26 October 2008

Dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz. Yasak olsa ne yazar? Nesli kızar sonra yine yazar? Bi yandan ayıp ediyorum; karşı durduğum yasağı, gözünü sevdiğimin teknolojisiyle delip alternatifini bulduğum için. Yapmamak lazım, adamlar etmiş bi dallamalık, engellemişler siteyi, daha neye kasıyorum? Buldum işte yazmanın başka yolunu. Bulamasaydım sinirden sağa sola küfürlü entryler girmeye devam edecektim. İşim halloldu ya gerisi çok da bipppp. Yapmamak lazım yine de. Yasaklamışsa birileri yağ sürmüş demektir ekmeğimize, yoksa nerden bulcaktık adalet bakanlığının sitesindeki bilgi edinme şeysini.
Bu arada ben bi kere dış işlerinin bilgi edinme şeysine başvurmuştum, tabii ki bunlarda siklememişlerdi. Bende soora Riga'daki konslosluğu gidip kendimce şikayet etmiştim, biraz duygu sömürüsü yapıp biraz da salağa yatarak. Sonra hemen telefonla aradılar 'sevgili vatandaş nedir derdin' diye. Böyle mi yapmak lazım?
Valilik okul kapılarına dünyanın parasını verip bez afiş yaptırmış 'geleceğimizi güçlendir.yoruz' diye. Lan dallamalar ne geleceği ne güçlendirmesi; o okulları kumdan kale diye erikli sahilinde 3 yaşındaki bebeler denizden kum çekip yapıolar be!!! Ne şerefsiz adamlarsınız. Ettiğiniz hıyarlığı allayıp pullayıp üzerinden pirim yapmak için reklama kasıyonuz be!
Hee bi de 77 günde biten metrobüs var tabi. Yaptınız o durakları çevre yolunun ortasına, tecavüze kerhane misali; otobüsten inene göstermelik bi durak kondurdunuz hiçbiyerin ortasına. Millet otobüsten inio, yolun diğer tarafına geçio, yol yok kaldırım yok ışık yok. Afferin. 77 günde biten metrobüs ezbere büyümüş göstermelik akıllarınıza bela olur inşallah.
Taksim'de duraktan hareket ettikten sonra yolcu alan otobüslere ceza kesen zihniyete de sokiim. Durak mı var ki ceza kesiyonuz? Kendiliğinden olan herşey makbul bu hayatta. Kendiliğinden olanı kimse farketmez. Farketse de doğduğundan beri öyle olduğunu sanar, ses etmez. 77 günde biten ama 3 sene sonra kullanılmayacak metrobüs gibi, Cukkayı yağlayan oklul inşaa paralarının yetmeyip reklam kampanyalarınıza finansörlük ettiği gibi....
Bu blogu yasaklayan hayat her nası bu hale geldi ise aynı iğrençlikle devam etsin! Burnumu tutarak da yürüyebiliyorum. İşime geldiği gibi. Ben işimi görüyorum. Geri kalan zavallıların allah belasını vesin. Hahahahahah. Yakıştı mı? Böyle mi yapalım? Bu şekilde mi yaşayalım hayatı? 2 gün önce engellendiğini duyunca blogların sinirden bi ağlamadğım kaldı. Eşşek kadar halimle saatlerce dizlerime vura vura 'ulan nası olur bu' diye kahrettim, küfür ettim. Sonra ne oldu? Al işte! Bu kadar zavvalıyı(m)(z)
Hep şey derim ben.... S...imde bile diilsin, düşün bak o kadar diilsin ki s...im bile yok diye. Biri ben alıp duvardan duvara vursun lütfen. Bu coğrafyada yaşıyor olma hakkını faşist olma haliyle ödüllendiren biri olsun en saykosundan. Gülmekten katılsın bana. Seni öldürmek istiyorum öldüreyim ki aldığım parayı hak edeyim desin! 3 senede bokun içinden çıkıp kabadayılıkla parayı balyaladıktan sonra içine plazma tv takdırdığım volkswagen minbüsümün arkasına ay yıldızlı stop lambası taktırıp bu düzenin amına koymak, kendi kurallarımla yaşamak istiyorum. Köprü trafiğinde emniyet şeridinden girip gişelere gelince 2. sırada araya kaynamaya hakkım olsun istiyorum.
Ha ha haaaa!

22 October 2008



Bugün benim doğumgünüm. İnsanların, hele ki cok sevdiklerimin doğum günleri olunca, çok mutlu oluyorum ben. Doğmuşlar işte daha ne olsun. O günler için ne afilli kutlama sözlerim vardır ne de özel hediyelerim. Çünkü sözler de hediyeler de değersiz, basit kılar doğum karşısındaki heyacanımı. Sarılır öperim bi güzel doya doya. Bakarım gözlerinin içine... Teşekkür edilebilir birilerine, bişeylere; var olduğumuz için birbirimizin olduğumuz için. Gerisi yalan zaten. Bugün biter... Yarın bi başkasının doğumgünü olur. Ben o zaman da sevinirim.

Sana da teşşekür edesim var azcık. Kendime anlamlı bi hediye verdim sayende. Olma nedenime yakışan, doğum heyecanıma karşılık gelebilen.
Suratının ortasına şöööle okkalı bi patlatmak istedim. Sevdiğim için ama...

Nesli

19 October 2008

Bi türlü karar veredim.
Tarif edebilirim.
1) Büyücü olmak mı
2) Cadı olmak mı

diye iki seçeneğim olsaydı 'kessin cadı olmayı tercih ederdim' gibi bişe dediğim anda fırıldayıp 'ay acaba büyücü mü olsam' fikrini durduramıyorum. Anlatabildim mi acaba?

Lütfen bi an önce olsun, Aralık olmadan mesela. Bi an önce de Aralık gelsin ve bitsin.

15 October 2008



Ağladığım zaman kendimi güçsüz hissediyorum. Yapcak başka bişe yok mu da ağlıyosun diyorum. Ama bazen gerçekten yapcak bişe olmuyo. O olmama durumu da çaresizlik değil başka bişey oluyo ondan ağlıyorum. Bu akşam buldum ne olduğunu. Yapcak bişe olmadığından diil, iyi de olsa kötü de olsa ağladığım şey çok gerçek olduğu için ağlıyorum. Gerçek, o kadar gerçek ki benim ona müdahale etmem, mızmızlanmam, değiştirmek için bişey yapmam manasız. O kadar gerçek ki, üzse de insanları o gerçek güzeldir,bizim için vardır. Bazen büyümek için bazen saygı duymak gerektiği ve durumak gerektiği için, kişiye has olduğu için, bazen sadece olduğu için. Zamanı mekanı çakışan insanlar olarak, bazen sadece olduğu için bile olmasına izin vermek ve durmak gerekirse ağlamak gerekirse kavga etmek, gerekirse terketmek terkedilmek, gerekirse çizik atmak başucundaki yaşam çizgisi posterine... Ne yapılırsa yapılsın ama yapılsın. Gelense yaşayan da olursun dedim ya ben bi kere... Öyle işte.
Nelerle kavga ediyorum son zamanlarda bi anlatabilsem hepimiz çok eğleneceğiz. Bi akşam Sener'e anlattım ağlaya ağlaya. Eğlendi gibi geldi bana. (Kolpalık ediyorum, çocuğa kimseye söyleme dedim şimdi burda ifşa ediyorum. Sener canımsın) Nelere ağlıyorum diye düşündüm işte; bu ara bolca ağlayıp bolca düşünüyorum. Hayatımdaki herşey öyle gerçek ki, gerçeğe ağlanır, ne olursa olsun gerçektir dediğim yerden baktığımda bile kaldıramayacağım kadar gerçek ve çok şey var, hepsi aynı anda var hem de. Bu ara herşey hiç olmadığı kadar var, hem de üstüste...Büyürken çocuk gibi hissettiğim için, terkedilmiş gibi hissederken gidenlerin döndüğüne sevindiğim için, kendiliğinden bi yerlerden uzaklaştıkça yine kendiliğinden başka bi yerlere yaklaştığım için, olma halimle kavga ederken o olanları canım gibi sevdiğim için, karmışıklaştıkça hayat makul makul 'olur öyle, hepsi bizim için' dediğim için (Polyanna sikiyo olabilir miyim?) Kendi mi mi kandırıyorm. Öyleyse rica edicem biri sarsıp kendime getirsin beni. 50 yaşında biri için 'daha 28 yaşında canım o' diye biri olabilirim ama zeka yaşı 12 olan kendim için 'büyüyorum canım ben' biriyim; ve de çok memnunum, 28 (7'nin 4 katı). Şimdi 30'unda yada 30'unu geçmiş hanımefendiler (özellikle hanım olanla yani :)) 'seni kolpa karı hele bi 30 ol o zaman görürüm ben seni' diyor olabilir. Olabilir, itiraz etmiyorum, ama azcık da sanmıyorum. 30 40 12 28 farketmiyo işte artık sanki, hepsinde sensin işte. Bazı zaman oynak, yanar döner, bazı zaman ot bok bişe işte... Olduğu gibi. Bugün güzel, yarın huysuz, öbür gün sıkıcı, 3 sene sonra yoga hocası... Ne bilim ben işte hem herşeyiz, hem hiçbişe hem de şimdi olan, zor gelen. Ay sıkıldım sikicem. Aslında diicek olduğum şey şuydu; ağlama ve gerçek olmasıyla ilgili bulduğum şey:
Ben Letonya'ya gittiğimde, ne giderken ağladım ne varınca, ne 'de ilk 7-8 başıma gelen kötü şeyler' listesinde. Pembe bana bi mail attı, 'Pembe Bülten' diye. O zamana kadar da deli gibi özlemişim ama 'ağliicak ne var ulan Nesli ne güzel takılıyon' diyodum. Pembe'nin yazdıklarını okuyunca saaaaattttlerce böğüreböğüre ağladım. Bi okudum çok güzel. Aşk meşk lafı yok içinde, özledik seni sen bizi özledin mi hiç yok... Edepsiz bi anlatmış herşeyi herkesi, 13 dakikalığına gidip gelseydim Istanbul'a ancak o kadarını görebilir, duyabilir ve en önemlisi hissedebilirdim. Bi düşündüm, herşey ne kadar belirgin, herkes ne kadar kendi (ordakilerin) (hayatımdakiler yani), ben ne güzel düzdüm insan çeyizimi sandığıma diye. İşte o pembe bültendeki herşey çok gerçek, hayatım-daki-herkes-ler-ben-im-ol-duğu-gibi-gerçek-leşmekte. Pembe Bülten. Sonra Tebzi'me bi mail attım, içinde hem ağlamak hem de özlemek kelimeleri vardı. Nesli'si ağlamış hem de özlediği için. N'apsın, taş diil amına koim insan bu da nihayetinde, ağlamak iyi bişe baba hem de çok iyi bişe dedim o gece O'na. O günden bi kaç gün sonra çok komik bişeye mızlanıp Tebzi'm de ağlamış. İyi etmiş, rahatlamıştır.
Şimdi velhasıl kelam diye lafa başlasam da ne desem sonra? Babamın kızı olmak zor mu desem? Bu gece bi ağlyasım geldi kılıf uydurmak için geyik yapıp geçerli sayılabilecek gerekçeler mi bulmaya çalışıyorum desem? İtiraf ediyorum saha ziyareti girdiği zaman hayatımıza içim buruluyo ve bu burulma durumunu kabul edemiyorum korkuyorum mu desem? Yoruldum be sikicem. Niye kafalarımız bu kadar güzel? Niye görüyor ve gördüğümü olduğu gibi alıyorum? Çünkü Nesli böyle güzel cevap olabilir mi yoksa kıvırıyo muyum yine? Of kafam karıştı yine. 2 dakika sonra vazgeçebilirim bütün bunlardan ama bi kere yazmış oldum.
zııııttt süreniz doldu 7. soruya geçiyoruz.