29 December 2008

Cevabı belli 33 sorudan, sınavda çıkma ihtimali olan 18'ini ezberleyip sınav geçen sonra da adam olan insanlara laf anlatmak istemiyorum. O insanlarla sadece aynı otobüste olmaya tahammül edebiliyorum. 
Ayakkabı giymek de istemiyorum. Aynı şeyi önden 300 kere söyleyip 1563 sene sonra 'hee bu da bu muydu hmmmm' saçmalıklarını duyup 301 sefer sayılı vakaya, etrafımda konuya yeni aymış insanlarla taraf olmak da istemiyorum. 

içine doğduğum
içine olduğum
doğduğu yer hep içine dolduğum 
olduğu her biçimde doğruyu
oyunu hiç dilime yorduğum
yerden her derine boğduğum 
birine
piç doğurdum... 

peh!

16 December 2008

Kifoz Yazmaya Çalışırken!!!
Bi gece uyuyamadım hiç. Bi ara uyanık gibi uykuya dalarken birden elim burnumla yanağım arasında bir yere değdi. Elime değen deriyi pürüzsüz pamuk gibi hissedince, şaşırıp panik içinde uyandım. O ana kadar kendi derimi goril derisi gibi, katı ve tırtıklı biliyormuşum da sanki, bu yaşıma kadar farketmemişim gibi geldi. Yatağın içinde oturdum, elimle yüzüme dokundum. İnsan derisi gibi yumuşak, tırtıksız ve benimdi. Çok şaşırdım. 
Yatmadan önce de ağlamıştım, 'kendimden bıktım, halbuki dışardan Nesli'ye bakan biri olsam ne kadar tatlı, ne kadar imrenilecek bi kız derdim, niye böyle oldu' diye. 

Bazen kendime çok gülüyorum. 

Bu anlattığım olayı, afilli kelimelerle 'hissettiklerim' olarak anlatsaydım gülünecek halime hala ağlamaya devam ediyor olurdum. Geçti geçti diyorum kendime. Bok geçti. Götüme girenin haddini aşan  hesabı tutulamazken, bi patlayacam, BEEP diye ses gelecek. Sadece benim duyabileceğm yükseklikte bir BEEP sesi olacak. Çok uzun yaşayıp, afilli lafları olan bi teyze olmak istemiyorum. 80 yaşımda akıllı laflar edip 'kadına bak!' dedirtmen kimseye. O kadar ucuz diil. Sığ olalım aman sakin kalalım derken post makinesi gibi hissediyorum kendimi. 

Hep daha iyisi vardır. Önemli olan senin olan 'iyi' ile nasıl yaşayabildiğindir. Bendekinin iyi olduğuna ve benim olduğuna inancım sonsuz. Asıl soru şu; 'hep daha iyi'si olduğunu bilirken, erdemli insan taklidi yapmaya çalışıp kendine eziyet etmek niye. Malzeme bu, kabul etmek lazım.  

06 December 2008



N'olcak peki bunun sonu? 
Bugün kendime kendime söylenirken yakaldım kendimi :) Aynen şöyle diyordum: 'new school hip-hop'mış.. bok gibi. Kapı gibi bildiğimiz! (ne biliyosam artık) hip-hop dururken new school ne oluyomuş be!' Evet aynen böyle söyleniyodum sinirle. Eşşek kadar kadın oldum 5 sene sonra bileklerimdeki deriler buruşacak ben hala hip-hop'tan bahsediyorum hadi neyse, bi de utanmadan son moda olana bok atıyorum. Yaşım geçtikçe korkak mı oluyorum diye düşündüm. Yok yok, new school daha kırıtık ondan şey edemedim ben kessin :) Bi de new school zaten yeni bişey diil eskiden ilk çıktığında ööle demişler galba. Neyse ne! Yine dans ediyorum. Çok mutlu oluyorm. Ama bişeyi bilmekle e-bilmek arasındaki farka aydım bugün. Dans edebilirim ama dans ede-bilemeyebilirm, şarkı söyleyebilirim ama şarkı söyleye-bilemeyebilirim. Bakmakla görmek gibi. 
Kes! Bitti.

04 December 2008





Bilmem anlatabiliyor muyum? 

24 November 2008



Bu öyle bir düzen ki...
''Ne''lerin olacağı herkes tarafından bilinen ama kimsenin ''nasıl''larını hiç konuşmadığı, artık ezberlediğimiz saçmalıklarla dolu mecburiyetler düzeni. Midem bulandı, nefesimin kesildiği zamanlar da oldu. Çoook eğlendi bir yanım. Üzerine düşünüp ego klasöründe adı bile geçmeyen ama beni ben yapan yanım... Bi yanım da çok üzüldü, bu mu yani bu kadar ucuz mu sevilmenin varolmanın karşılığında hayata vermek zorunda olduğumuz kira diye... Annem dedi ki hep ''kızım hayat bu''. Evet anne hayat bu. Bak bana, senden öğrendiklerimle yaşadığım hayata. Şimdi, hayata kendi baktığımız yerlerden, nasıl da şaşırıyoruz etrafımızda olup bitenlere. Diyorum ya sana her aklıma geldiğinde iyi ki benim annem olmuşsun diye... Afferim.

Umrumda diil hiç biri. Zerre kadarlar. Ne olduğum ''nasıl''larımla belli olan garip yaşantımda çok mutluyum. Dahası, evvelinden belli olmayan garip ben, 'daha ne olsun'cu soruları sormaktan vaz geçti.
Asıl sizin, darısı başınıza.

Bugün bi şarkı öğrendim, yalamak kısmı dışında konumuzla alakası olan bir durum yok... :)

pardon size bir sorum olacak bayım
yüzünüzdeki renklerin hastasıyım
nereden buldunuz gerçek mi bunlar
yalamak isterim ama ah şu bakışlar

magazin maga maga zin maga maga
zin maga maga zin maga maga zin

siz bayan ne şık olmuşsunuz bu hafta
bir yanım sağlam geri kalanım hasta
sıralar kurmuş idiyot bir takım baylar
bu durumda benim en rüküş halim patlar

kafam patlar..akşam patlar..
sabır patlar..yaşam patlar..
motor patlar..sinkaf patlar..
önüm ardım patlar

bir öğle üzeri şık bir caddede
koşuş koşuş koşuşturan
aynı mağazadan giyinmiş
bin beşyüz kadar kadından
hepsi yahut birkaç yüzüyle
usul usul yavaşça
aynı günün akşamında...

magazin maga maga zin maga maga
zin maga maga zin maga maga zin...
(alper bakmer)

18 November 2008


Öyle bir yer ki orası, aynı burası gibi. Tek farkı orda o zaman birileri küçücüktü. Şimdi hayal meyal hatırlayabildiği ve bilmeyi öğrendiği yer orası.

Bilmek öğrenilir mi? Birşey ya bilinir ya da bilinmez mi? Asıl soru o bildiklerinle bugün ne yaptığın olmalı mı?

Bildiğim bazı şeyler var. Bu bilgiler zamanında ‘an’lardan ibaretti ve bi takım zamanlarda olmuş bi takım ‘şey’lerdi. Ben bu şeyleri biliyor muyum şimdi? Olmuş bişey bilinmez sadece olmuş ve de bitmiş olur. O olmuş ve de bitmiş şey, bende bir yere düşer, o yer de bana ne zaman nerde ne yapacağıma karar verirken, aklımın bir köşenide olur, zamanı geldiğinde hareket edebilmeme yardım eder. Karar verirken hayatımı kolaylaştırır. Bu durum ilk anda mantıklı geliyor. Peki karar verme özürlü oluşuma ne demeli.

O zaman! Bir ‘zaman’lar bir yerlerde bir şekilde olan ‘şey’ler ben de hiç olmadı mı? Yada olurken ben nerdeydim ki şimdi hayatımın en zor işi karar vermek oluyor? Bunun başka bir nedeni var ve ben bu nedeni çok iyi biliyor olabilir miyim?

Küçüktü. Hep ‘iyi’ şeyler oluyordu. Kötü şeyler olurken ya birileri, yanlış anlamış - anlatmış yada öyle olduğunu sanmış oluyordu. Yok yok herşey yolundaydı. Önemli olan küçüğün mutlu olması, gülmesi hep gülmesiydi. At beslemek için ne kadar büyük ve bu nedenle de uygun olduğunu anlata anlata bitiremediği canım salonlarında annesinin hüngür hüngür ağladığını hatırlıyor küçük. Bi zaman gelmiş ve ‘hatırlayıp’ sorduğunda nedenini aslında öyle birşeyin hiç olmadığına küçüğün hayal gördüğüne inandırmıştı birileri... İnanmış mıydı küçük? Belki büyüdüğü zaman kendisi başka bir salonda hüngür hüngür ağlayıp, küçüğü inandırdığını sananlardan nefret ederek başka bir yalana dahil olmaya çalışmanın öfkesini kendinden çıkarırken öğreniriz bu sorunun cevabını. Bu hayatta kötü şeyler olmaz olamaz, kimse kimseyi üzmez üzemez. Üzüntü veren kakadır ve bu hayattaki bütün kötülükleri de hak etmiştir. Böyle bilerek büyüdü küçük.

Küçük, hala küçüktü. Biraz büyükken üzüntü verenler de biraz daha fazla üzmeye başlamıştı. Bu sefer de yanlış hatırlanan hikayeler yerini, içerde derin sessizliklere dışarda sığ sohbetlere bırakmıştı. Küçük, gözleriyle görüp kulaklarıyla duyduğu şeyler inkar edilip kandırılmayacak hale geldiği vakit herkesi bir utanç sarmıştı. Hayatlarında bir sürü şey değişirken değişmeyen ve gün geçtikçe artan ‘küçük bizim herşeyimiz’ başlıklı oyun birilerinde saplantı haline gelmiş, herkesin en eğlenceli oyuncağı küçük olmuştu. Herkes kendi bildiği kuralla oyuna sokup küçüğü, top gibi hop hop oynadı, yedek kulbesine de aldılar, libero da oynattılar, sonra olmadı kaleye koydular. Küçük orda cinlik de öğrendi, yalan söylemeyi de, aklınca büyük olmayı da. Bilmeyi de öğrendi o zaman.Bilmenin aslında hiç bişey demek olduğunu öğrendi. Bilmek sadece olan bitenle - akıp giden hayatın maçında aslında skor en başından beri belliyken, maçın her anını dikkatle ve heyecanla izlemek, kandırılıyor olmaya maruz kalmaktı. İşte bu kadar basitti herşey.

Küçük hala küçük. Çük gibi. Hem çük gibi küçük hem de çük gibi işlevsel. ‘An’lar var hala akıp gidenlerin içinde. Üstüne basıyor küçüğün. Uykularına giriyor. Uyanık kaldığı zam’an’larda ne yapması gerektiğini söylüyor. Zihnine hükmediyor. Küçük şimdi maçı kuranlarla 6 pas programında maç sonrası yorumlarını aktarıyor seyircilere. Hakeme veriyor veriştiriyor. Seyirci her zamanki gibi perişan ve ‘olan bize oluyor’ serzenişlerinde boğulmakta. Takım yöneticileri panikte, sezon ortasında değişiklik yapmanın kulübe mal olacak maddi manevi zararlarını tarışmakta. Oyuncular bi çare şamar oğlanı. Bi kısmının dili uzun kimseden korkuları yok laf soka soka demeç veriyor. Teknik direktör soğuk kanlı her zamanki gibi. Sezonun henüz ortasındayız top yuvarlak. Yorumcu küçüğün tuzu kuru gek gek konuşsun anca. Sıkıyosa çıksın o oynasın topu bakalım. Yayın öncesi 2 duble viski içip pastırmalı yumurta tarifi vermekle olsaydı bu işler çiçek bardan karı kaldırmaya tenezzül etmek zorunda kalmazdı kimse.

Ben de üzülüyorum. Çaktırmamaya da çalışmıyorum bu sefer. Ama bu 'an' o kadar var ki ve ben artık o kadar birşey yapamam ki... Mevzu benden çıktığında ben çok küçüktüm.

12 November 2008



Yine unuttum.
Ayaklarım da buz gibi.(G.tüm karpuz diye bişe geldi aklıma. Durduramıyorum n'olcam ben.) Bi süre daha öyle olacak sanırım.
Bi paket kısa malboro layt alabilir miyim dedim. Adam da bana parasını verip aldığın şey için neden alabilir miyim diyosun diye sordu. Bittim. Bu mu yani? Burda mıyız? Anaları taş olsun o zaman hepsinin. Annem bana böyle öğretti mi diyeyim. O zaman ben de taş olayım. Annem de onların annesi olsun. Fotograftaki olmak ve de uzunca bi süre öyle kalmak istiyorum. Yanımda Fırat da olsa süper olur.

04 November 2008

BRAND


Olsa n’olcak olmasa ne?
Orda işte olduğu gibi. Bana nası geldiğinin önemi, ordan nasıl göründüğüyle ilgili derdim olduğu anda başlıyor. Bu da benim ne kadar şekilci, İstanbullu ve sığ kafalı bir kadın olduğumu mu gösteriyor? Bilmiyorum ki... Umrumda değil ki... Olamıyor.
Yalvarmak istemem geliyor. Ama neye emin olamıyorum. Keşke ‘hiç’ olmasaydı yada olmasaydı bütün bunlar. Şimdi nerden başlayacağımı bilemediğim yerde birşeylere başlamaya çalışıyorum. Yapamıyorum. Sözüm size değil sevgili okuyan. Her kimse okuyan beni bilendir, canımdır. Benim derdim hiç olamayanla olamadıklarımla...
Şekil alırken ne olduğunu tanımlayamadığım cisim, tam ortasında bekliyorum neye dönüşecek içimdeki diye. İçimde olana 40 dakikda kıydığım vazgeçiş hali beni vazgeçemeyecğim hallere attachledi.
Artık kırılabiliyor kalbim, utanabiliyorum yada pişman olabiliyorum. Geçici bi hasar mı bu yoksa bu hayatın bu zamanında başa gelen mi bilmiyorum. Bu bi hasar mı onu da bilmiyorum aslında. ‘İnsan utanıyosa kesin beyni hasarlıdır’ isimli dosya hata veriyo beynimde. Bu iyi bişe. Dönüp dolaşıp doğru olanın update isteyip hata vermesi hala çalışıyo anlamına gelebilir.
Ordan nası görünüyo bilemiyorum ama hep ham kalıcam galiiba. Bu da kötü bişe olmayabilir. Üzülmek yersiz olabilir.
Korktuklarım, kaçtıklarım, kırıklıklarım, utandıklarım ve yorulduklarımı ancak şöyle anlatabiliyorum: Ya hiç olmamış olsaydı yada artık hiç olmasın!
Bi keresinde aklımın alamadığı ama kulaklarımla duyup gözlerimle gördüğüm bişey yaşamıştım. Ağlarken ne olur bişe verin uyuyayım sonra da sabah burdan gideyim koşarak demiştim. Şimdi de öyle hissediyorum. Çabucak geçsin istiyorum! Ama geçen şey aslında beni sonra başka biri yapacak olan, unutup unuttuğumu kendimdeki başka bi şey olma hikayesinde hatırlayacağım, bi kalp çiziği halinde yazılacak hikayeme.

26 October 2008

Dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz. Yasak olsa ne yazar? Nesli kızar sonra yine yazar? Bi yandan ayıp ediyorum; karşı durduğum yasağı, gözünü sevdiğimin teknolojisiyle delip alternatifini bulduğum için. Yapmamak lazım, adamlar etmiş bi dallamalık, engellemişler siteyi, daha neye kasıyorum? Buldum işte yazmanın başka yolunu. Bulamasaydım sinirden sağa sola küfürlü entryler girmeye devam edecektim. İşim halloldu ya gerisi çok da bipppp. Yapmamak lazım yine de. Yasaklamışsa birileri yağ sürmüş demektir ekmeğimize, yoksa nerden bulcaktık adalet bakanlığının sitesindeki bilgi edinme şeysini.
Bu arada ben bi kere dış işlerinin bilgi edinme şeysine başvurmuştum, tabii ki bunlarda siklememişlerdi. Bende soora Riga'daki konslosluğu gidip kendimce şikayet etmiştim, biraz duygu sömürüsü yapıp biraz da salağa yatarak. Sonra hemen telefonla aradılar 'sevgili vatandaş nedir derdin' diye. Böyle mi yapmak lazım?
Valilik okul kapılarına dünyanın parasını verip bez afiş yaptırmış 'geleceğimizi güçlendir.yoruz' diye. Lan dallamalar ne geleceği ne güçlendirmesi; o okulları kumdan kale diye erikli sahilinde 3 yaşındaki bebeler denizden kum çekip yapıolar be!!! Ne şerefsiz adamlarsınız. Ettiğiniz hıyarlığı allayıp pullayıp üzerinden pirim yapmak için reklama kasıyonuz be!
Hee bi de 77 günde biten metrobüs var tabi. Yaptınız o durakları çevre yolunun ortasına, tecavüze kerhane misali; otobüsten inene göstermelik bi durak kondurdunuz hiçbiyerin ortasına. Millet otobüsten inio, yolun diğer tarafına geçio, yol yok kaldırım yok ışık yok. Afferin. 77 günde biten metrobüs ezbere büyümüş göstermelik akıllarınıza bela olur inşallah.
Taksim'de duraktan hareket ettikten sonra yolcu alan otobüslere ceza kesen zihniyete de sokiim. Durak mı var ki ceza kesiyonuz? Kendiliğinden olan herşey makbul bu hayatta. Kendiliğinden olanı kimse farketmez. Farketse de doğduğundan beri öyle olduğunu sanar, ses etmez. 77 günde biten ama 3 sene sonra kullanılmayacak metrobüs gibi, Cukkayı yağlayan oklul inşaa paralarının yetmeyip reklam kampanyalarınıza finansörlük ettiği gibi....
Bu blogu yasaklayan hayat her nası bu hale geldi ise aynı iğrençlikle devam etsin! Burnumu tutarak da yürüyebiliyorum. İşime geldiği gibi. Ben işimi görüyorum. Geri kalan zavallıların allah belasını vesin. Hahahahahah. Yakıştı mı? Böyle mi yapalım? Bu şekilde mi yaşayalım hayatı? 2 gün önce engellendiğini duyunca blogların sinirden bi ağlamadğım kaldı. Eşşek kadar halimle saatlerce dizlerime vura vura 'ulan nası olur bu' diye kahrettim, küfür ettim. Sonra ne oldu? Al işte! Bu kadar zavvalıyı(m)(z)
Hep şey derim ben.... S...imde bile diilsin, düşün bak o kadar diilsin ki s...im bile yok diye. Biri ben alıp duvardan duvara vursun lütfen. Bu coğrafyada yaşıyor olma hakkını faşist olma haliyle ödüllendiren biri olsun en saykosundan. Gülmekten katılsın bana. Seni öldürmek istiyorum öldüreyim ki aldığım parayı hak edeyim desin! 3 senede bokun içinden çıkıp kabadayılıkla parayı balyaladıktan sonra içine plazma tv takdırdığım volkswagen minbüsümün arkasına ay yıldızlı stop lambası taktırıp bu düzenin amına koymak, kendi kurallarımla yaşamak istiyorum. Köprü trafiğinde emniyet şeridinden girip gişelere gelince 2. sırada araya kaynamaya hakkım olsun istiyorum.
Ha ha haaaa!

22 October 2008



Bugün benim doğumgünüm. İnsanların, hele ki cok sevdiklerimin doğum günleri olunca, çok mutlu oluyorum ben. Doğmuşlar işte daha ne olsun. O günler için ne afilli kutlama sözlerim vardır ne de özel hediyelerim. Çünkü sözler de hediyeler de değersiz, basit kılar doğum karşısındaki heyacanımı. Sarılır öperim bi güzel doya doya. Bakarım gözlerinin içine... Teşekkür edilebilir birilerine, bişeylere; var olduğumuz için birbirimizin olduğumuz için. Gerisi yalan zaten. Bugün biter... Yarın bi başkasının doğumgünü olur. Ben o zaman da sevinirim.

Sana da teşşekür edesim var azcık. Kendime anlamlı bi hediye verdim sayende. Olma nedenime yakışan, doğum heyecanıma karşılık gelebilen.
Suratının ortasına şöööle okkalı bi patlatmak istedim. Sevdiğim için ama...

Nesli

19 October 2008

Bi türlü karar veredim.
Tarif edebilirim.
1) Büyücü olmak mı
2) Cadı olmak mı

diye iki seçeneğim olsaydı 'kessin cadı olmayı tercih ederdim' gibi bişe dediğim anda fırıldayıp 'ay acaba büyücü mü olsam' fikrini durduramıyorum. Anlatabildim mi acaba?

Lütfen bi an önce olsun, Aralık olmadan mesela. Bi an önce de Aralık gelsin ve bitsin.

15 October 2008



Ağladığım zaman kendimi güçsüz hissediyorum. Yapcak başka bişe yok mu da ağlıyosun diyorum. Ama bazen gerçekten yapcak bişe olmuyo. O olmama durumu da çaresizlik değil başka bişey oluyo ondan ağlıyorum. Bu akşam buldum ne olduğunu. Yapcak bişe olmadığından diil, iyi de olsa kötü de olsa ağladığım şey çok gerçek olduğu için ağlıyorum. Gerçek, o kadar gerçek ki benim ona müdahale etmem, mızmızlanmam, değiştirmek için bişey yapmam manasız. O kadar gerçek ki, üzse de insanları o gerçek güzeldir,bizim için vardır. Bazen büyümek için bazen saygı duymak gerektiği ve durumak gerektiği için, kişiye has olduğu için, bazen sadece olduğu için. Zamanı mekanı çakışan insanlar olarak, bazen sadece olduğu için bile olmasına izin vermek ve durmak gerekirse ağlamak gerekirse kavga etmek, gerekirse terketmek terkedilmek, gerekirse çizik atmak başucundaki yaşam çizgisi posterine... Ne yapılırsa yapılsın ama yapılsın. Gelense yaşayan da olursun dedim ya ben bi kere... Öyle işte.
Nelerle kavga ediyorum son zamanlarda bi anlatabilsem hepimiz çok eğleneceğiz. Bi akşam Sener'e anlattım ağlaya ağlaya. Eğlendi gibi geldi bana. (Kolpalık ediyorum, çocuğa kimseye söyleme dedim şimdi burda ifşa ediyorum. Sener canımsın) Nelere ağlıyorum diye düşündüm işte; bu ara bolca ağlayıp bolca düşünüyorum. Hayatımdaki herşey öyle gerçek ki, gerçeğe ağlanır, ne olursa olsun gerçektir dediğim yerden baktığımda bile kaldıramayacağım kadar gerçek ve çok şey var, hepsi aynı anda var hem de. Bu ara herşey hiç olmadığı kadar var, hem de üstüste...Büyürken çocuk gibi hissettiğim için, terkedilmiş gibi hissederken gidenlerin döndüğüne sevindiğim için, kendiliğinden bi yerlerden uzaklaştıkça yine kendiliğinden başka bi yerlere yaklaştığım için, olma halimle kavga ederken o olanları canım gibi sevdiğim için, karmışıklaştıkça hayat makul makul 'olur öyle, hepsi bizim için' dediğim için (Polyanna sikiyo olabilir miyim?) Kendi mi mi kandırıyorm. Öyleyse rica edicem biri sarsıp kendime getirsin beni. 50 yaşında biri için 'daha 28 yaşında canım o' diye biri olabilirim ama zeka yaşı 12 olan kendim için 'büyüyorum canım ben' biriyim; ve de çok memnunum, 28 (7'nin 4 katı). Şimdi 30'unda yada 30'unu geçmiş hanımefendiler (özellikle hanım olanla yani :)) 'seni kolpa karı hele bi 30 ol o zaman görürüm ben seni' diyor olabilir. Olabilir, itiraz etmiyorum, ama azcık da sanmıyorum. 30 40 12 28 farketmiyo işte artık sanki, hepsinde sensin işte. Bazı zaman oynak, yanar döner, bazı zaman ot bok bişe işte... Olduğu gibi. Bugün güzel, yarın huysuz, öbür gün sıkıcı, 3 sene sonra yoga hocası... Ne bilim ben işte hem herşeyiz, hem hiçbişe hem de şimdi olan, zor gelen. Ay sıkıldım sikicem. Aslında diicek olduğum şey şuydu; ağlama ve gerçek olmasıyla ilgili bulduğum şey:
Ben Letonya'ya gittiğimde, ne giderken ağladım ne varınca, ne 'de ilk 7-8 başıma gelen kötü şeyler' listesinde. Pembe bana bi mail attı, 'Pembe Bülten' diye. O zamana kadar da deli gibi özlemişim ama 'ağliicak ne var ulan Nesli ne güzel takılıyon' diyodum. Pembe'nin yazdıklarını okuyunca saaaaattttlerce böğüreböğüre ağladım. Bi okudum çok güzel. Aşk meşk lafı yok içinde, özledik seni sen bizi özledin mi hiç yok... Edepsiz bi anlatmış herşeyi herkesi, 13 dakikalığına gidip gelseydim Istanbul'a ancak o kadarını görebilir, duyabilir ve en önemlisi hissedebilirdim. Bi düşündüm, herşey ne kadar belirgin, herkes ne kadar kendi (ordakilerin) (hayatımdakiler yani), ben ne güzel düzdüm insan çeyizimi sandığıma diye. İşte o pembe bültendeki herşey çok gerçek, hayatım-daki-herkes-ler-ben-im-ol-duğu-gibi-gerçek-leşmekte. Pembe Bülten. Sonra Tebzi'me bi mail attım, içinde hem ağlamak hem de özlemek kelimeleri vardı. Nesli'si ağlamış hem de özlediği için. N'apsın, taş diil amına koim insan bu da nihayetinde, ağlamak iyi bişe baba hem de çok iyi bişe dedim o gece O'na. O günden bi kaç gün sonra çok komik bişeye mızlanıp Tebzi'm de ağlamış. İyi etmiş, rahatlamıştır.
Şimdi velhasıl kelam diye lafa başlasam da ne desem sonra? Babamın kızı olmak zor mu desem? Bu gece bi ağlyasım geldi kılıf uydurmak için geyik yapıp geçerli sayılabilecek gerekçeler mi bulmaya çalışıyorum desem? İtiraf ediyorum saha ziyareti girdiği zaman hayatımıza içim buruluyo ve bu burulma durumunu kabul edemiyorum korkuyorum mu desem? Yoruldum be sikicem. Niye kafalarımız bu kadar güzel? Niye görüyor ve gördüğümü olduğu gibi alıyorum? Çünkü Nesli böyle güzel cevap olabilir mi yoksa kıvırıyo muyum yine? Of kafam karıştı yine. 2 dakika sonra vazgeçebilirim bütün bunlardan ama bi kere yazmış oldum.
zııııttt süreniz doldu 7. soruya geçiyoruz.

26 September 2008


Sarhoş olasım da geliyo mu acaba?
Kimin?
Adını bile unuttum demeyi ne çok isterdim. Ne çok şey var unuttuğum. Sabah yolda gördüğüm adam bi zamanlar kabuslarımdaydı. Şimdi ne kabuslar aklımda ne de yaşım.

Where did we come from... Why are we here...
......
..... Life is too short....
.....
.............
If I die tomorrow I’ll be.... because I believe.....
Safe in....
Use to think it was the end....
The spirit carries on...

Biri bana hatırlatabilir mi sözleri. Google’lasam bulurum aslında. Peki ya bulamazsam! 1000 yaşıma da gelsem Dream Theatre şarkılarında ağlayacağım ve utanmayacağım.
Çok kısa bir süre sonra utanmaktan korkmayacağım ve sessiz kalmaktan yorulacağım. Bağıra bağıra ‘the spirit carries on’ söyleyeceğim. Kelimeleri elbet böyle düzgün kullanmayacağım. Şimdi ne olduğunu bilemediğim bi mood bu, şımarıklıkla ağlamaklı bezik karışık bi mood... Geçince düşük harfli kelimelerim de geri dönecek.
Sarhoş değilim. Sadece olmak istiyorum. Sarhoş olamadığım için laf yemeyeli ve kendimi suçlu hissetmeyeli ne kadar zaman oldu? Eteğim var, taşlarla dolu sanırım. Ama yosun tuttular artık. Döksem kime ne yazar? Keşkelerim hiç olmadı, başkalarının sessizlikleri yerine koyamadığım. Deli canıma bu kadar akıl işi fazla. Hızla sığlaşmam lazım hallerimde boğldum nihayet. Şimdi ihtiyacım olan loş küçük bi oda, şarkılarını dinleyebileceğim. Merakta mısınız? Hiç gerek yok,

Böyle allengirli laflarla adamı deli etmeye bayılıyorum. Geçenlerde tanıştığım bir bey bana ‘bunu bilerek mi yapıyorsun?’ dedi.
‘Neyi canım benim?’ dedim içimden.
Tabii ki bilerek yapıyorum. ‘Bu benim en sevdiğim oyun.’ Diyemedim tabi.
‘Neyi?’ dedim sadece. Sonra bana ‘sen çok anasının gözüsün’ dedi. Bunu bana çok kişi dedi. Tabi anasının gözüyüm. Hatta belki o göz senin ananın. ‘Senin ananın gözü de böyle’ diyorum bana öyle diyenlere. Herkes anasının gözüne bi kere bakabilse keşke. O nası gözdür ööle... İşte ben de ‘o’ndanım. Kukum var. Ne kadar istesem de olmuyor. Bi yere kadar sığlaşabiliyorum. ‘En güzel kadın çokça sığlaşan değil bi yere kadar sığlaşandır’ diye t-shirt bastıracam kendime.

Bi de on’dan geriye sayardık. Close your eyes begin to relax... Take a deep breath......Each breath you become more relax... Imagine brilliant white.....
10-9-8-7-6 ...........safe place 5-4-3-2-1

Güzel albümdü de bende düştüğü yer başka.
Hm bi de silent man var. O başka albümde.
Ruh hali umut dolu bi eserdi. Progressive de olur.
Sence o dudaklarla deep throat olur mu? Eğer yazılışı doğruysa bence olur.
İpim yokmuş benim... Yazacağım.
Bi anne ölmüştü geçenlerde.
Onu da yazacağım.

12 August 2008


İnsanlar Ölür
Anneler de

03 August 2008


İtalik ve bold
Parantezli kelimeler ve eş anlamlılar. Büyük harflerle verilen mesajlar. Akrostiş de olur. Harfleri yutulmuş hatalı ama imalı imlalar. Mesaj kaygılı cümleler. Herkes tarafından kendine itafen sanılan sitemler. Bütün mesele kaygısız olabilmek.

lav mi tendır

01 August 2008

ŞİMDİ yazdım koca koca ve bolca sayfalar dolusu. Şimdi. Dün değildi. Yarın olmama ihitmali hep var. ŞİMDİ. Her ne olmaktaysa ŞİMDİ. Ne olacak şimdi diye bir soru sormak boşa vakit kayBı çünkü şimdi ŞİMDİ. Ne olacak? Bilmek mümkün değil. Ayrıca sana ne? OlUnca olmuş olur. O zamaN herkes gibi sende görürsün.
Anlatırsam ağlarım oldU yine. Aklıma geldikçe de ağlıyorum. Bi kaç gün evvel niye artık ağlayamıyorum diye düşünmüştüm. “O gün” ağladım. Ondan sonraki günlerde de... Bugün de... Demek ki “ŞİMDİ” diye bişe varmış. Hep vardı.

Sevgili hayatım, her ne ise şimdi olan onu yaşa e mi? Kendin yaşa ama. Bana sarma ne olur. Kifozun yeri dizimin dibidir. Dizimin dibi ŞİMDİ görebildiğim kadarıdır. Şimdi hiç bişey göremiyorum. Biraz huzur ver lütfen. Asabisin farkındayım. Her neyse gelen kendi kendine yaşa. Ne olur bana sarma. Komik olasım var. Dinç. 5 dakika ara. İsteyen çişe gider, isteyen sigaraya. Reklamlar dönmeye devam edecek. Zaten ezberlediklerin ama istersen salonda da kalabilirsin.
5 dakika ara.

Telefonumun açılış notu
“ben yaptım oldu”...
Geçen sene bu zamanlarda almıştım telefonumu. Bazen sadece yapmak gerekiyo. Yap olsun.
Zaman zaman yaptığım hiç birşeyden pişman olmadım diyince salak gibi görünüyo mu diye düşünmeden edemiyorum. Olur mu hiç pişman olmadan. Olamıyorum işte. Ne olduysa oldu, çok iyi oldu. “Nesli’dir ne yapsa yeridir”miş ya ondan oluyo galiba. Duramıyorum yapıyorum. Söylerken biraz daha korkağım ama yaparken deli cesareti gelio, yapıyorum ve en kötü, “yaptı” oluyorum.
Yapıyosun oluyo
Sıraya koyunca, erteleyince diil
Resmedince, aklına geldikçe hatırladığınıda diil
Söyleyince, içinden geçirince diil
Yazınca, düşünüp unutunca diil
Gidince, niyetlenip üşenince diil
Ağlayınca, boğazında düğümleyip yutunca diil
Konuşunca, korkup geçiştirince diil
Uyuyunca, masa üstünde kestirince diil
Sabredince, gazlanıp yan çizince diil

Ama işte bu aralar yapamıyorum o her ne ise.

21 July 2008


Sıkıştırılmış ejderha nefesi
Ayakkabısız ve tuzlu
"Renk"in fransızcası
Jellyfish
Mahallenin Paki'si
Çınaraltı
Atatürk heykelli kasaba meydamı ve Ziraat bankası
Küçük popolu kız
Kırık kollu kapının anahtarı
Sevgi hanımın Nazım Hikmet posterli evi
Rezervasyonlu vapur
Vodaphone Greece
Dul kadınlar ve plaj
Why you asking me "wyh"?
Erenköy diye bi yer mi var? Hı? Zııt erenköy!
"Mönü mü?"
"Kahve istiyosunuz?" (Hmm ne kadar enteresan)
İyi günler .... nerde? .....Hmm siz Türk mahallesini soruyosunuz, o, orda.
... Böyle mi çakıcaksın!!
Daddy ben sıkıldım
Eve uğrayalım mı Neslim?
Bi orta şekerli türk kahvesi alabilir miyim?
Ela o köpeği sakın elleme
Bu neyin dili?
Hiç değişmemişsin, şaşırmadım seni böyle görünce! (Böyle?)
Ozan şöyle bi denize girelm be abi
Ben doydum!
Sayın yolcular, neden beni yeniden ikaz etmek zorunda bırakıyorsunuz? Bu kanun konumuş bi kere, ne ben bişe yapabilirim ne de siz... Bakın beyler...(e tabi bide) bayanlar yasa gereği geminin açık ve kapalı alanlarında sigara içmeyin, flikaların altındaki alanda için. Lütfen bakın...

YANİ BİLDİĞİNİZ ÇAKMAK

14 July 2008

cuma gecesi

bi yanda fiyakası düzgün bir sürü çocuk...tinerCİ. öbür yanda bilmemneCİ bir sürü çocuk, muhtemelen hiç bi zaman da bulamayacakları (olmayan) fiyakalarıyla...hangisi daha şanslı? sokakta elinde bali poşetiyle son model giyinen ve türlü türlü dünya halinden haberdar olanlar mı yoksa kapı eşiğine sıkışıp kalmış, milyonlarcasından biri olmak için “doğru” olanı yapmak için kendine söylenenlere itaat edip yandan yemiş fiyakalılar mı?

keşke tanışabilseler. fiyakalı zavallılar fiyakasız bebelere dünyanın kaç bucak olduğunu anlatsa. yerle bir olsa her yer, bir olsa her yerler, Ciler ciCiler kafalarını çevirmeseler birbirlerine trafik ışıklarında karşılaştıklarında. kortuğuklarında birbirlerinden, gözlerinin içine bakabilesler keşke. kimsenin canı yanmaz o zaman. ne olanın ne olmayanın aklı karışmaz “öteki” ni düşman ederken.

cumartesi sabahı


hayal gücüne kurban olduklarım... evet evet onlar. etek altındaki kukunun donsuz olabilme ihtimalini hayal edip lllşşşupş sesini çıkarabilen ellerine kuvvet pezevenkler... beni de satın n’olur!

cumartesi öğlen

20 yıllık berber. artık haftasonu müşterisi kalmadı 19 mayıs sigara bilmemenesi yüzünden diyor. tek eğlencesi işinici gücünü bitirip buraya saçını başını yaptırırken sigara içemeye gelen haftasonu müşterim vardı benim diyo. üstüme iyilik sağlık.

çok da içmiyorum halbuki ne oldu yau?

12 July 2008


İT Beni
Evet o bi İT. İT yerine koyan bi İT.
Canı istediğinde melekler gibi seven, canı yandığında İT yerine koyan İT.
Herkes gibi vakti zamanında götüne girenlerin sızısı hala(^) ilk günkü gibi olduğundan belki; yada büyüdüğü pamuktan çıkarılmayı unutulduğundan, esir olmak en büyük korkusu olan, aslında kendine esir olan İT.
Korkudan ödü patladığı için sakin görünmek en büyük meziyeti olan İT.
Etrafında kendine İTlik edenlere tapan İT ne olur beni de İT. İTerken arada bi hatırlatmaya çalış kendine; o İT senin değil, sana İT ama hala en çok kendine İT. Tamam kendini bunalıma sok o zaman, kendi kendini mutsuz et diye bilmiş bilmiş dolanan, korktuğu İTe saldıran İT. Kendi kendini mutsuz edebilen İTlerin, kaçarken ayakları kıçına vurur. İTler kendilerine yapılanlar yüzünden İTleşiyorlar. Senin gibi. Arada bir hatırlamakta fayda var.
Ben sana hiç bişe yapmadım. Kendi kedine her ne yaptınsa afferin. Korkma kendi kıçım bu kadar bıldır bıldırken başkasını ısırmam.
En sevdiğim göt İT, ne olur beni de İT...

07 July 2008

Ömürde, çocukluk arkadaşlarından sıkça haber alma mevsimi geldi.
Çocuklar büyümüş, anneleri şimdilerde eskilere nazaran daha müsait, sayfiye yerleri buluşmaları organize ediyorlar. Çocuklarını çekiştirip, günah çıkarıyorlar. Arada bir çocuklarına sormadan, çocuklarının telefon numaralarını birbirlerine veriyorlar. Sonra mecburi telefon konuşmaları, akşam üzeri iş çıkışı buluşmaları, cehennem sıcağında "laf olsun masalar dolsun sevgi ve vefa tablomuz daha fiyakalı olsun" başlıklı düğün teşrifleri. Bu ne yaa. Şaka mısınız, parayla mı veriyolar sizi? Çıkın hayatımdan. Nitekim buluşma olaylarına pek girmiyorum, cep telefonu boşuna mı girdi hayatımıza biz büyürken? Hem ben küççükken aşık olduğum çocuğun düğününe niye gideyim, pezevenk miyim? Eski akadaşlarla başın derde girme olayı hayatın yılan hikayesi kısmının adı olunca basıyo tabi bu araşma buluşmalar.
Çocukluk arkadaşlarıyla yıllar sonra yeniden görüşüp, kankalaşacak kadar yaşlanılmadı yada onlara çıkaracak kadar günah olmadı henüz.
Yabaniyim, var mı?

04 July 2008

Interested in: Whatever I can get olabilir...
Ama eşcinsel çift ev arkadaşları değil. Oraya daha var, hatta hiç gelinemeyebilir.

01 July 2008

Bi de küçkken ağlarken ben annem hep ayaklarımı ovardı. Çünkü ağlamaktan katılmak diye bişey varmış, ben de eğer sinirlendiğim için ağlarsam katılırmışım. Katılınca da ayak parmaklarımı büzüştürüp birbirine kitleyip kasılır kalırmışım; o da kasılıp kalmasın ayaklarım diye beni sakinleştirmek için ovarmış hep ben ağlarken. En son hatırladığım ağlama hikayesi... Hakan diye bi çocukla Hakanların evinde oyun oynarken boktan bi plastik arabayı paylaşamadık diye delirmiştim. "Tamam Neslim sakinleş öyle ağla bebeğim" diye diye ovdu annem ayaklarımı. Şimdi ayaklarımı o yüzden elletmiyorum galiba. "Haaaaayııııırrr gergin değilim beeeeennnn sakinleşmeye ihtiyacım yoooook, kasılıp kalmayacağım da korkma" demek için, her halimi milletin sırtına yük sandığımdan olabilir. (Kulakları çınlasın kim der di; tabi hayat senin etrafında dönüyo bencil pezevenk diye) Başka bi ağlama durumu da şu; eğer kalabalık bi yerde ağlamaya başlarsam e haksızsam annem hemen elimi ellerinin arasına alıp "sus" derdi o sırada ben susmaya çalışırken hıçkırık tutardı gözlerim pörtlerdi. Şimdi kimsenin yanında ağlayamıyorum ya bu yüzden olabilir. Sus ve pörtle.
Hee bi de sinirlenince sağa sola saldırıp hızımı alamayınca koşup koşup kendi kafamı duvara çakma durumları var ki.. O en zor olanı. Yıllarca uğraştılar geçsin diye. Oraya hiç girmeyeyim. Çıkamam :)
İşte böyle hatırladıkça hatırlayası gelio insanın. Ne güzel şeymiş büyümek.

Az önce şişesiyle oynarken farkettim; bugün kokusuna 100 m. öteden tahammül edemediğim kolonyayı ben küçükken lıkır lıkır içip kafayı miğdeyi yarıyodum. Bi yere misafirliğe gittiğimizde annemin ev sahibine "aman kolonya çıkarmayın, şişeleri saklayın" dediğini hatırlıyorum.

30 June 2008



Bişey ya vardır ya yoktur ya...
Şimdi aklımda şöyle bi soru var; Bu olma olmama halinin net oluşu neresi için geçerli?
Bi şey ya vardır ya yoktur ya, NEREDE?
Şu anda burada, ne olduğu belli olmayan. Bir şey yok ama aslında var. Var olduğunu düşünüyroum. Buraya kadar tamam. Yoksa da eğer, olduğunu düşündüğüm şeyin olmama ihtimaliyle başedebilirim. Sorun şu ki; ben inanıyorum. Şüpheli bişeye inandığımı farkedince de kendime olan inancım sarsılmış oluyo.
İnanmakla ilgili hissiyatımsa şöyle; Güvenim hep bi sarsık dönüp dönüp yamaladığım parçamken, inancımı hiç bi zaman sorgulamamıştım. Hiç bu kadar zavallılaşmamıştı zihnim karşısında. İnanmak nası bişe? Umut etmek? Var saymak? Bilmek? Gerçekliğini hayatım boyunca hiç sorgulamadığım ve hep var olmamı sağlayan şey, sahip olduğum herşeye inanmam.
İnandığım için......benim
İnandığım için......yaşıyorum
İnandığım için......yapıyorum
İnandığım için......düşünüyorum
İnandığım için......varım. Birileri benim adıma inanıp karar vermiş olabilir dünyaya getirirken ama sonrasında ben de inandım var olduğuma. Kimsenin zoruyla değil kendiliğimden...
İnanmayan biri olsaydım eğer ne olurdu? Başka bişe bulurdum tutunucak herhalde ama ne yazık ki inanan bi Nesli'yim ben. Şimdi yaşamama gerek yokmuş gibi hissediyorum. İnsanlar kendlerini öldürdükleri zaman hep şaşırırdım nası cesaret edebiliyolar diye. Herkesin bi nedeni bi vesilesi varmış şimdi anladım. Anneanneler derdi ki “cinnet işte, gelir, hiç anlamadan insanın aklını başından alır” İnanmak da benim tutunduğum şeymiş işte, sarsılınca anladım bende nereye düştüğünü. Kendime, yaptıklarıma, yaşadıklarıma, etrafımda nefes alıp verenlere inanıyor(d)um. Anladım ki inanmakmış beni tutan şey. Şimdi ise yaşamımı kendim sonlandırabilecek cesaretim varmış gibi hissediyorum çünkü inancımın tükenmiş olup olmadığını sorguluyorum. Etrafımda nefes alıp verenleri hayatımdan çıkarıp, yaşadıklarımı da unutmak için kendimi telkin etesem ve diyelim ki başarsam... inanmadığım “kendimi” ne yapacağım peki? Hiç! Al çöpe at yada vur kafasından gitsin. Kendime inanmazsam yaşayamam ki ben. Peki ya bildiğime inandıklarım olmadan. Kendimle ilgili bişeyi bilmememe imkan var mı? Yok. E neden böyle hissediyorum peki? Ya, bi hastalığım olduğunu ve habersiz olduğum fikrine kaplıp yada herkesin bi sabah ellerinde balon ve konfetilerle “şaka yaptıııık şaka yaptık” şarkısıyla içeri girerek aslında hiç bişeyden haberim olmadan koca bi yanılsama içerisinde olduğumu bana gösterecekler paranoyasıyla yaşamaya başladım. Benim bilmediğim ve biri(leri)nin bildiği şey ne? Var çünkü hissediyorum, Deliriyor da olamam çünkü var olduğuna inanıyorum. Uzun sessizlikler de, imalı gülüşmeler de şahitleri iddamın.

Bildiğimi sandığım şeye inanıyorum. Bildiğim o şey bi bilinmez hatta hiç olmamış olan olduğunda da inanıyor olma halimden utanıyorum. Benim bilmediğim şeyi bilen her kim/kimler (se) lütfen en kısa sürede bana da söylesin. Yaşamakta olduğum yer(ler) ayaklarımın altından kayıp gidiyor çünkü. 2,5 gardrobum, 1,5 yatağım, 1 valizim, 3 kapım, 1,5 anahtarım, onlarca çift ayakkabım, kayıp 3 şort 2 eteğim, gel git 1 aklım var.

26 June 2008


MAP
00:11
11:22
22:33
33:44
44:55
55:06
66:07
77:08
88:09
90:00

23 June 2008



Baloncuklar şişiyor içerde bi yerde. Sonra pıt pıt patlıyor bazen ama bazen patlıyo işte. Bir "yer" var adı konamayan. O "yerde" sakinleşiyor baloncuklar. Uzaklaşınca "yerden" şişiyorlar yine.En çok şişme yerleri çoktan aza doğru
Uzaktan dönüldüğünde kapıdan içeri girerken
Yakında gecenin ortasında
Uzakta

Akıl mantığa seçenek var ama olmuyo işte.. "Çaresiz" hissettiriyor. Hiç tanışılmamış bi çaresizlik çünkü hakem yabancı bi organ bu sefer. Paramparça düzende sona gelirken...

Sagopa'mı Ceza'mı sorusuna paso Sagopa cevabı şimdi daha anlaşılır geliyo. Sagopa isyan ediyo (çaresiz ya garibim) Ceza, çaresiz kılığında isyan eder gibi göre göstere taşşak geçiyo. Çünkü zavallı diil, zavallı haliyle barışık, unutmak gibi bi çabası yok. O yüzden herkes Sagopa diyo. Çünkü taşşak geçicek kadar fanus dışı cesaretleri yok. Çaresiz ve isyan ettikçe kapıların ardında kalıdıklarını kabullenmek daha kolay.

Son paragrafın konumuzla alaksı yoktu. Konun neyle alakalı olduğu şaibeliydi zaten. Yalnız kalmak istiyorum. Issız bi yerde. Etrafından dolanıyorum işte.

Etraflarında olup biteni kendi boy hizalarından ötesinde algılayamayan kısa boylu insanlar olduğunu iddia etmek sonrada bol bol örnekler vermek istiyorum. Ama yapamıyorum. Çok yakınımda cin gibi kısacanlar var çünkü. O zaman neden olabilir bi kısım kısaların uzaylı oluşu? Havasından suyundan?

18 June 2008


Günün Gitmediği Yerdeki Giden
----------------------------------------
Pişti tadında nereye çeksen gider hesabı bol imalı cümlelerden sonra uzuuun sessizlikler zamanı. Sanki konuşma o an sonlanmak üzere başlamış gibi,. pot yok, ima yok, pişti yok aslında. Devamını getirmenin göt istediği, az laf çok işli cümleli haller… Kimileri yalvarmakta içinden bağıra bağıra ……….. hadi lütfen yüksek sesle söyle diye, kimileri de “şşş sakın söyleme şimdilik idare edebiliyoruz gittiği yere kadar” diyo. Günün gitmediği yerde elbet bi giden olur nasılsa. O yada bu, sen yada … ben diil ama. Sıradan insanların sıradan konuşmalarında söylenmesi gerekenin belli olduğu, sonu üç noktalı cümleler. Sıradan insanlar evet… Hayır ayıp diil, sıradanlar çünkü, çok konuşuyolar.

Ar(dı)
--------------------------
Bu şartlar altında, kendi egosuyla başedemeyip, şımarıklığın bokunu çıkaran varsa ve cezalandırmayı seçtiyse siktirsin gitsin.

Arsız değilim. Sadece daha kolay yüzleşip daha çabuk benimseyebiliyorum. Ezik edepsizliğimden sonra bende kalan bu oldu. Her gelen benimdir her gelen banadır başımla beraber. Annem edepsizlik yapma derdi hep. Sonra annemin benim için kullandığı edepsizlik haliyle, genelde herkesler tarafından kullanılan (“genel” ve “herkes” algılı zihnime de sokiim bu arada) edepsizin bambaşka şeyler olduğunu fark edince çok şaşırdım. Sanırım benim de “herkesin edepsizi” olandan görünmem ve bi tek bunla ilgili dertli olmamam bundanmış. Anemin edepsizi.

Ortaya karışık “herkesin gönlü olsun” tabağı servis etmiyor artık müessese. Hazırları dolapta, bayatlayana kadar kapanın mi(ğ)desinde, bakanın gördüğü yerde kalır

23/3
---------------------------
Komşu(muz) Bunny’nin aslında bir cani olduğu, haftada bir kanı canı olan herhangi bir varlığı parçalara ayırarak öldürdüğü, küvette bekletip kanlar çekildikten sonrada kestiği her ne ise gömdüğü hikayesine inandırıp kendimi, korkudan götümü attırıyorum. Haftada bir kere dolu dolu patır patır sıçabileceği ve aslında yukardan damlayanların, eski tesisattan sızan boklu sular olabileceği ihtimaliyle ise hiç alakam yok. Boklu su kırmızı olur mu?

Bir de merdiven parası diye bişe var bu hayatta. Kime verildiği mi önemli neden verildiği mi? karşılığında her gün inip çıktığın merdivenlere bişe yapıolar. Makbuz istesem bana gülerler mi acaba? Merdiven parası… Arap sabunu da bu paraya dahil mi acaba?

Sarhoş mu Mayhosş muuuuu? Günah Yapanın Boynuna! Mini Kuş Can’t Fly, Döndü’ye Sarktın Hatce’ye Kalktın
-----------------------
Aşk hali, bedeninile zihninin zamanla bağlantınsının kesildiği “an” gibi bişey. Birine, duruma, bişeye olan aşık olma durumu diil ama “aşk” hali. İsmin halleri gibi olan yani. O bağlantısızlık hali de “zamanın” içinde ama. Zamanın ortasında, tam şu anda ama şimdinin bittiği yer gibi olan orta. Geçmiş olanınsa başında gibi. Ters bi durum yani.

Sol yanımda, sağ avucumun içindeki şey beni ağlatıyor. Gerçek çünkü. Hem de varlığımla yokluğumun bir olduğu, içinde sıradan bi şey olduğum, üstüme abanmayan bi gerçek. Şu an benim avucumun içinde olan ama aslolanın, benim avucumun içinde olması değil herhangi bir avucun içinde de olabildiğinde bu kadar güzel atacak kadar gerçek olması. Beni ağlatan şey şimdi benim avuç içimde hissediliyor olması da değil, benim bunu hissedebiliyor ve hayatımdaki en büssürü şey olması. Bu gün bi filmin sonunda sahne seçeneklerini izledim. Aktör diyodu ki: Bi zamanlar hepimizin yaşadığı, çok kereler bildiği hissettiği bi şeyi anlatıyo bu film. Ben bir çakmayım. Nerde yaşıyorum acaba? Paris’te mi? ki eminim Paris’te bile benim gibi çakma sayısı bi elin parmaklarını geçmez. Lütfen çoğul konuşmayalım sayın aktör. Siz o yoldan geçmiş, geri dönerken ben haritada yol arıyodum daha. Hayatta neler var sizin bilmediğiniz. Ha “bana bildiğin her şeyi öğret ahmet abi" son zamanların favori sloganı o ayrı.

Karar
------------------------------
Önemli bişeye karar vermeye çalıştığımı sanıp kendimle oyun oynadığım bi zaman içerisindeyim. Karar vermek mi zor? Karar vermeye çalıştığım şey mi çok kocaman? Bi, karar vermeye çalıştığım şey var, bi de verdiğim kararı, karar olarak açıklamaya hazır hissetme kararı var aslında. Ha hau. Hakkını veriyorum Nesli olmanın. Nasılım ama? Tepe tepe kullanılsın diye son versiyon halim şimdi daha bi eğlenceli. Bu duruma, zaman ve mekan, insanlar, işler güçler, daha önce alınmış kararlar, beden zihin ne kadar uygun, ne kadar hazır bilinmez tabi. Tartıyorum şimdilik. 3 kilo sekiz yüz gram. Maşallah. Bu göt neleri yedi de neler yaptı. Karara mı karar veremeyecek. Ortada elle tutulur bişeyin olmaması o kararın alınmadığı anlamına gelmez. Ortada bişe olmamasına da karar verebilirim. Bunca ahmaklığın içinde 1 gıdım yol alınamamış olması, şaşırtıcı olmayışının yanı sıra korkaklığı karizma gibi gösterme çabası da olabilir.

Doğmuşla Olmuş – Reklamla Şaka arasında nasıl bi bağ olabilir?
------------------------
…Dans ediyodum bi de sabahlaraaa kadar. Hiç batmayan güneş kendini daha bi belli etmeye başladığı zaman ayılıyodum. En güzel akşam güneşinin düştüğüne inandığım yerde buluşulurdu hep. Öyle romantik bi yer de diiildi aslında. Buluşulanlar, başlayacak akşam güzel olduğu için olsa gerek. En çok ayıplanan şeyin çimlere basmak olduğu yerde, yaya yaya yatmak o çimlere, sonrada arkandan deli gibi söylenerek gelen bekçiden kaçmaktı güneyden gelen olmak. Ayakkabılarımla olan kavgamın tek taraflı olduğu zamanlardı bi de. Kayboldular bir sürü kere. Noldu sonra, unutulduğu yerde bulundu her seferinde. Umurumda olmadı kaybolmuş olmaları. Ayakkabısız yürünebilen üstüne bi de yadırgandıkça yavşakkk halimin hazzını perçinleyen en güzel yerdi. En çok korktuğum ama en cesur olduğum zamandı. Paris’ten gelmişim gibi sağlık hizmetlerini amansızca eleştirip hastaneleri birbirine kattığım yerdi bi de orası. Aylardır annemle konuşmadığımı, hastalanıp ölücem sandığım hastane odasında hatırladığım yerdi. Pencere önlerinden ayaklarımı aşağı sarkıtıp sigara içtiğim zaman kendimi evimde gibi hissediyodum. Evimde hiç ayaklarımı camdan sarkıtıp sigara içmedim halbuki. Ama ne zaman pencere kenarında ayaklarımı bi yerlere sallaya sallaya sigara içsem keşke burası benim olsa diyorum. Her yeri deniz kokan yer.
Sokak

“Çok özledim” dedim. Sanki ses başkasından geldi. Birden çıkıverdi ağzımdan 2 kelime. ÇOK ÖZLEDİM. E o zaman bakmasaydın fotolara kaltak. Özledin de ne oldu? Buradasın işte. Geçti canım, hadi. Şimdi sıra kızında.

18 May 2008


Tüm bu henGAME içinde NE İSTEMEDİĞİMİ biliyorum. Aklımı açana teşekkür ederim. "Herkese samimi olup herkes için..." ler içinden çıkıp kendimin ne istemediğini biliyorum, evet. Bi de herkese samimi olmaya çalışırken en samimiyetsiz halimi kendime saklamış olduğumu biliyorum. Şimdi herşey daha kolay benim için. Kendime olan bu samimiyetsizliğimi farketmişken başıma daha kötüsü gelebilir mi?
Hayır.
Sonunu bildiğimi ilk defa yaşayacak değilim tabi de, bu kadar aleni olmamıştı. "Geleni yaşa"... Tabi amına koyim gelen gelsin ben de yaşiim. Akbil gişesiyim çünkü. Gelen benim diilse bana gelen diilse, almayayım artık. Doydum ben.

10 May 2008


En sevdiklerimin canı acıyorken...
Korkuyorum.
Küstüm.
Öfkeliyim.
Çaresiz miyim? Bilemiyorum. Neye çare? Neden çaba? Ne yapcaamı bilemeden korkulu, babamı aradım ve ne söyliicenin önemi olmadan hüngür föşür barrrrr diye ağlayıp anlamadığı bi takım cümleler kurdum. Baba. Sustu, hayatın seçtiklerin kadardır, siktir et desem yapabilir misin? hep kendin bildin nerde olman gerektiğini, kimin ne dediğine bakmadan. Çünkü kendin, senin herşeyin dedi. Öyle mi acaba? Siktir ettiklerimle sikimin kalkmadıkları arasında bi yerde, içinden çıktığım, karanlık küçükcük yere dönmek istiyorum. Çıktığım yerle ilgili dertler çözülmediği sürece de her korkuda oraya dönek istemem gündeme gelicek doğal olarak.
Yarış değil ki peşinden koştuğum, neden kaybetmiş gibi hissettiğimi anlamaya ihtiyacım var. Anlatmakla anlaşılacak bişey değil. Bazı duvarlar anlamlı olduğu iddia edilen renklerle doluyken bazı duvarlar da bomboş ve renksiz, önünde birileri durmuş inşaaya renk katmaya çalışırken. Yaşamakla, katlanmak zorunda kalmak arasında bi yerlerdeyim en sevdiklerimin canı acıyorken. Maacera devam ediyor en şakasından.

19 April 2008

13 April 2008


Sadede geldik gibi görse de...
Bir sürü kelimler uçuştu bir süre sonra. Söz biter festival başlarmış(idi). Kimin umru? Kimin neyi? ..kimin böylesi. Hem de bundan böyle böylesi. Yazık diil bir kere daha büyüdüm ben demek(miş)
Kavganın yazık hali, zavallı, ziyan nankör. Akaaar gider. Hala da çok güzeldir.

01 March 2008

Tırnaklarımdan başka hiç bişe kestiremiyorum bu aralar... Ne haldeyiz mesela? Kestirilebilir mi bu? Hal ne ki?
Efendim durumlar şöyle
!Sigara içmiyorum bu aralar. Bırakmadım ama, içmiyorum sadece. Geceleri bazen rüyamda içiyorum, sabah kaltığımda parmaklarım sigara kokuyor şimdilik.
!GePGeNç var çok yakında. 3 motivasyonum var kendisi ile ilgili; kampüsteki golf arabalarına binebilme ihtimalim, çıplak ayak çimde gezebilme ihitimalim ve festival bitince orta şekerli türk keyif kahvesiyle sigara içecek olmam.
!Görüdüğüm herkese küfretmek ve bi tane kafalarına çakmak isteme durumum, ağzımdan tükürüklerimi saça saça konuşarak insanları iğrendirme isteğine dönüştü. Kendimden geçip ikisini de yapabilme ihtimalim çok yüksekken, ikincisi görece daha iyi bişe olabilir.
!Baharın geliyo olması içimi bi oynatıyo ara ara, sonra allah diyorum sıçtık. Saçlarım dökülüyo mevsim değişikliği yüzünden. Köpek gibi oldum. Köpek gibi s.....m, köpek gibi saç .......m, bazen köpek gibi k......m, köpek gibi ç.......m. Mesaj değil yazdıklarım herşey olabilir insan köpek gibi; ihtimalleri kısıtlamıyorum sadece. Bi köpek sahibi olamıyorum o kadar, konuyla ilgili mi bilemedim ama olsun.
!Kilo almadım şiştim bir de. Kilo vermek değil gündem zayıflamak artık. Bıldır bıldır oldum kendimi mıncıklıyorum bazen offf diye diye. Bittim.
!Erteliyorum yine. Erteleme neslisi oldum. En sevdiğim dönemlerim hayatta ertelediğim zamanlar. Hep kaybediyorum ertelediğimde çünkü. Kaybettikçe de mutlu oluyorum "yaşasın ben oldum" diye.
!Yeni gelenler oluyo hayatıma bir de. Çok tatlılar, heyecanlandıranlar.

Çok büyümüşüm, biraz sapıttım hatta. Şaşkınlık içerisindeyim. Bir dahaki sefere kelimeler yazacğım alt alta. Düşünmekteyim halen. Gelince...

28 February 2008


Başka bi konu da, bu sabah aklıma takılan şey, şu ki; konuşurken birilerinin "bu arada bunlar off the record" demesi. O ne demek abi? O ana kadar konuşulanlar "on the" mı yani, gidip herkese anlatmakla mı yükümlüyüz? Çok önemli işler peşindeyiz. Ajan bunlar ajan.

20 February 2008


Düzden Gelmeyi
.....

07 February 2008


Kısa süreli hafıza kayıpları
"Üsküdar Beşiktaş" tabelasını görür görmez başımda bi sancı hissediyorum ve panikle iniyorum motordan, henüz hareket etmeden. Turnikeden çıkıp duvarın köşeye ilişip derin derin nefes almaya çalışırken "sakin ol, sakin ol, sakin, saki..."
Nerdeyim?
-Beşiktaş.
Peki neden?
-Hatırlamıyorum.
Nerden geldim Beşiktaş'a peki?
-Hatırlamıyorum. Bu saatte nerden gelinir ki? Zaten Beşiktaş'ta mıydım acaba? Yok. Taksim'den mi indim? Yok. Ee? Hatırladım, Arnavutköy'den geldim buraya...
-Üsküdar'a neden gidiyor olabilirim?
Kozyatağı minibüsü, Acıbadem minibüsü... Heh acıbademe gidiyorum. Annanemlerin ordaki yokuşta inip yukarı yürüyecektim. Hee doğru 1 hafta içinde kendimi becermeyi başarmıştım.
Ertesi gün yeniden...
Alemdar'la buluşmaya giderken. Çamlıca'da köprüye az kalmışken bir tabela "Edirne... bilmem ne". Sol şeritten zaaaaarrrtt diye sağa, ordan da emniyet şeridine... Durduğumda çoktan ağlıyodum. Babamı aradım. "Nerde olduğumu hatırlamıyorum". Panikledi tabi.
Kaza mı yaptın?
-Hayır. Neden çıktım evden söyle lütfen hatırlayamadım birden panik oldum.
.....'la buluşacaktın Taksim'de. Hatta bagaja da armut koltuğunu koydun, ....'e verecektin.
-..............Tamam sağol. Birden unuttum. Heyecanlandım.
Çok içme, içersen de arabayı otoparkta bırak.
-Tamam. Seviyorum.
Meğerse... çok saçmaymış, ani şoklar, kısa süreli hödödöler, travmatik neuyyy
Bu sefer buna da gülmekten katılıyorum.
Tam da o gün (okul kırmadan geçen bir günüm olmadığını hatırladığım gün), okul kırdığım zamanın kokusu geldi içime. En çok da baharı severdim (mevsim olan). Hep sokakta kalmak orda olmak, katılmak isterdim. Kaldım da, hatta doyasıya katıldım. Ne geldiyse ...Yaşıtlarıma, aynı zamanda büyüdüklerime kıyasla da hala sokaktayım. Yani sayılır. O günkü gibi diil ama. Sırf havanın kokusunu almak için koşa koşa bahçe parmaklıklarından uzaklaştığım okulun günlerinden biri gibi değil...
Şimdi bi haller oldu o halime. Duruyorum bi. Öylece kalakalıyorum geçen günkü gibi.

02 February 2008


Neyseki hataları(n)ı kabul edebilen (ki bu bir erdem), üstüne bi de "iyi ki yaptı(m)"lar listesine ekleyebilen Nesliyim. Hatta zırzırıltılarımı saymazsak koca bi kadınım ben. Hem de en güzeli...
İşte masturbasyonum;
Erdemi güzelliği bağıra bağıra reklam eden çiğ karılardan da oldum ya hadi bakalım; ohhh çok rahatladım. He bi de aklıma gelmişken, kendini bilmek de önemli bişe bu arada. Oh oh nası da harika biri oldum çıktım ben yau.
Bayılıyorum delirince kendime ibnelik yapmaya, bel altımı bulu bulup vurmaya... Baamm güüümmmm.

31 January 2008



(d)(o)l-du(ğ)un
Çok zor ya hani...
Koşarak yaşanır ve önceliklerin değişmekte hatta değişmiş olduğu da görünemez ya.
İşte
için
Hayatımın içine sıçtım 2 günde diye ağladım ya hüngür hüngür. Sıçmadım oysaki, geleni yaşadım. Zor geldi tabi biraz.
teşekkür
Senin içinde geçerli aynı şey. Senin için de, senin için de, senin de senin de, sen de sen... Akıp gider bişeyler. Ya hızlıca geçtikleri için yanından insanlar yada sen sağına soluna bakıp göremezken onları hızlıca geçerken yanlarından. Bi bakmışsın kayıp herşey. Diil ama aslında. Biraz dumanlı sadece. Çok takılmışlar bu ara pencereleri de açmamışlar. Hay allah. Bekle azcık. Sende kafa yapmaz duman nasılsa. Bari dumanın dağılmasını bekle sarhoşluklarına kafayı takmadan. Kime diyorum acep. Senin söylediğini o nasıl alıyo acep. Söylediklerinizi kulaklarınız duyuyor mu? Yordunuz valla. Kesin, yoksa sikicem sizi.
etmekle
Benim için daha önemli gündemler var, sen gibi mesela. Söylediklerine kanmaktayım, geçer diyişine inanıp beklemekteyim geçmesini. Aynada gördüğümü sevip, sevdiğimi de görmeye çalışmaktayım. Akıyo ya hayat hızlı, bakıp da göremeden geçmemek için çaba harcamaktayım.
şükretmekle meşgulüm bu günlerde.

26 January 2008


Yes she is...
Kitabı hiç beğenmedim. "Nasıl güzel öyküler yazılır el kitabı" gibi geldi. Hiç gerek yokmuş meğerse beklemeye heveslenip heyecanlanmaya.
Hayal kurmak güzel, olmasını dilemek de... Nasıl olacağını varsaymaksa tehlikeliymiş. Çok tehlikeli. Çok acıyo.
Ne zaman istersiniz, en yakın ne zaman uygunsunuz? dedi. Hemen dedim. "En kısa sürede"...Şimdi uzuuun bi süre sesssiiizzzzz.
Nesli...

23 January 2008

1)kapagi yada adi yuzunden cok keyif aliicami dusunup tokatlar dolusu maceraya surukleniceem sandigim kitaba baslayamamak gibi. ya kapi calarsa ya yolculuk erken biterse ve kitap yarim kalirsa... halbuki okusam ne guzel olur, ne de guzel okurum aslinda..cesaret etmek lazim tabi. neyse.
2)herkesi oldugu gibi kabul etmekte ustume yok. tanimiyoru yani. neden herkes oldugu gibi olsun ki? niye geldikleri ggibi aliyorum. hic mi kiymetli degiller yoksa ben mi cok degersizim. oldukalri gibi geldiklerinde gercek´lesiyolar hayatimda belkide ondan kendimi gormezden gelislim. sikerim neyse.
3)son zamanlarda yapmayi ogrenmeye calistigim bisey var. inclusion. benide kendileri gibi inclusion manyagi yapan, yaparken birbirlerini delilermis gibi 'kamu' olduklari icin elestiren cok sevgili buyuklerim, abilerim ablalarim. begendiniz mi yaptiginizi? allah sizi basimdan eksik etmesin.
4)bi de upper olmakla ilgili bi mevzu var ki offf. odum patliyo.
bi de yorgunum cok. bi de ozledim.

20 January 2008

Buyurun Benim.

Bir kere daha her türlü kadın hareketine karşı olduğumu hatırladım ve hiç pişman değilim. Şaka gibiler. Tacizi, sarkıntılığı "kadına uygulanan şiddet" kadar kısır bi yerden gören, dünya görüşü muhterem "insanlar". Sınıfsal mücadelelerini, yarattıkları en ala "class"larında sürdüren, mastürbasyon için kendi vibratörlerini kendileri üreten "güzel(!)" kadınlar. Çirkin olsanız daha mı iyi olurdu acaba? Mevzu daha az kişisel alınıp "şiddeti" herkesin anladığı yerden tanımlayıp, ürettiğiniz başetme yöntemleri daha "katılımı beceren" bi yerden olamaz mı? Böylesi daha pratik çözümlere yardımcı oluyosa ne güzel? Vapurda uğradığın tacizi protesto et kimse seni pandiklemesin. Bu mu yani? "Şahane götümü" pandiklediler o zaman benim de onları eşşek gibi iğneyle dürtmeye hakkım var. Oldu o zaman. Kadın olmaktan öte, şiddeti "ııı seni sapık adam al sana bi iğne" kampanyasıyla kınayabilen herkesi kutluyorum.

Ama bi dakka ben bu mevzunun altındaki fikri tam anlayamamış da olabilirm. Ordaki iğne aslında bir ironi. Ne kadar da "sığ"ım. Burda aslında anlatılmak istenen bambaşka bir dert var. Canım yakanı ben de acıtırım değil mevzu. O zaman mevzunun iletişim çalışmasının başarısızlığı. "davayı" başarılı bi şeklide anlatacak kadar çalışmaya vakit olmadı belkide. Ben çok fesatım. Ne de olsa gönüllü bi girişim. Derdini adam gibi anlatabilen bi kampanya iletişimi olamamış maalesef.

Sırf kadın olmaktan dolayı uğranan her türlü taciz ve şiddeti aktivist yöntemlerle protesto etmek, davayı sokaklarda savunmak, iki güzel lafa kanıp "en....(iyi bişe) kadın" olarak nitelendirilip bir erkeğin önce prensesi sonrada çok sevdiği için oyuncağı olma hastalığını tedavi edebiliyo mu? Eğer öyle ise bende size katılıyorum.
Hatta biraz daha ucuzlaşıp, sözlerime, mahalle kavgalarında sıkça başvurulan 9-12 yaş arası çirkeflikle son vermek istiyorum. "Katılıyorum... Hem de gülmekten".