21 July 2008


Sıkıştırılmış ejderha nefesi
Ayakkabısız ve tuzlu
"Renk"in fransızcası
Jellyfish
Mahallenin Paki'si
Çınaraltı
Atatürk heykelli kasaba meydamı ve Ziraat bankası
Küçük popolu kız
Kırık kollu kapının anahtarı
Sevgi hanımın Nazım Hikmet posterli evi
Rezervasyonlu vapur
Vodaphone Greece
Dul kadınlar ve plaj
Why you asking me "wyh"?
Erenköy diye bi yer mi var? Hı? Zııt erenköy!
"Mönü mü?"
"Kahve istiyosunuz?" (Hmm ne kadar enteresan)
İyi günler .... nerde? .....Hmm siz Türk mahallesini soruyosunuz, o, orda.
... Böyle mi çakıcaksın!!
Daddy ben sıkıldım
Eve uğrayalım mı Neslim?
Bi orta şekerli türk kahvesi alabilir miyim?
Ela o köpeği sakın elleme
Bu neyin dili?
Hiç değişmemişsin, şaşırmadım seni böyle görünce! (Böyle?)
Ozan şöyle bi denize girelm be abi
Ben doydum!
Sayın yolcular, neden beni yeniden ikaz etmek zorunda bırakıyorsunuz? Bu kanun konumuş bi kere, ne ben bişe yapabilirim ne de siz... Bakın beyler...(e tabi bide) bayanlar yasa gereği geminin açık ve kapalı alanlarında sigara içmeyin, flikaların altındaki alanda için. Lütfen bakın...

YANİ BİLDİĞİNİZ ÇAKMAK

14 July 2008

cuma gecesi

bi yanda fiyakası düzgün bir sürü çocuk...tinerCİ. öbür yanda bilmemneCİ bir sürü çocuk, muhtemelen hiç bi zaman da bulamayacakları (olmayan) fiyakalarıyla...hangisi daha şanslı? sokakta elinde bali poşetiyle son model giyinen ve türlü türlü dünya halinden haberdar olanlar mı yoksa kapı eşiğine sıkışıp kalmış, milyonlarcasından biri olmak için “doğru” olanı yapmak için kendine söylenenlere itaat edip yandan yemiş fiyakalılar mı?

keşke tanışabilseler. fiyakalı zavallılar fiyakasız bebelere dünyanın kaç bucak olduğunu anlatsa. yerle bir olsa her yer, bir olsa her yerler, Ciler ciCiler kafalarını çevirmeseler birbirlerine trafik ışıklarında karşılaştıklarında. kortuğuklarında birbirlerinden, gözlerinin içine bakabilesler keşke. kimsenin canı yanmaz o zaman. ne olanın ne olmayanın aklı karışmaz “öteki” ni düşman ederken.

cumartesi sabahı


hayal gücüne kurban olduklarım... evet evet onlar. etek altındaki kukunun donsuz olabilme ihtimalini hayal edip lllşşşupş sesini çıkarabilen ellerine kuvvet pezevenkler... beni de satın n’olur!

cumartesi öğlen

20 yıllık berber. artık haftasonu müşterisi kalmadı 19 mayıs sigara bilmemenesi yüzünden diyor. tek eğlencesi işinici gücünü bitirip buraya saçını başını yaptırırken sigara içemeye gelen haftasonu müşterim vardı benim diyo. üstüme iyilik sağlık.

çok da içmiyorum halbuki ne oldu yau?

12 July 2008


İT Beni
Evet o bi İT. İT yerine koyan bi İT.
Canı istediğinde melekler gibi seven, canı yandığında İT yerine koyan İT.
Herkes gibi vakti zamanında götüne girenlerin sızısı hala(^) ilk günkü gibi olduğundan belki; yada büyüdüğü pamuktan çıkarılmayı unutulduğundan, esir olmak en büyük korkusu olan, aslında kendine esir olan İT.
Korkudan ödü patladığı için sakin görünmek en büyük meziyeti olan İT.
Etrafında kendine İTlik edenlere tapan İT ne olur beni de İT. İTerken arada bi hatırlatmaya çalış kendine; o İT senin değil, sana İT ama hala en çok kendine İT. Tamam kendini bunalıma sok o zaman, kendi kendini mutsuz et diye bilmiş bilmiş dolanan, korktuğu İTe saldıran İT. Kendi kendini mutsuz edebilen İTlerin, kaçarken ayakları kıçına vurur. İTler kendilerine yapılanlar yüzünden İTleşiyorlar. Senin gibi. Arada bir hatırlamakta fayda var.
Ben sana hiç bişe yapmadım. Kendi kedine her ne yaptınsa afferin. Korkma kendi kıçım bu kadar bıldır bıldırken başkasını ısırmam.
En sevdiğim göt İT, ne olur beni de İT...

07 July 2008

Ömürde, çocukluk arkadaşlarından sıkça haber alma mevsimi geldi.
Çocuklar büyümüş, anneleri şimdilerde eskilere nazaran daha müsait, sayfiye yerleri buluşmaları organize ediyorlar. Çocuklarını çekiştirip, günah çıkarıyorlar. Arada bir çocuklarına sormadan, çocuklarının telefon numaralarını birbirlerine veriyorlar. Sonra mecburi telefon konuşmaları, akşam üzeri iş çıkışı buluşmaları, cehennem sıcağında "laf olsun masalar dolsun sevgi ve vefa tablomuz daha fiyakalı olsun" başlıklı düğün teşrifleri. Bu ne yaa. Şaka mısınız, parayla mı veriyolar sizi? Çıkın hayatımdan. Nitekim buluşma olaylarına pek girmiyorum, cep telefonu boşuna mı girdi hayatımıza biz büyürken? Hem ben küççükken aşık olduğum çocuğun düğününe niye gideyim, pezevenk miyim? Eski akadaşlarla başın derde girme olayı hayatın yılan hikayesi kısmının adı olunca basıyo tabi bu araşma buluşmalar.
Çocukluk arkadaşlarıyla yıllar sonra yeniden görüşüp, kankalaşacak kadar yaşlanılmadı yada onlara çıkaracak kadar günah olmadı henüz.
Yabaniyim, var mı?

04 July 2008

Interested in: Whatever I can get olabilir...
Ama eşcinsel çift ev arkadaşları değil. Oraya daha var, hatta hiç gelinemeyebilir.

01 July 2008

Bi de küçkken ağlarken ben annem hep ayaklarımı ovardı. Çünkü ağlamaktan katılmak diye bişey varmış, ben de eğer sinirlendiğim için ağlarsam katılırmışım. Katılınca da ayak parmaklarımı büzüştürüp birbirine kitleyip kasılır kalırmışım; o da kasılıp kalmasın ayaklarım diye beni sakinleştirmek için ovarmış hep ben ağlarken. En son hatırladığım ağlama hikayesi... Hakan diye bi çocukla Hakanların evinde oyun oynarken boktan bi plastik arabayı paylaşamadık diye delirmiştim. "Tamam Neslim sakinleş öyle ağla bebeğim" diye diye ovdu annem ayaklarımı. Şimdi ayaklarımı o yüzden elletmiyorum galiba. "Haaaaayııııırrr gergin değilim beeeeennnn sakinleşmeye ihtiyacım yoooook, kasılıp kalmayacağım da korkma" demek için, her halimi milletin sırtına yük sandığımdan olabilir. (Kulakları çınlasın kim der di; tabi hayat senin etrafında dönüyo bencil pezevenk diye) Başka bi ağlama durumu da şu; eğer kalabalık bi yerde ağlamaya başlarsam e haksızsam annem hemen elimi ellerinin arasına alıp "sus" derdi o sırada ben susmaya çalışırken hıçkırık tutardı gözlerim pörtlerdi. Şimdi kimsenin yanında ağlayamıyorum ya bu yüzden olabilir. Sus ve pörtle.
Hee bi de sinirlenince sağa sola saldırıp hızımı alamayınca koşup koşup kendi kafamı duvara çakma durumları var ki.. O en zor olanı. Yıllarca uğraştılar geçsin diye. Oraya hiç girmeyeyim. Çıkamam :)
İşte böyle hatırladıkça hatırlayası gelio insanın. Ne güzel şeymiş büyümek.

Az önce şişesiyle oynarken farkettim; bugün kokusuna 100 m. öteden tahammül edemediğim kolonyayı ben küçükken lıkır lıkır içip kafayı miğdeyi yarıyodum. Bi yere misafirliğe gittiğimizde annemin ev sahibine "aman kolonya çıkarmayın, şişeleri saklayın" dediğini hatırlıyorum.