24 November 2008



Bu öyle bir düzen ki...
''Ne''lerin olacağı herkes tarafından bilinen ama kimsenin ''nasıl''larını hiç konuşmadığı, artık ezberlediğimiz saçmalıklarla dolu mecburiyetler düzeni. Midem bulandı, nefesimin kesildiği zamanlar da oldu. Çoook eğlendi bir yanım. Üzerine düşünüp ego klasöründe adı bile geçmeyen ama beni ben yapan yanım... Bi yanım da çok üzüldü, bu mu yani bu kadar ucuz mu sevilmenin varolmanın karşılığında hayata vermek zorunda olduğumuz kira diye... Annem dedi ki hep ''kızım hayat bu''. Evet anne hayat bu. Bak bana, senden öğrendiklerimle yaşadığım hayata. Şimdi, hayata kendi baktığımız yerlerden, nasıl da şaşırıyoruz etrafımızda olup bitenlere. Diyorum ya sana her aklıma geldiğinde iyi ki benim annem olmuşsun diye... Afferim.

Umrumda diil hiç biri. Zerre kadarlar. Ne olduğum ''nasıl''larımla belli olan garip yaşantımda çok mutluyum. Dahası, evvelinden belli olmayan garip ben, 'daha ne olsun'cu soruları sormaktan vaz geçti.
Asıl sizin, darısı başınıza.

Bugün bi şarkı öğrendim, yalamak kısmı dışında konumuzla alakası olan bir durum yok... :)

pardon size bir sorum olacak bayım
yüzünüzdeki renklerin hastasıyım
nereden buldunuz gerçek mi bunlar
yalamak isterim ama ah şu bakışlar

magazin maga maga zin maga maga
zin maga maga zin maga maga zin

siz bayan ne şık olmuşsunuz bu hafta
bir yanım sağlam geri kalanım hasta
sıralar kurmuş idiyot bir takım baylar
bu durumda benim en rüküş halim patlar

kafam patlar..akşam patlar..
sabır patlar..yaşam patlar..
motor patlar..sinkaf patlar..
önüm ardım patlar

bir öğle üzeri şık bir caddede
koşuş koşuş koşuşturan
aynı mağazadan giyinmiş
bin beşyüz kadar kadından
hepsi yahut birkaç yüzüyle
usul usul yavaşça
aynı günün akşamında...

magazin maga maga zin maga maga
zin maga maga zin maga maga zin...
(alper bakmer)

18 November 2008


Öyle bir yer ki orası, aynı burası gibi. Tek farkı orda o zaman birileri küçücüktü. Şimdi hayal meyal hatırlayabildiği ve bilmeyi öğrendiği yer orası.

Bilmek öğrenilir mi? Birşey ya bilinir ya da bilinmez mi? Asıl soru o bildiklerinle bugün ne yaptığın olmalı mı?

Bildiğim bazı şeyler var. Bu bilgiler zamanında ‘an’lardan ibaretti ve bi takım zamanlarda olmuş bi takım ‘şey’lerdi. Ben bu şeyleri biliyor muyum şimdi? Olmuş bişey bilinmez sadece olmuş ve de bitmiş olur. O olmuş ve de bitmiş şey, bende bir yere düşer, o yer de bana ne zaman nerde ne yapacağıma karar verirken, aklımın bir köşenide olur, zamanı geldiğinde hareket edebilmeme yardım eder. Karar verirken hayatımı kolaylaştırır. Bu durum ilk anda mantıklı geliyor. Peki karar verme özürlü oluşuma ne demeli.

O zaman! Bir ‘zaman’lar bir yerlerde bir şekilde olan ‘şey’ler ben de hiç olmadı mı? Yada olurken ben nerdeydim ki şimdi hayatımın en zor işi karar vermek oluyor? Bunun başka bir nedeni var ve ben bu nedeni çok iyi biliyor olabilir miyim?

Küçüktü. Hep ‘iyi’ şeyler oluyordu. Kötü şeyler olurken ya birileri, yanlış anlamış - anlatmış yada öyle olduğunu sanmış oluyordu. Yok yok herşey yolundaydı. Önemli olan küçüğün mutlu olması, gülmesi hep gülmesiydi. At beslemek için ne kadar büyük ve bu nedenle de uygun olduğunu anlata anlata bitiremediği canım salonlarında annesinin hüngür hüngür ağladığını hatırlıyor küçük. Bi zaman gelmiş ve ‘hatırlayıp’ sorduğunda nedenini aslında öyle birşeyin hiç olmadığına küçüğün hayal gördüğüne inandırmıştı birileri... İnanmış mıydı küçük? Belki büyüdüğü zaman kendisi başka bir salonda hüngür hüngür ağlayıp, küçüğü inandırdığını sananlardan nefret ederek başka bir yalana dahil olmaya çalışmanın öfkesini kendinden çıkarırken öğreniriz bu sorunun cevabını. Bu hayatta kötü şeyler olmaz olamaz, kimse kimseyi üzmez üzemez. Üzüntü veren kakadır ve bu hayattaki bütün kötülükleri de hak etmiştir. Böyle bilerek büyüdü küçük.

Küçük, hala küçüktü. Biraz büyükken üzüntü verenler de biraz daha fazla üzmeye başlamıştı. Bu sefer de yanlış hatırlanan hikayeler yerini, içerde derin sessizliklere dışarda sığ sohbetlere bırakmıştı. Küçük, gözleriyle görüp kulaklarıyla duyduğu şeyler inkar edilip kandırılmayacak hale geldiği vakit herkesi bir utanç sarmıştı. Hayatlarında bir sürü şey değişirken değişmeyen ve gün geçtikçe artan ‘küçük bizim herşeyimiz’ başlıklı oyun birilerinde saplantı haline gelmiş, herkesin en eğlenceli oyuncağı küçük olmuştu. Herkes kendi bildiği kuralla oyuna sokup küçüğü, top gibi hop hop oynadı, yedek kulbesine de aldılar, libero da oynattılar, sonra olmadı kaleye koydular. Küçük orda cinlik de öğrendi, yalan söylemeyi de, aklınca büyük olmayı da. Bilmeyi de öğrendi o zaman.Bilmenin aslında hiç bişey demek olduğunu öğrendi. Bilmek sadece olan bitenle - akıp giden hayatın maçında aslında skor en başından beri belliyken, maçın her anını dikkatle ve heyecanla izlemek, kandırılıyor olmaya maruz kalmaktı. İşte bu kadar basitti herşey.

Küçük hala küçük. Çük gibi. Hem çük gibi küçük hem de çük gibi işlevsel. ‘An’lar var hala akıp gidenlerin içinde. Üstüne basıyor küçüğün. Uykularına giriyor. Uyanık kaldığı zam’an’larda ne yapması gerektiğini söylüyor. Zihnine hükmediyor. Küçük şimdi maçı kuranlarla 6 pas programında maç sonrası yorumlarını aktarıyor seyircilere. Hakeme veriyor veriştiriyor. Seyirci her zamanki gibi perişan ve ‘olan bize oluyor’ serzenişlerinde boğulmakta. Takım yöneticileri panikte, sezon ortasında değişiklik yapmanın kulübe mal olacak maddi manevi zararlarını tarışmakta. Oyuncular bi çare şamar oğlanı. Bi kısmının dili uzun kimseden korkuları yok laf soka soka demeç veriyor. Teknik direktör soğuk kanlı her zamanki gibi. Sezonun henüz ortasındayız top yuvarlak. Yorumcu küçüğün tuzu kuru gek gek konuşsun anca. Sıkıyosa çıksın o oynasın topu bakalım. Yayın öncesi 2 duble viski içip pastırmalı yumurta tarifi vermekle olsaydı bu işler çiçek bardan karı kaldırmaya tenezzül etmek zorunda kalmazdı kimse.

Ben de üzülüyorum. Çaktırmamaya da çalışmıyorum bu sefer. Ama bu 'an' o kadar var ki ve ben artık o kadar birşey yapamam ki... Mevzu benden çıktığında ben çok küçüktüm.

12 November 2008



Yine unuttum.
Ayaklarım da buz gibi.(G.tüm karpuz diye bişe geldi aklıma. Durduramıyorum n'olcam ben.) Bi süre daha öyle olacak sanırım.
Bi paket kısa malboro layt alabilir miyim dedim. Adam da bana parasını verip aldığın şey için neden alabilir miyim diyosun diye sordu. Bittim. Bu mu yani? Burda mıyız? Anaları taş olsun o zaman hepsinin. Annem bana böyle öğretti mi diyeyim. O zaman ben de taş olayım. Annem de onların annesi olsun. Fotograftaki olmak ve de uzunca bi süre öyle kalmak istiyorum. Yanımda Fırat da olsa süper olur.

04 November 2008

BRAND


Olsa n’olcak olmasa ne?
Orda işte olduğu gibi. Bana nası geldiğinin önemi, ordan nasıl göründüğüyle ilgili derdim olduğu anda başlıyor. Bu da benim ne kadar şekilci, İstanbullu ve sığ kafalı bir kadın olduğumu mu gösteriyor? Bilmiyorum ki... Umrumda değil ki... Olamıyor.
Yalvarmak istemem geliyor. Ama neye emin olamıyorum. Keşke ‘hiç’ olmasaydı yada olmasaydı bütün bunlar. Şimdi nerden başlayacağımı bilemediğim yerde birşeylere başlamaya çalışıyorum. Yapamıyorum. Sözüm size değil sevgili okuyan. Her kimse okuyan beni bilendir, canımdır. Benim derdim hiç olamayanla olamadıklarımla...
Şekil alırken ne olduğunu tanımlayamadığım cisim, tam ortasında bekliyorum neye dönüşecek içimdeki diye. İçimde olana 40 dakikda kıydığım vazgeçiş hali beni vazgeçemeyecğim hallere attachledi.
Artık kırılabiliyor kalbim, utanabiliyorum yada pişman olabiliyorum. Geçici bi hasar mı bu yoksa bu hayatın bu zamanında başa gelen mi bilmiyorum. Bu bi hasar mı onu da bilmiyorum aslında. ‘İnsan utanıyosa kesin beyni hasarlıdır’ isimli dosya hata veriyo beynimde. Bu iyi bişe. Dönüp dolaşıp doğru olanın update isteyip hata vermesi hala çalışıyo anlamına gelebilir.
Ordan nası görünüyo bilemiyorum ama hep ham kalıcam galiiba. Bu da kötü bişe olmayabilir. Üzülmek yersiz olabilir.
Korktuklarım, kaçtıklarım, kırıklıklarım, utandıklarım ve yorulduklarımı ancak şöyle anlatabiliyorum: Ya hiç olmamış olsaydı yada artık hiç olmasın!
Bi keresinde aklımın alamadığı ama kulaklarımla duyup gözlerimle gördüğüm bişey yaşamıştım. Ağlarken ne olur bişe verin uyuyayım sonra da sabah burdan gideyim koşarak demiştim. Şimdi de öyle hissediyorum. Çabucak geçsin istiyorum! Ama geçen şey aslında beni sonra başka biri yapacak olan, unutup unuttuğumu kendimdeki başka bi şey olma hikayesinde hatırlayacağım, bi kalp çiziği halinde yazılacak hikayeme.