10 October 2007


Beyinde sikişen filler...
Ara ara düğümlenen boğaz ve yutkuna yutkuna yutulan gözyaşı
Halbuki "bu kadar" korkak olunmamıştı bu zamana kadar. Hiç bu kadar büyümek de gerekmemişti belkide. Buyrun, sıra sizde.
Uzaktan izlemek de çok zevkli olacak gibi. Katılmak istenesi bi hale bile gelebilir...

Hiç belli olmaz tabii. Bakmışın pılı pırtı toplanmış çok uzaklara gidilmiş, bu zamana kadar en kaçılan yere...Tuzum kuru nasılsa(!) E bide İstanbullu olmanın dayanılmaz hafif(meşrep)liği var. Bana daha ne olur? (Bu mesel de bilahere yazılacak efendim)
Ya başka bi yerde doğsaydım. Ya başkalarının hasbel kader "veren allah rızkını da buldurur" diyerek doğurduğu ve bu akşam Sultanahmet meydanındaki çim(imsi) yerlerde gazete kağıdı üzerinde iftar bekleyenlerden biri olsaydım. Amcalarımın yada tanımadığım halalarımın çocuklarından biri olsaydım. Muhtemelen onlarda Sultanahmet'te iftar bekliyo olacaklar bu akşam son kez, yada üzerine grafitimsi şekiiler çizilmiş tarihi çeşmenin önünde fotoğraf çektiriyo olacaklar. N'olrdu o zaman? Belki daha kolay olurdu belki de HİÇ bişey olurdu. Nerden biliiim işte...

Oluyo bi şekilde. Ne olduğu mu nasıl olduğu mu acaba? Bu sorudan başlamak da kasar şu saatten sonra. Olmuş işte. Sen de katılsan n'olur yani? Olmaz.
Kararsız kalmak değil bu sefer meselem. Korkuyo olmam, hemde çok çok. Bebek korkusu gibi değil de karanlıkta korku filmi izlemek gibi.
Tek istediğim sessssiz kalmama(?)
(Yurtta bayram seferberliğ varmış bu arada)

No comments: