30 June 2008



Bişey ya vardır ya yoktur ya...
Şimdi aklımda şöyle bi soru var; Bu olma olmama halinin net oluşu neresi için geçerli?
Bi şey ya vardır ya yoktur ya, NEREDE?
Şu anda burada, ne olduğu belli olmayan. Bir şey yok ama aslında var. Var olduğunu düşünüyroum. Buraya kadar tamam. Yoksa da eğer, olduğunu düşündüğüm şeyin olmama ihtimaliyle başedebilirim. Sorun şu ki; ben inanıyorum. Şüpheli bişeye inandığımı farkedince de kendime olan inancım sarsılmış oluyo.
İnanmakla ilgili hissiyatımsa şöyle; Güvenim hep bi sarsık dönüp dönüp yamaladığım parçamken, inancımı hiç bi zaman sorgulamamıştım. Hiç bu kadar zavallılaşmamıştı zihnim karşısında. İnanmak nası bişe? Umut etmek? Var saymak? Bilmek? Gerçekliğini hayatım boyunca hiç sorgulamadığım ve hep var olmamı sağlayan şey, sahip olduğum herşeye inanmam.
İnandığım için......benim
İnandığım için......yaşıyorum
İnandığım için......yapıyorum
İnandığım için......düşünüyorum
İnandığım için......varım. Birileri benim adıma inanıp karar vermiş olabilir dünyaya getirirken ama sonrasında ben de inandım var olduğuma. Kimsenin zoruyla değil kendiliğimden...
İnanmayan biri olsaydım eğer ne olurdu? Başka bişe bulurdum tutunucak herhalde ama ne yazık ki inanan bi Nesli'yim ben. Şimdi yaşamama gerek yokmuş gibi hissediyorum. İnsanlar kendlerini öldürdükleri zaman hep şaşırırdım nası cesaret edebiliyolar diye. Herkesin bi nedeni bi vesilesi varmış şimdi anladım. Anneanneler derdi ki “cinnet işte, gelir, hiç anlamadan insanın aklını başından alır” İnanmak da benim tutunduğum şeymiş işte, sarsılınca anladım bende nereye düştüğünü. Kendime, yaptıklarıma, yaşadıklarıma, etrafımda nefes alıp verenlere inanıyor(d)um. Anladım ki inanmakmış beni tutan şey. Şimdi ise yaşamımı kendim sonlandırabilecek cesaretim varmış gibi hissediyorum çünkü inancımın tükenmiş olup olmadığını sorguluyorum. Etrafımda nefes alıp verenleri hayatımdan çıkarıp, yaşadıklarımı da unutmak için kendimi telkin etesem ve diyelim ki başarsam... inanmadığım “kendimi” ne yapacağım peki? Hiç! Al çöpe at yada vur kafasından gitsin. Kendime inanmazsam yaşayamam ki ben. Peki ya bildiğime inandıklarım olmadan. Kendimle ilgili bişeyi bilmememe imkan var mı? Yok. E neden böyle hissediyorum peki? Ya, bi hastalığım olduğunu ve habersiz olduğum fikrine kaplıp yada herkesin bi sabah ellerinde balon ve konfetilerle “şaka yaptıııık şaka yaptık” şarkısıyla içeri girerek aslında hiç bişeyden haberim olmadan koca bi yanılsama içerisinde olduğumu bana gösterecekler paranoyasıyla yaşamaya başladım. Benim bilmediğim ve biri(leri)nin bildiği şey ne? Var çünkü hissediyorum, Deliriyor da olamam çünkü var olduğuna inanıyorum. Uzun sessizlikler de, imalı gülüşmeler de şahitleri iddamın.

Bildiğimi sandığım şeye inanıyorum. Bildiğim o şey bi bilinmez hatta hiç olmamış olan olduğunda da inanıyor olma halimden utanıyorum. Benim bilmediğim şeyi bilen her kim/kimler (se) lütfen en kısa sürede bana da söylesin. Yaşamakta olduğum yer(ler) ayaklarımın altından kayıp gidiyor çünkü. 2,5 gardrobum, 1,5 yatağım, 1 valizim, 3 kapım, 1,5 anahtarım, onlarca çift ayakkabım, kayıp 3 şort 2 eteğim, gel git 1 aklım var.

26 June 2008


MAP
00:11
11:22
22:33
33:44
44:55
55:06
66:07
77:08
88:09
90:00

23 June 2008



Baloncuklar şişiyor içerde bi yerde. Sonra pıt pıt patlıyor bazen ama bazen patlıyo işte. Bir "yer" var adı konamayan. O "yerde" sakinleşiyor baloncuklar. Uzaklaşınca "yerden" şişiyorlar yine.En çok şişme yerleri çoktan aza doğru
Uzaktan dönüldüğünde kapıdan içeri girerken
Yakında gecenin ortasında
Uzakta

Akıl mantığa seçenek var ama olmuyo işte.. "Çaresiz" hissettiriyor. Hiç tanışılmamış bi çaresizlik çünkü hakem yabancı bi organ bu sefer. Paramparça düzende sona gelirken...

Sagopa'mı Ceza'mı sorusuna paso Sagopa cevabı şimdi daha anlaşılır geliyo. Sagopa isyan ediyo (çaresiz ya garibim) Ceza, çaresiz kılığında isyan eder gibi göre göstere taşşak geçiyo. Çünkü zavallı diil, zavallı haliyle barışık, unutmak gibi bi çabası yok. O yüzden herkes Sagopa diyo. Çünkü taşşak geçicek kadar fanus dışı cesaretleri yok. Çaresiz ve isyan ettikçe kapıların ardında kalıdıklarını kabullenmek daha kolay.

Son paragrafın konumuzla alaksı yoktu. Konun neyle alakalı olduğu şaibeliydi zaten. Yalnız kalmak istiyorum. Issız bi yerde. Etrafından dolanıyorum işte.

Etraflarında olup biteni kendi boy hizalarından ötesinde algılayamayan kısa boylu insanlar olduğunu iddia etmek sonrada bol bol örnekler vermek istiyorum. Ama yapamıyorum. Çok yakınımda cin gibi kısacanlar var çünkü. O zaman neden olabilir bi kısım kısaların uzaylı oluşu? Havasından suyundan?

18 June 2008


Günün Gitmediği Yerdeki Giden
----------------------------------------
Pişti tadında nereye çeksen gider hesabı bol imalı cümlelerden sonra uzuuun sessizlikler zamanı. Sanki konuşma o an sonlanmak üzere başlamış gibi,. pot yok, ima yok, pişti yok aslında. Devamını getirmenin göt istediği, az laf çok işli cümleli haller… Kimileri yalvarmakta içinden bağıra bağıra ……….. hadi lütfen yüksek sesle söyle diye, kimileri de “şşş sakın söyleme şimdilik idare edebiliyoruz gittiği yere kadar” diyo. Günün gitmediği yerde elbet bi giden olur nasılsa. O yada bu, sen yada … ben diil ama. Sıradan insanların sıradan konuşmalarında söylenmesi gerekenin belli olduğu, sonu üç noktalı cümleler. Sıradan insanlar evet… Hayır ayıp diil, sıradanlar çünkü, çok konuşuyolar.

Ar(dı)
--------------------------
Bu şartlar altında, kendi egosuyla başedemeyip, şımarıklığın bokunu çıkaran varsa ve cezalandırmayı seçtiyse siktirsin gitsin.

Arsız değilim. Sadece daha kolay yüzleşip daha çabuk benimseyebiliyorum. Ezik edepsizliğimden sonra bende kalan bu oldu. Her gelen benimdir her gelen banadır başımla beraber. Annem edepsizlik yapma derdi hep. Sonra annemin benim için kullandığı edepsizlik haliyle, genelde herkesler tarafından kullanılan (“genel” ve “herkes” algılı zihnime de sokiim bu arada) edepsizin bambaşka şeyler olduğunu fark edince çok şaşırdım. Sanırım benim de “herkesin edepsizi” olandan görünmem ve bi tek bunla ilgili dertli olmamam bundanmış. Anemin edepsizi.

Ortaya karışık “herkesin gönlü olsun” tabağı servis etmiyor artık müessese. Hazırları dolapta, bayatlayana kadar kapanın mi(ğ)desinde, bakanın gördüğü yerde kalır

23/3
---------------------------
Komşu(muz) Bunny’nin aslında bir cani olduğu, haftada bir kanı canı olan herhangi bir varlığı parçalara ayırarak öldürdüğü, küvette bekletip kanlar çekildikten sonrada kestiği her ne ise gömdüğü hikayesine inandırıp kendimi, korkudan götümü attırıyorum. Haftada bir kere dolu dolu patır patır sıçabileceği ve aslında yukardan damlayanların, eski tesisattan sızan boklu sular olabileceği ihtimaliyle ise hiç alakam yok. Boklu su kırmızı olur mu?

Bir de merdiven parası diye bişe var bu hayatta. Kime verildiği mi önemli neden verildiği mi? karşılığında her gün inip çıktığın merdivenlere bişe yapıolar. Makbuz istesem bana gülerler mi acaba? Merdiven parası… Arap sabunu da bu paraya dahil mi acaba?

Sarhoş mu Mayhosş muuuuu? Günah Yapanın Boynuna! Mini Kuş Can’t Fly, Döndü’ye Sarktın Hatce’ye Kalktın
-----------------------
Aşk hali, bedeninile zihninin zamanla bağlantınsının kesildiği “an” gibi bişey. Birine, duruma, bişeye olan aşık olma durumu diil ama “aşk” hali. İsmin halleri gibi olan yani. O bağlantısızlık hali de “zamanın” içinde ama. Zamanın ortasında, tam şu anda ama şimdinin bittiği yer gibi olan orta. Geçmiş olanınsa başında gibi. Ters bi durum yani.

Sol yanımda, sağ avucumun içindeki şey beni ağlatıyor. Gerçek çünkü. Hem de varlığımla yokluğumun bir olduğu, içinde sıradan bi şey olduğum, üstüme abanmayan bi gerçek. Şu an benim avucumun içinde olan ama aslolanın, benim avucumun içinde olması değil herhangi bir avucun içinde de olabildiğinde bu kadar güzel atacak kadar gerçek olması. Beni ağlatan şey şimdi benim avuç içimde hissediliyor olması da değil, benim bunu hissedebiliyor ve hayatımdaki en büssürü şey olması. Bu gün bi filmin sonunda sahne seçeneklerini izledim. Aktör diyodu ki: Bi zamanlar hepimizin yaşadığı, çok kereler bildiği hissettiği bi şeyi anlatıyo bu film. Ben bir çakmayım. Nerde yaşıyorum acaba? Paris’te mi? ki eminim Paris’te bile benim gibi çakma sayısı bi elin parmaklarını geçmez. Lütfen çoğul konuşmayalım sayın aktör. Siz o yoldan geçmiş, geri dönerken ben haritada yol arıyodum daha. Hayatta neler var sizin bilmediğiniz. Ha “bana bildiğin her şeyi öğret ahmet abi" son zamanların favori sloganı o ayrı.

Karar
------------------------------
Önemli bişeye karar vermeye çalıştığımı sanıp kendimle oyun oynadığım bi zaman içerisindeyim. Karar vermek mi zor? Karar vermeye çalıştığım şey mi çok kocaman? Bi, karar vermeye çalıştığım şey var, bi de verdiğim kararı, karar olarak açıklamaya hazır hissetme kararı var aslında. Ha hau. Hakkını veriyorum Nesli olmanın. Nasılım ama? Tepe tepe kullanılsın diye son versiyon halim şimdi daha bi eğlenceli. Bu duruma, zaman ve mekan, insanlar, işler güçler, daha önce alınmış kararlar, beden zihin ne kadar uygun, ne kadar hazır bilinmez tabi. Tartıyorum şimdilik. 3 kilo sekiz yüz gram. Maşallah. Bu göt neleri yedi de neler yaptı. Karara mı karar veremeyecek. Ortada elle tutulur bişeyin olmaması o kararın alınmadığı anlamına gelmez. Ortada bişe olmamasına da karar verebilirim. Bunca ahmaklığın içinde 1 gıdım yol alınamamış olması, şaşırtıcı olmayışının yanı sıra korkaklığı karizma gibi gösterme çabası da olabilir.

Doğmuşla Olmuş – Reklamla Şaka arasında nasıl bi bağ olabilir?
------------------------
…Dans ediyodum bi de sabahlaraaa kadar. Hiç batmayan güneş kendini daha bi belli etmeye başladığı zaman ayılıyodum. En güzel akşam güneşinin düştüğüne inandığım yerde buluşulurdu hep. Öyle romantik bi yer de diiildi aslında. Buluşulanlar, başlayacak akşam güzel olduğu için olsa gerek. En çok ayıplanan şeyin çimlere basmak olduğu yerde, yaya yaya yatmak o çimlere, sonrada arkandan deli gibi söylenerek gelen bekçiden kaçmaktı güneyden gelen olmak. Ayakkabılarımla olan kavgamın tek taraflı olduğu zamanlardı bi de. Kayboldular bir sürü kere. Noldu sonra, unutulduğu yerde bulundu her seferinde. Umurumda olmadı kaybolmuş olmaları. Ayakkabısız yürünebilen üstüne bi de yadırgandıkça yavşakkk halimin hazzını perçinleyen en güzel yerdi. En çok korktuğum ama en cesur olduğum zamandı. Paris’ten gelmişim gibi sağlık hizmetlerini amansızca eleştirip hastaneleri birbirine kattığım yerdi bi de orası. Aylardır annemle konuşmadığımı, hastalanıp ölücem sandığım hastane odasında hatırladığım yerdi. Pencere önlerinden ayaklarımı aşağı sarkıtıp sigara içtiğim zaman kendimi evimde gibi hissediyodum. Evimde hiç ayaklarımı camdan sarkıtıp sigara içmedim halbuki. Ama ne zaman pencere kenarında ayaklarımı bi yerlere sallaya sallaya sigara içsem keşke burası benim olsa diyorum. Her yeri deniz kokan yer.
Sokak

“Çok özledim” dedim. Sanki ses başkasından geldi. Birden çıkıverdi ağzımdan 2 kelime. ÇOK ÖZLEDİM. E o zaman bakmasaydın fotolara kaltak. Özledin de ne oldu? Buradasın işte. Geçti canım, hadi. Şimdi sıra kızında.