18 November 2008


Öyle bir yer ki orası, aynı burası gibi. Tek farkı orda o zaman birileri küçücüktü. Şimdi hayal meyal hatırlayabildiği ve bilmeyi öğrendiği yer orası.

Bilmek öğrenilir mi? Birşey ya bilinir ya da bilinmez mi? Asıl soru o bildiklerinle bugün ne yaptığın olmalı mı?

Bildiğim bazı şeyler var. Bu bilgiler zamanında ‘an’lardan ibaretti ve bi takım zamanlarda olmuş bi takım ‘şey’lerdi. Ben bu şeyleri biliyor muyum şimdi? Olmuş bişey bilinmez sadece olmuş ve de bitmiş olur. O olmuş ve de bitmiş şey, bende bir yere düşer, o yer de bana ne zaman nerde ne yapacağıma karar verirken, aklımın bir köşenide olur, zamanı geldiğinde hareket edebilmeme yardım eder. Karar verirken hayatımı kolaylaştırır. Bu durum ilk anda mantıklı geliyor. Peki karar verme özürlü oluşuma ne demeli.

O zaman! Bir ‘zaman’lar bir yerlerde bir şekilde olan ‘şey’ler ben de hiç olmadı mı? Yada olurken ben nerdeydim ki şimdi hayatımın en zor işi karar vermek oluyor? Bunun başka bir nedeni var ve ben bu nedeni çok iyi biliyor olabilir miyim?

Küçüktü. Hep ‘iyi’ şeyler oluyordu. Kötü şeyler olurken ya birileri, yanlış anlamış - anlatmış yada öyle olduğunu sanmış oluyordu. Yok yok herşey yolundaydı. Önemli olan küçüğün mutlu olması, gülmesi hep gülmesiydi. At beslemek için ne kadar büyük ve bu nedenle de uygun olduğunu anlata anlata bitiremediği canım salonlarında annesinin hüngür hüngür ağladığını hatırlıyor küçük. Bi zaman gelmiş ve ‘hatırlayıp’ sorduğunda nedenini aslında öyle birşeyin hiç olmadığına küçüğün hayal gördüğüne inandırmıştı birileri... İnanmış mıydı küçük? Belki büyüdüğü zaman kendisi başka bir salonda hüngür hüngür ağlayıp, küçüğü inandırdığını sananlardan nefret ederek başka bir yalana dahil olmaya çalışmanın öfkesini kendinden çıkarırken öğreniriz bu sorunun cevabını. Bu hayatta kötü şeyler olmaz olamaz, kimse kimseyi üzmez üzemez. Üzüntü veren kakadır ve bu hayattaki bütün kötülükleri de hak etmiştir. Böyle bilerek büyüdü küçük.

Küçük, hala küçüktü. Biraz büyükken üzüntü verenler de biraz daha fazla üzmeye başlamıştı. Bu sefer de yanlış hatırlanan hikayeler yerini, içerde derin sessizliklere dışarda sığ sohbetlere bırakmıştı. Küçük, gözleriyle görüp kulaklarıyla duyduğu şeyler inkar edilip kandırılmayacak hale geldiği vakit herkesi bir utanç sarmıştı. Hayatlarında bir sürü şey değişirken değişmeyen ve gün geçtikçe artan ‘küçük bizim herşeyimiz’ başlıklı oyun birilerinde saplantı haline gelmiş, herkesin en eğlenceli oyuncağı küçük olmuştu. Herkes kendi bildiği kuralla oyuna sokup küçüğü, top gibi hop hop oynadı, yedek kulbesine de aldılar, libero da oynattılar, sonra olmadı kaleye koydular. Küçük orda cinlik de öğrendi, yalan söylemeyi de, aklınca büyük olmayı da. Bilmeyi de öğrendi o zaman.Bilmenin aslında hiç bişey demek olduğunu öğrendi. Bilmek sadece olan bitenle - akıp giden hayatın maçında aslında skor en başından beri belliyken, maçın her anını dikkatle ve heyecanla izlemek, kandırılıyor olmaya maruz kalmaktı. İşte bu kadar basitti herşey.

Küçük hala küçük. Çük gibi. Hem çük gibi küçük hem de çük gibi işlevsel. ‘An’lar var hala akıp gidenlerin içinde. Üstüne basıyor küçüğün. Uykularına giriyor. Uyanık kaldığı zam’an’larda ne yapması gerektiğini söylüyor. Zihnine hükmediyor. Küçük şimdi maçı kuranlarla 6 pas programında maç sonrası yorumlarını aktarıyor seyircilere. Hakeme veriyor veriştiriyor. Seyirci her zamanki gibi perişan ve ‘olan bize oluyor’ serzenişlerinde boğulmakta. Takım yöneticileri panikte, sezon ortasında değişiklik yapmanın kulübe mal olacak maddi manevi zararlarını tarışmakta. Oyuncular bi çare şamar oğlanı. Bi kısmının dili uzun kimseden korkuları yok laf soka soka demeç veriyor. Teknik direktör soğuk kanlı her zamanki gibi. Sezonun henüz ortasındayız top yuvarlak. Yorumcu küçüğün tuzu kuru gek gek konuşsun anca. Sıkıyosa çıksın o oynasın topu bakalım. Yayın öncesi 2 duble viski içip pastırmalı yumurta tarifi vermekle olsaydı bu işler çiçek bardan karı kaldırmaya tenezzül etmek zorunda kalmazdı kimse.

Ben de üzülüyorum. Çaktırmamaya da çalışmıyorum bu sefer. Ama bu 'an' o kadar var ki ve ben artık o kadar birşey yapamam ki... Mevzu benden çıktığında ben çok küçüktüm.

No comments: