tabi. sabilere üzülmekten içim kabardı; böyle böğrümü sanki maymunlar tırmaladı gibi hissettim saatlerce.

sınav soruları içinde hep verilen örnekler: bilginin ne kadar mutlak ve ulvi olduğula ilgili metinlerden oluşuyordu. edebiyat ve türkçe sorularında verilen örneklerin hepsi .... isimli yazarın alıntılarındandı yine. bu sefer kültürümüzü yaşatan en önemli araç olan dilimizin ne kadar yozlaşmış olduğuyla ilgili çarpıcı ve yeni örnekler vardı:

(SORU)Taşa çalınmış bir nara benzetirim dilimizi. Eşsiz parıltılar
saçan bazı taneleri kaybolmuştur bu narın, bazı
taneleri unutulmuştur. Bu benzetmeden yola çıkarak
şunları söyleyebilirim: Sokaklar, caddeler, ağızlar ve
gönüller yavaş yavaş benim bilmediğim sözcüklerle
doldu. Bende en kücük anısı bile olmayan, derinliğini
göremediğim sözcükler bunlar: “sunucu” spiker, “gösteri
adamı” showman, “iş hanı” plaza, “yıldız” star,
“çarpıcı haber” flaş haber oldu söz gelimi. Daha da
önemlisi “paşa”yı pasha, “efendi”yi efendy, “evet”i
ewet biçiminde yazan bir kuşak çıktı ortaya.
Bunları söyleyen kişi aşağıdakilerin hangisinden
yakınmaktadır?

A) Dil kurallarının geçerliğini yitirmesinden
B) Dil bilincinin zayıflamasından
C) Sözcüklere farklı anlamlar yüklenmesinden
D) Anlamdaş sözcüklerin birlikte kullanılmasından
Yabancı sözcüklerin doğru yazılmamasından

''sevgili soru hazırlayan sınav zihniyeti: msn başında dil(imiz)in azına sıçan yeni nesilden ve televizyon klişelerinden kafanızı kaldırıp gerçek hayata bakalbilseniz bunların hiçbiri başımıza gelmeyecek.'' diyesim geliyo da anlaşılır mıyım çok emin diilim burası biraz karmaşık.

hemen hemen her soruya söyleyecek tabi bir sürü lafım var. işe gelince yok bende klasik laf var. ama şu soru çok canımı sıktı. valla bu hayatın sınav olmasıyla ilgili tüm derdimi sıkıntımı haklı çıkaran bi soru.

(SORU)Yazı yazmak, yemek pişirmeye benzer. ----. Burada
önemli olan, uygun yöntemle, ustalıkla pişirebilmektir.
Yukarıda boş bırakılan yere düşüncenin akışına
göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?

A) İkisi de uzun süren ve derinlemesine düşünmeyi
gerektiren bir hazırlık dönemi ister
B) Kimseden etkilenmeden, özgün bir ürün ortaya
koymak gerekir
C) Herkesin başarabileceği, sıradan bir iştir
D) Yalnız, yetkinleşebilmek için birçok kere yapıp
bozmak gerekir
E) Aynı malzemeyle iki kişi birbirinden çok farklı tatlarda
iki yemek yapar

doğru cevap e imiş. bi kere bu sorunun sonu -melidir? diye bitemez, eğer biterse altına seçenek konamaz! kime göre diye sorucam çok klişe olucak derdim daha derin daha acı verici....

doğru cevabın e,d ve hatta c olduğuyla ilgili sabaha kadar tartışırım. 3’ününde doğru olduğu bi hayat benim yaşamak istemediğim... nedeni çok basit. cümlenin akışında vurgulanan 2 kelime var, uygun yöntem ve ustalık... e diğer tarafta kıyasa giren şey yemek yapmak... neyi tartışıyoruz! yemek yapmak dediğin şeyle yazı yazı yazmayı kıyaslıyosun da : yemekten kastın karın douyrmak için yapılan domates soslu makarna; yazı da, evden çıkarken anneme yazdığım ‘gece gelmem beklemeyin’ notu mu? ustalık derken? kısıra domates koyan ve koymayan diye 2 cephe var bu hayatta! yazı yazmak dediğin şeyin de tek kriteri okuma yazma bilmek o kadar. dilbilgisi kuralları değişmez ama domatesli kısırla domatesiz kısır arasındaki çekişme, o dil yozlaşıp evet’i ewet yadığımız zaman da bile olacak. yemekte ustayım, şahane hazır sos karıştırırım, yazmak desen o biçim; astigmatım var ara sıra harflerin yerini şaşırıyorum o kadar!

ne sınavına giriyoruz. neyin yorumu neyin puanı? bebeler sinir hastası olmuş sınav yüzünden. bu sınavı kazanıp hayatlarını kazanmaya başlasalar ne olacak.
bi amca da bana dedi ki ‘çocuum hayat zaten bi sınav bunu da başarırsınız’
A) ben çocuk diilim
B) senin hiç diilim
C) ne hayat sınav ne de ben başarılı biriyim
D)bu insanlarla oynamak istemiyorum.
E) valla çok bozuldum...

hayatın sınav olması haliyle de ilgili aklımda çok şey var. evet hayat sınav olabilir ama hayır değil. hayır hayat sınav değil ama evet olabilir.

ay yine deliriyorum galiba! geçenlerde de kendi kendime şunu düşünüp içimde bolca tartışmıştım... fenerbahçe şampiyon olamadığı zamanlarda da en büyük! çünkü en büyük olmasının kriteri şampiyon olabilmesi diil... gibi bişeydi...

06 June 2009





HALLUX VALGUS

Tam KİFOZ oldum
Yok kifoz'muş yok dizimindibi'ymiş... Ayaklarım meğerse neymiş benim için şimdi daha iyi anladım. Cart diye içimden gelmişti bu laflar zamanında. Şimdi şimdi başıma gelmeye başladı. Genetik bi hastalıkmış, tabi bizim ailede (bi çember üstte) kimsede yok bu illet. İşte bi kere daha sucudan alınmış olma ihitimalim akla geliyor :) Yamukken de seviyodum ayaklarımı şimdi de seviyorum. Sevme şeklimde bi değişiklik olmadı. Yine benim ayaklarım yine aynı bedeni taşıyo.

Ameliyattan önce atıp tutyodum 3 güne kalkarım diye. Doktor demişti. Herkesin kalkmaktan anladığı aynı değilmiş bunu öğrendik bu zaman içinde. Ağrılar uzun sürünce doktorcuğum 'sana karşı biraz mahçup oldum, bu kadar çok olmaması lazımdı bi sende böyle oldu' dedi. Şaşırdım mı? Hayır. Hep 'bi bende' oluyo zaten ne olursa. Şikayet etmiyorum tabi ama şaka gibi. 'bi bende'. Afferim bana.

Zormuş tabi. Şimdi daha iyiceyim ama iyi oldukça heyecanlanıp zorluyorum sonra yine acıyo. 2 ileri 1 geri hesabı şifa buluyorum yani. Yeni ayaklarımın poğaçaya benzeme ihitmalini hayal edip bolca gülümsüyoruz. Fırat abi Edi ile Büdü diye çağırıyo kendilerini. Günlerce kıçım yatakta bacaklarım havada seyrettim durdum ayaklarımı. En sevdiğim uzvumu günlerce seyretmek zorunda kalıp acısını çekmek için ne yapmış olabilirim diye de düşünmedim diil. Herşeye rağmen oldu bitti güzelce.

18 May 2009


BU NE YAU
Keloğlan'ın da bacakları güzel olsun bu öneriyi kabul edeyim. Birileri çıkıp yok efendim 'kültürümüz şey oluyomuş' diye abuk subuk icatlar çıkarıyo. Ulan ne kültürü be! Hayali kahramanlar çocukları gerçeklikten koparıyomuş. Gerçeklikten kopan asıl sizsiniz be! Keşke birileri de sizi tedavülden kaldırma gücüne sahip olsa. Mesela Eskişehir Milli Eğitim Müdürü teyzemlerin alt kat komşusu Ata bebeğin annesi olsa. Hem akıllı hem süsülü hem hayal ürünlerine ve kahramanlarına tahammülü var. 6 yaşında çocuğun gerçeği ne olabiir anlamıyorum. Hadi diyelim Barbie ile Ken'in aşkı hayal, Örümcek Adam aslında br Hollywood yıldızı. Eee nolmuş. Keloğlan da salaktı. Önüne gelenden madik yiyodu. Ayrıca ayağına giydiği şeyler çok çirkin ve kullanışsız. Nası gerçek bu? Yunus Emre'nin gerçeği bu dünyaya zaten fazla. Kendisini anlayabilmiş bi toplum olsaydık İbrahim Ceylan gibi bi adam Eskişehir'de milli eğitim müdürü olmazdı zaten.
Hay allam yaa. Daha neler gelcek başımıza. Bilgi Üniversitesi'nde okuyup güzellik yarışmasına katılma medeni cesareteni gösteren hayal ürünleriyle büyümüş insanların bürokrat olmasını istiyorum artık. Modası geçmiş insanların modası geçmiş hayatları kültür diye sağa sola yutturup ticarete atılmalarını kınamak istiyorum. Bu yazdıklarımı daha fazla insan okusun istiyorum. Akıl fikr yoksunu biri olmak istiyorum. Keloğlan'la evlenmek istiyorum.

04 May 2009



BEN BİR TC VATANDAŞIYIM ve BANA VERİLEN SORUMLULUKLARI YERİNE GETİRMEKLE YÜKÜMLÜYÜM. BANA EDİLEN LÜTFUN DEĞERİNİ BİLECEK ve HERGÜN ONA ŞÜKREDECEĞİM! AMİN.

Yer:Kadıköy İlçe Nüfus Müdürlüğü
Tarih:30 Nisan 2009
Öğle saatleri
Kapıda beklerken, sıra numarası almaya çalışırkenki saçmalıkları yaşarken ve az sonra başıma geleceklerden habersiz binanın dışında durmuş kendi kendime şunu düşündüm: Bu hayatta ne olursan ol, ne yapmak istersen iste, nasıl bir insan olmaya çabalarsan çabala buradaki manasızlığı yaşamaya mecbursun ve yaşadığın yerle ilgili durumu anlatan en açık manzara da bu!! Çok zengin olabilirim, iyi arkadaşlar edinmeye iyi bir hayat kurmaya yaşadığım yerle ilgili dertleri düzeltmeye çabalayabilirim yada bunların hiç biri ben bir hiç olabilirim ama günün sonunda Kadıköy İlçe Nüfus Müdürlüğüne kim olursam olayım gelmek zorundayaım. Bu eziyeti çekmemek gibi bir şansım yok. Çünkü ben bir TC vatandaşıyım ve bu hayatta yapmaya çalıştığım herşey o kapının dışında olanlardan ibaret, o kapıdan içeri adım attığım andan itibaren içinde yaşadığım (gerçeğin) herşeyin birer saçmalık olduğunu kabul etmek zorundayım.
VAKA1: Yeni kanuna göre kimliğin kaybolduysa adı CEZA olan bir para ödemek zorundayım. 62 TL. Eğer bu parayı 15 gün içinde ödersem zezam biraz hafifliyor ve 45 TL ödeyerek 17 TL'lik bir mükafat kazanıyorum. Ama neden diye sorunca kapıdaki bey bana 'kanunlar öyel hanfendi mecbursunuz' diyo.
VAKA 2:Sıramı beklerken çantası çalınmış çok yaşlı bir teyzenin de aynı cezaya çarptırıldığını duyunca aynı beye yine gidip: E hem çantası çlınmış mağdur olmuş neden ondan ceza alıyorsunuz diyince adam dişlerini sıkarak: Hanfendi lütfen mantık aramayın sıranıza dönün diyo.
3. vakadan önce yaşananlar:
Sıra bana geliyo. Seçimden önce 600 bin küsür kişi sahte kimlik çıkardığı için siz kimlik çıkarırken size bazı sorular soruluyo. Bunu yapmaya mecburlar, çünkü bu toplumda sahtekar insanlar yaşıyor ve nüfus kayıt sistemini aldatıyorlar. Dolayısıyla sahtekar olmasanız da sahtekarların yaptıkları kaka şeylerin cezasını allahtan bulması için sizi soru yağmuruna tutyorlar. Sen de bir vatandaş olarak bilgi yarışması tadındaki heyecanlı 7 dakikayı yanlışsız atlatıp devletine yardımcı olmakla yükümlü oluyorsun.
Anne adı, baba adı, onların anne ve babalarının adı, onların kardeşlerinin adı, kardeşlerinin eşlerinin adı (hala dayı teyze amca yenge enişte....), onların oturdukları semtler ay pardon semt olmaz ilçeler... Babamın sürüsüne bereket kardeşlerinin isimlerini söyleyemeye sıra geldiğinde cevap veremeyince memur kadın bana 'nasıl amcanızın ve onun karısının adını bilmezsiniz işlem yapamam bu durumda' dedi. Bilgi yarışmasında mıyım diye çıkışınca hallettik.
Bu soyağacı çıkarma işi canımı sıkınca ben de ibnelik olsun onlara iş çıksın diye kimlikte din kısmını boş bırakmak istiyorum dedim. Dilekçe yamamız lazım dediler. Olur dedim. Çünkü ben dilekçe yazıp onaylatana kadar beni beklemek zorundaymış. Zaten yeterince gereksiz şey oldu bunu da yapabiliriz diye düşündüm. Dilekçe yazıldı. Yukarıda herkesi 'işim gücüm yok sizinle uğraşıyorum ben' diye herkesi azarlayan bulmacalar kraliçesi bir kadından imza almam gerekli oldu. Tabii ki ben de azarlandım. 'Ne gerek var din çıkıyo bu kimliten olsa ne olur allah allaaaahhhh' diye başladı. Sakince 'Bunu tartışmak istemiyorum' dedim. Sonra
VAKA 3:
Bulmacalar kraliçesi:Müslüman diil misin
Nesli: Bi tek müslüman mı yazılıyo?
Bulmacalar kraliçesi:(yeniden) ne gerek var buna?
Nesli: Gerekli olmasına gerek yok, imza alabilir miyim?
Azarlanma gerekçem bu cevaplar karşısında yetersiz kalmış olacak ki bi iki kere daha işi yokuşa sürdü benzer cevaplar aldı. En son diyalog;
Bulmacalar kraliçesi:Bu kimlik neden yeniden çıkıyo?
Nesli: Kaybettim
Bulmacalar kraliçesi: Sorumsuuuuzzz bi malınıza sahip çıkamıyosunuz iş çıkarıyosunuz başıma.....
O anda kafam bi fanusun içinde uğuldarken gözlerim dolmuştu, sesimi yükseltirsem elime koluma sahip çıkamaz da bi tane patlatırsam diye sakin olmaya çalışırken, aklıma gelen terbiyesiz cevap fanusun katmanlarında süzülüp süzülüp ağzımdan şöye çıktı: 'Bugün reglisiniz galiba'.... (Orjinal cümle: 'Biri sana çaksa da rahatlasan'dı fanus katmanları ve dolmuş gözlerim sağolsun daha kibar bir cümle söyleyiverdim)
Sonrası zaten fena... Üstüme abandı kaçamadım kolum kaldı. Yok polis gelsin yok bilmem ne derken klasik Nesli olayı.... Polis gelirse ben de şikayet ederim hem bana dokundun hem de sıfatlı hitab ettin deyince sakinledik. Tabi bu arada aşağıda bana mantık aramayın hanfendi diyen adam gelip de beni görünce yine komik bi manzara oldu. 3 yaşında gibi hissettim. İnsan gibi bi işi halledemedim diye.

Neyse tüm bu çaba 1 Mayıs'ta kimliksiz gezmemk içindi. 1 Mayıs'ta da gördük ki Kadıköy İlçe Nufus Müdürlüğü'nde olanlarda bir gariplik yok, düzenin gerektirdiği şekilde, verilmiş yetkilerin en iyi şekilde kullanıldığı ve kanunların gerektirdiği biçimde yaşıyor, hakkettiğimiz muameleyi görüyorz. Yani bir terslik yok. Herşey olması gerektiği gibi. Bugün o büyük eski binalarda ne oluyorsa kimler çalışıyorsa biz de o kapıların dışında, onların oldukları, yapabildikleri kadar varız. Sorumsuz olduğumu ve cezayı hakkettiğimi artık kabul ediyorum bulmacalar kraliçesinden gidip özür dilemeyi düşünüyorum. Kendine verilen görevi yerine getirmeye çalışan insanların vaktini aldığımı düşünüp kendilerine hayırlı işler diliyorum.

17 April 2009



Bu zamana kadar farklı olmak, aptal olmak, kadın olmak, şaşkın olmak, vazgeçen olmak, nesli olmak, var olmak, kararsız olmak... (ve daha bir sürü şey elbette) zar zor anlaşılan şeyler olabilir. Ama Nesli olduğum için Nesli'nin olan herkese, olduğum gibiyim. En azından kısa bir süre öncesine kadar öyel olduğum gerçeğiyle yaşadığıma inanıyordum. Ancak çok sevgili biricik sevgilim bu aralar bana 'yapma neslim allah aşkına, nası böyle bişe yapabilirsin... olabilirsin...diyebilirsin...' ile başlayan cümlelerle sıkça şaşırmaya başladı. ‘Başkaları da öyle anlıyormuş beni, garipmişim ama heralde sevgilim ve sevgilim gibi düşünen bütün dünya garip ben normalim bu sefer. Yada onlar normal tepkiler veriyor garip davranan ben oluyorum. Yani günün sonunda sevgilim ve sevgilim gibi düşünen herkes bi yana ben bi yana ‘tek’ olma durumu gerçekleşiyor. Ben miyim garip olan? E evet, hep öyle değil miydi? Ben miyim 'ay çok şeysin'? E o da evet? Hep bişe olmamaya kasan ben diil miyim? Neysem o olmak için, kimsenin 'hal'lerine naçizane eylemlerimle müdahale etmeden geleni olduğu gibi yaşayan! E neden 'Nesli'ye çok şaşırma ve kınama' günleri yaşıyoruz. Anlıyorum. E sevgilim niye benle uğraşıyosun o zaman? Bazen yapmış olduğun eşşekliği anında farkedip, bana boşuna yüklendiğini ve yapmış olduğun 'garipsin nesli' başlıklı konuşmanı, önünden geçmekte olduğumuz bayrak direğinin ne kadar ilginç olduğuyla ilgili sohbete çevirerek lafı kaynattığını de farketmiyorum sanma.

Bence şunla yaşabilir misin kendine bunu sor: Sağ şerit boşken, panikleyip orta şeritte kaldığımız anda, konumuz: sağdan akan trafiğe girememek değil benim panik olmuş olmam olmalı. Çünkü ne hissettiğim ne yaptığımdan her zaman daha öncelikli; ve birbirimizin hayatında var olma nedenlerinden biri de mutlu etmek iyi hissettirmek di mi? Bu hayatta tarif edilen yeri bulamayan tek sakar kişi ben değilim ayrıca sen de değilsin. Sakar olmak, insan için canım sevgilim.

Hepimizin zorlukları var bu hayatta di mi? Bak! her sabah içine uyandığın sabah şarkıları... Ben hep böyleydim değişen ben değil, zaman ve hayatlarımız karşısında neyi nasıl anlıyor olduğumuz. Buna halk arasında olgunlaşma (!) bazen de yaşlanma denebilir ama ben seni böyle de çok seviyorum. Benim de büyüdükçe çok eğlenceli olduğum söylenemez.
Ve soruyorum; bu hayatta neler yaptığımı ve nası yaşadığımı düşününce, etrafındaki kaç kadın görüyosun benim gibi. Verdiğin cevabın muhattaplarından şikayet eder ve sıkılır oldunuz; bilginize sevgilim. (sıkça şikayet etmeye başaldığın ben gibi). Verdiğin cevaba istinaden hissettiklerin ve sonrasında o cevapla ne yapacağın, zaten gerginliğini alıp 'senin olan hayatını' akışına bırakmana vesile olacak.

Herkesin tuttuğu götüne girsin, çabuk çek elini masadan :)))

13 April 2009



Nooluyo millete herkes kafayı yemiş. Böyle şeyler olunca çok üzülüyorum. Sebebi kötü şeylerin olmuş olması ve benim de bunlara şahit olmam değil. Etrafımdaki çoğu insan bi takım şekillere bürünmüş bişeylere taraf bişeylere karşı kendileri olmuş gibi görünüyor. Sonra bi bakıyorum aslında hayatta karşısında durdukları şeyin ta kendisiler. Şimdi bu GS-FB maçı fiyasko oldu ya bu sabah internete bi bakıyorum herkes 'aaa çok ayıp şeyler oldu biz futbol izlemek istiyoruz' diyip ilk cümleye noktalı virgül koyup '...; arda da bokunu çıkardı, lugano zaten melek görünümlü şeytan' diye devam ediyolar salyalı konuşmalarına. Lan! Nooluyo? Bi insan olun be! Bi kendiniz olun yau! Bok gibi maçtı, üstüne bi de köpek gibi dalaştılar ötesi var mı? En büyük fener olsa galatasaray'a nolcak, şampiyon galatasaray olsa fener'e ne? 
Canımı sıkan mevzu fener - galata mevzusu diil. Küçük ulvi hayatlarımız etrafında ceryan eden olaylara bizim ne tepki verdiğimiz. Başka bi örnek: CHP seçimden sonra kafam kadar billboard yaptırdı 'boşa yanıyodu söndürdük' sloganlı ampul resmi bastırdı ama billboardları gündüzün köründe bile eşşek gibi projeksiyonlarla aydınlattılar. Sonra bu CHP oy veren otuzbirci (pardon ne olduğunu bilmedikleri 6 ilkeye tapan) 4-5 senede bir vatandaş olma heveslisi büyüklerim bu afişlerle övündüler. Ayıp be! Noldu yani şimdi? Afferin sen kazandın? Neyi kazandın peki. Her görmek istediğimiz resimin niye görebildiğimiz kadarına tapıyoz. 
İlle bi taraf olmak ve o taraf olunca en yüce en şampiyon en sikim sokum olmak istiyoz da niye? Ulan insan döner kendine bakar be! İçinde küçücük olduğumuz bu büyük şeyler kadar sanıyoruz ya kendimizi çok gülüyorum. Büyük GS camiasının zavallı olduğunu hiç bi zaman bilemeyecek FB'li kılıklı sünepelerisiniz işte. 
Sonra kendinen bi haber yarış atları yetiştiriyo anneler, sonra o at kılıklı dallamalar 'düşeni kendime paspas yaparım cilalı ayakkabılarımla da uyumlu olur' gündemiyle kime sokup çıkardıklarını bilmeden çılgına dönerler. Bu performans kaygısı niye. Yersiz yurtsuz olsak keşke! 
İnsanın hiç bişe olmayası geliyor, ne komşu, ne taraftar, ne çalışan, ne sevgili, ne müşteri, ne öğrenci, ne anne, ne arkadaş, ne vatandaş.... zaten böyle bi nesli'den de bi sikim olmaz!  
Çok minnacıkım ve bundan ötürü çok mutluyum. 


10 April 2009


Her gün bir sonraki güne ne gebe diye düşünüyorum herkes gibi... Takvimimde yazmadığım ve aylar öncesinden yapacağımı varsaydığım tarihler dışında her gün düşünüyorum; yarın ne bekliyor beni diye. 

Her ne yapıyor olursam olayım Nesli'yim yine her zamanaki gibi. Bugünün bana giydirdiği ve zaman zaman üstüme yapışmış gibi hissettiren o 'sıradan' hal benim yaptığım bişe diil. 
Hala şaşkın hala biraz aptal ama hep heyecanlı ve ne olacağı asla belli olamayan dünkü gibi....Kendi blog'una kendi resmini koyabilecek kadar da dünyanın merkezi ve 'geyik'im tabii. 


05 April 2009

KOLBASTI SON ZAMANLARDA MODA OLMUŞ EN BÜYÜK APTALLIKTIR!!!

27 March 2009


Aklımda bir sürü şey var... Bunu da yazsam ya dediğim. Yazmıyorum. Bekliyorum vakti gelsin hepsinin diye. Vakit gelen bişey ya ona bozuluyorum bazen galiba. Şimdi benim aklımda kalbimde olan şey karşımda olmayınca 'demek ki zamanı diil' diyo biri arkadan, çok canım sıkılıyo. Son dönemde öyle çok şey var ki dilimin ucuna gelip de havaya karıştıramadığım nefesimle birlikte tuttuğum. E dilimin ucundaysa dil benim dilim zaman da benim zamanım nie çıkmıyo dışarı? Aynı ses yine; 'çünkü zamanı diil' diyo. Keyfinin kahyası zamanla ilişkimin böyle olduğu günlerde gündemde seçim var. Anneme seçimle ilgili tercihlerimi söylediğimde şuurunu yitirdi. Suç ben de diil beni böyel düşünmeye zorlayan şartlardaymış. Hep bi suç-lu olmalı ve hep o bizden birileri olmamalı çünkü 'biz' akıllı insanlarız. Zaman zaman başkalarının tuzağına düşmüş edilgen insanlar... Bi partinin 1930'daki seçim posterini görüdüm. 'Anneler oylarınızı çocuklarınızı geleceği için...' gibi salak suluk bişe yazıyodu. Yıl 2009: Gaziosmanpaşa'da bi kebapçıda yemek yerken TV açık ve seçim teyteyinin meydanlara seslenişi var canlı yayında. Ocakbaşıcısından garsonuna dükkanda pür dikkat TV'ye bakıyoruz(!). Konuşan adam böğürmekten fırsat bulup -analara seslendiğinden olacak- sesini manidar ve de şekerle çocuk kandırmaya çalışan sübyancı tonunda, analar oylarınızı çocuklarınızın geleceği için kullanın diyo. Burs verceklermiş. Ne kadar ayıp. Benim bi tanıdığımı küççükken biri kaçırmıştı kapının önünden. Adam kıza demiş ki 'seni babana götürcem bak şeker de vercem'. Halbuki baba akşam eve gelcek hem de elinde şekerle ama çocuk işte; takılmış adamın peşine gitmiş. Sonra mevzu hemen farkedilip (mahallede yaşamanın faydaları) polise haber verlimişti. Sonra adam tam kıza çakacakken bulunmuşlardı bi kuytuda. Bence tam da bu yüzden analar oylarını o adam-ların partisine versin. Ben de tam o esnada herşeyi gözetleyen işgüzar mahalleli gibi -kandırılma halinin rehavetiyle- üzerime vazife olmayan işlere bulaşıp götten sikilmek üzere olanları kurtarayım. Tam böyle yapayım. Ne kadar ayıp.

Bankada, kasa memuruna verdiği sahte para delinince deliye dönen adam memura dedi ki: Müşteri memnuniyetinden bahsediyosunuz paramı deliyosunuz. Ayıp kardeşim. Memur: Bey efendi bu parayı bulundurmak kanunen suç, yapmak zorundayım. Memnun edilmek zorunda olan müşteri: Senin düzenli bi işin var tabi para kazanıyosun konuşması kolay sen benim paramı delemezsin. Kimilerinin 'ayıp'ı da bu.

Bi hayal düştü aklıma son zamanlarda acaba bu da ayıp mı diye düşünüyorum. Bi yer var aklımda o yerde peçetecilik yapıp insanlarla tanışmak sonra da insanların hayatıyla benim hayatımın kesişemediği yerleri yazmak. Ama ayıp bişe mi istiyorum acaba? Benim olmayan bi yerde, orada yaşayan insanların neresinde olamadığımı anlamak sonra da anlatmak. Birileri adına karar verip sonra o karadan benim olmayan ama bana ait bişe doğurmak... Yine o arkamdak sesten yanıt geldi şimdi; diyo ki: Eğer o şeyi yine o insanların faydası için kullanacaksan ayıp diil, yok kendi orgazmın için kullancaksan seni bi temiz düdükleyelim... Bu sesi bazen seviyorum hee :)

Ayaklarımı yere vura vura bişeyler istiyorum son zamanlarda. Bebekler düşünce iki şey arasında kalır ve yüzlerinde salak bi belirsizlik olur ya... Canları acımaz ama karizma derdinden mi şaşkınlıktan mı bilmem bi ağlama haline gelirken yüzleri, bi yandan da düştüğünü gören büyükler 'hooop' 'amaaaan tey tey' 'hoppaaaeee ::)))' diye sesler çıkarıdğı için 'komik bişe galba bu düşemek acaba gülsem mi' şaşkınlığı olur gözlerinde. Tam bu sırada ağlarken gülme sesi çıkarırlar. İşte ben de ayaklarımı yere vura vura 'zaten hiç bi istediğim olmuyo işe bisikletle bile gidemiyorum' diye vızlarken galiba o yüzüm öyle . Bugün düşününce bi de böyle bişe geldi aklıma. Ayaklarımı yere vurmak yerine, yetişkin (!) biri olarak yapabileceğim onlarca şey var. Ne mesela? Bilmiyorum. Çünkü son cümle benim diil. 'Ak akçe kara gün içindir' deyimi kadar taşlaşmış bi halk deyişidir. Paylaşmak istedim yeri gelmişken. Ayaklarımı yere vura vura mızliicam işte. Canım istiyo. Paşa keyifli zamanın canı ister de uygun olduğunda gelirse, ben de bırakırım bu mızlama işini. Zaten yaşımla başım örtüşmüyo hala. Geçen gün yine bi lisede öğrenci olduğum varsayılarak azarlandım. Oha lan ne diyon şaşkınlığıyla kibarca karşılık verince 'haa siz öğrenci diil şeydiniz di mi' dediler. Evet ben o şeyim. Şey işte hani var ya...
Hayırlı işler!!

05 March 2009


Dışarıda olmamakla olamamak arasındaki ayrımı anlamaya çalışırken kendimce, bi tarafım başka bir tarafıma kızgındı. Sonra sıçanlı meyhane diye bi yere gittim. Pürü pak bi yer. En güzel yer. Hatta o kadar güzeldi ki, içinde oralılardan başkası oturunca anlamsızlaşıyodu. Tanıdık bişey hissettim. Ne tarafımın ne tarafıma kızdığını anladım. Önceden vezir spor'a maç izlemeye giderdim üşenmeden. Sonra ofis vezir spor'un karşısına taşınınca bi kere bile gitmedim maç izlemeye halbuki her gün ordaydım. Burnumun dibinde olması en sevdiğim yerin, artık orası için hareket etmeme engel oluyodu. Güzel olan maç izlemek diil de gecenin köründe kalkıp onca yolu gitmek miydi? Hayır. Ama eskisi gibi olmadı işte. Sıçanlı meyhaneye gidince de öyle oldu. Ben bi yerde olmakla olamamak arasında gidip gelirken sıçanlı meyhane de vezir spor gibi hep vardı bu hayatta. İsteyerek gidince güzel olan... 

Dışarda olmak güzel, oranın ordakilerin sana ait olduğunu bilmek de öyle. Doğruları planlayınca, soruların cevabını bekledikçe olmuyo işte. İsteyince oluyo, hiç bişe yapmadan durunca diil. Eğer bişey olmuyosa, istekler gerçekten de istenen şeyler diil demektir. Hatta bu istekler 70 küsür yaşındaki annanemin isteyebileceği şeylerden farksızdır. Bu hayatta herkes allaha inansın hak yolunu bulsun gibi şeyler ister annanem; 'hakka inanmak' doğru ve birgün herkesin yapacağı bir seçimdir. Niye çünkü 'doğru' ve 'annanemin olmasını' istediği şeydir. O'na göre bi gün ben de tüm dünyevi enerjmi tüketip allaha inanacağım ve ona sığınıp ibadet edecğim ama önce dünyevi enerjimi bitirmem gerekiyor. O yüzden şu anki hoyratlığımı hoş görüyor ve umutla beni bekliyor. Ama işte annanemin bilemediği birşey var; o da dışarda olamayışı. 

Hem kırmızı başlıklı kız hem de annaneyi yiyen kurt olunabilir. İkisi de aynı masalın karamanları. Kurt annaneyi yemese kimse kırmızı kafa için endişelenmeyecek. Hem siyah kulaklı hem de iki ayaklı olunabilir. İki ayaklı olunca kimse kulakarını beyaza da boyamayacak. Hem içerde hem dışarda olunabilir. Dışardayken asıl dışarda olan içerisidir çünkü. İşte o yüzden ordayken burda olunur! Burdayken de burda.  

23 January 2009











Anlamakla anlatabilmek arasındaki farktan ibaretim.
Son iki senenin acısını çekerken, ezelden beridir hayatıma girmiş ve 'ah'ını almış olduğum erkeklerle hesaplaşıyorum. Uzun bir süre de sessiz kalacağım

20 January 2009

Doğum günün kutlu olsun. 
Garibim orda gurbet ellerde yanlız, kim bilir nası buruktur içi diyo bi yanım. Bi yanım da yauu siktir et pezevengi şimdi nası gebeş gebeş yayıp tadını çıkarıyodur diyorum. Söz konusu Alemdar olunca hükme varmak zor olabiliyor :)

14 January 2009


3 çeşit
1)Hacer, Ulviye, Dilruba, Pervin, Şaziye, Songül, Gönül, Nesrin, Nazmiye, Huriye, Gülsüm, Havva... Az görünürlerden ve duyulurlardan
2)Merve, Ebru, Büşra, Esra, Kübra, Canan, Tuğba, Handan, Ayşenur, Reyhan, Nihal, Zeynep, Özlem, Didem... Görece ortalarda ve en sık duyulanlardan
3)Ecem, Damla, Gizem, Gamze, Selin, Şebnem, Ceylan, Ezgi, Cemre, Yağmur,  Eda, Yaprak, Gül, Pelin... Nispeten folloş diye anılan kafasına estiğinde görülenlerden

Kafamdaki kümelere sokiim.
Ready to go....
Bir de iyi yanından bakarsak, ezberlemem gereken isim sayısı maksimum 40:) Kırdığım ceviz sayısından fazla değil yani. 

07 January 2009


Herşeyin kendine göre bir zorluğu var dendiğinde, hep daha zor olanın içinde olduğunu varsayanlar 'hmmm sen öyle san pis şımarık bak senden daha beter halde olanlar var' der. Mevzu birilerinin birilerinden daha zor durumda olması diil ki. Bi durumun parçası olmaktır, kıyas manyağı yapan insanı. Kimi daha çok yol yürür, kimileri daha az para alır, kimileri 1.72 boyunda ama 42 kilodur falan filan. Neyi neyle kıyaslıyoruz bu hayatta? 34 haneli 170 küsür nüfuslu bi köyde yaşamıyoruz ki. Bu da benim kıyasım olsun hadi... Sikmişim bu dünyanın anasını diyen varsa buyursun benim külahıma anlatsın ne derdi varsa. 

Kendiyle kavga ederek çözemediği dertleriyle ilgili olarak başkalarına daha kolay saldırabiliyor insan. Ben bilirim canım sen gelirken ben dönüyodum hesabı 'daha kullanışlısı var bu çantanın niye torbayla eziyet çekiyosun' diye çoluğa çocuğa akıl vermek kolay. Türküz ondan olabilir mi? Mühim olan göt olduğunu farkına vardığında başkalarına götlük yapmadan çıkabilmek işin içinden. Ama bunun için akıldan öte insanda biraz vicdan olacak ki o foya ortaya çıkmasın. 

Yemezler. 

Dinliyor, anlıyor sonra da oluyorum. 

Niye yazamıyorum uzun süredir diye bi düşününce aklıma şöyle bişey geliyo; menopoza girmiş yada kocası tarafından aldatıldığını 15 dakika önce öğrenip, sosyalleşebilmesi için en uygun yer olduğuna inandığı 'etkili konuşma ve diksiyon kursuna' yazılan kadınlar...Kukumla ilgili bi derdim var gibi gelebilir ama diil. Ne anlama geliyo acaba? Sosyal insanlarız ya (!) etrafta çok fazla uyaran var ondan olabilir. 

Çok hayırlı işler yaptığım için kendimle gurur duymalı hatta üstüne bir de para aldığım için çok şanslı bir insan olmalıyım. Ne hoş!!!

02 January 2009















Bişeyin karşısında dururken neye taraf olduğuna da bi dönüp bakmak lazım. Taraf olduğunun yanındayken de neyi karşına aldığını bilmek... 
Tartmak...