15 December 2007


kendi sığlığıma dönüyorum yavaş yavaş...
derin olduğunu sandığım ve aslında hiç de derin olmamasından son derece memnun olduğum sığlığıma...
"sınırın ardındaki sır derdi" Eeran...
sınırın ardındaki sırra referans vermeden sadece "sınır"la yada "sır"la yaşadığım sığ derinliğim. birbirine karıştırmadan, debelenmeden...

ruhun en yerleşik olduğu zaman bedende, hayatı göçebe yaşamakta beden aynı zamanda. ıskalıyo muyum hayatı diye düşünüyorum. sonra bakıyorum herkes bi göçebe herkes bi ıskalar halde yanından geçenleri. öğrenmeyi kabul etmek istemediğimizde "tırnaklaya tırnaklaya sanrılarınızı nereye kadar tutabileceksiniz acep çok merak etmekteyim" diye bilmiş bilmiş tehdit edilir miydik küçükken öğretmenler tarafından acaba? (bu kelimlerle değil elbe ama bu tatda)şimdi beni darlandıran ve tehdit edildiğim hissine kapılmama neden olan o yerleşik ruh hali beni sinir ediyo. miğdem bulanıyo, bazen de kusuyorum.
celil hoca geçti az evvel kapının önünden, selamlaştık.
bilgieğitim kızları geldi 104'ü istediler, ok dedim.
okan mail atmış, ellerine sağlık yazdım.
lipton ice tea gelmiş, içiyorum.
saat 11:45 olmuş, 12:30 shuttlena binmek lazım.
laden de dedikodu varmış, yapmak lazım.
kırıştırıkla çakışmak(zihinsel olarak), en sevdiim kamuyla oynaşmak, bi gün olurla dertleşmek, en zoru sensinle kırıştırmak, dostlarla sosyalleşmek, anneyle karşılaşmak, babayla teyteyleşmek, kuzenleri kend haline bırakmak, 3şörlerin ikisiyle ilgilenmek, askere gidenlere mektup yazmak, sigarayı bırakmak, çoça'yı anlamak, alperi ikna etmek, pelinle şarap içmek, halili gitmeden görmek, köşeyle yâd etmek, genel sekreterliğe cadılaşmak, popyu küçültmek, bilgi işleme laf anlatmak, isveçe gitmek, benim de gazımı almak lazım.

1 comment:

∂sLI said...

bu süslü hatun var ya..
onu sen çizmiştin, ben de böyle boyamıştımm :)