31 October 2007









Terkedilme hikayeleri olan, bu hikayelerini başkalarına anlatmaktan farketmeden de olsa çılgınca haz duyan, yücelen erkekler var bu hayatta. Anneleri tarafından egolarının eziklik lopu* hiç beslenmemiş erkekler... Terkedildikçe egoları normalleşiyo hayvanların. Laf arasında "... bilmemkim de beni terkettiğinde" diye cümle aralarına sıkışırsa bu hikayeler, çok sıradanlarmış gibi karizmaları daha bi yücelen...
*Böyle bi lop var m? lop ne abiiii. Bilmiyorum. Biliyorum da beyinde olanını biliyorum ben. Egoda hiç tanışmadım kendisiyle. Ne bilim gelen bu. Ben uydurdum oldu işte. Ego'yu beyin gibi düşünürsek "eziklik lopu" kullanmak da uygun olabilir bi yandan. "Ego'nun kendilik kaygısı taşıyan bir mekanizması" falan gibi bi tanımı olsa daha karizmatik olabilirdi tabii. Ama bende yok maalesef :)eGO'DA beYiN'de yokkk.

24 October 2007

"Bu gün olmazsa yarın"lar var hayatımda.
Ne istemdimse oldu ya hep ondan galiba. Bir de "bunları şimdi konuşmayalım"lar olmaya başladı. E peki bu ne?
Keşke biraz daha az salak olsam.

Bu gün eskilerden bi karının facebook profilini gördüm. Amannnn o neee!!! Ne olcak işte cümle sonuna ünlem koyduran cinseten bi karı işte. (Karı denmez çok ayıp ama başka sözüm yok)Ne kaddaarrr akıllı, ne kaddaarrr idealist, ennn güzelll, en akıl vereci; Ve en önemliside kendisi onnnn binnlerin sevgilisiyken bir zamanlar idealleri ve liderlik vasıfları nedeniyle, bu gün dünya üzerinde bir yerde (ki ben aslında öyle bir yer olmadığına inanıyorum hala) kendisi emlakçılık yapmakta. Yine bir web sayfası, yine sağ üst köşede bir vesikalık fotograf ve "about me" gibi saçma salak bir...bir şey işte.
Olay budur arkadaşlar. Bir takım web sayfaları, kişisel bilgiler, başarı hikayeleri, lokasyon ve medeni hal, balyaladığın paralar, facebook'undaki fotoların ve profilin...Ne kadar satarsan kendini o kadar varsın şekerim. Öğrenemedim gitti şu oyunu. opportunist karı...

22 October 2007


Bir sürü gelen var dilime aklıma son zamanlarda.. Aman unutmadan yazayım diyorum sonra tabii ki erteliyorum. Geliyo geliyo oh ne güzel. Neyse bunların hiç birinin bir önemi yok şimdi. Çünkü bugün benim doğum günüm.
Düşündüm ve... Herkes kadar arada bi vik viklerim, "oy aman offf"larım oluyo işte, insanca. Ama günün sonunda (bu gün yani, doğumgünüm) çook mutlu bi Nesli'yim. Neyim var neyim yok, hepsi benim hepsi doğru düzgün, hepsi olduğu gibi geldiği gibi. Elimdeki, cebimdeki, evimdeki, kalbimdeki, aklımdaki, yanımdaki... Herşey herşey benim işte.
İyi ki doğmuşum valla. Doğum günü de bana çok yakışıyo :)

16 October 2007


Tabiii ki yine oldu. Huahuahueheuheuhauheueheuheuh. Katıl-a katıl-a.
Uzun zamandır bekliyorduk kendisini çünkü ses seda kesilmişti. Düşünüyorum düşünüyorum bi türlü karar veremiyorum ismine. Başıma gelen traji komik olaylar, ki kendileri aslında başlıbaşına karakter sahibi sevilen bir sima olup çıkıverdi hayatımda. Bu başıma gelenler olay değil de sanki biri gibi. Ara sıra biri geliyo "salak gülme... ağlancak haldesin" dedirten hikayeler anlatıp gidiyo. Dün akşam yine geldi efendim kendileri. Satır aralarından ...
Dudullu yolunda bordo bir araba, kaygan yol, Türkan Şoray (kaltağı) tadında triplere girmiş saçma sümük ağlayan bi kadın (çocuk da sayılır), 2 hırsız, nerde olduğu maceranın sonunda hasbel kader hatırlanan bir cüzdan vs vs... Doğum günün kutlu olsun babacığım :)
Halil Le Uğur'un hikayesi...
Yazılabilir mi? Yazabilene 40 yıl bakarım gönüllü olarak. Çünkü okunabilecek en keyifli hikaye olur bana.
Uzaktalar ya şimdi. Yazdıklarını okuyup kendi uzağımı hatırlıyorum sonra bi bakıyorum Halil - Uğur yanımda :) Aralarındaki diyalog başka bi "var olan"a garkederken kendileri dışındaki herşeyi, başkaları için ne kadar da anlaşılmazlar. İşte bu yüzden çok güzel ikiside.
Kafayı vurdum bi yere... Zonkluyo ara ara. İyi oldu iyi. Bi feraha çıktım gibi geldi. Şiddet özlüyorum ara sıra. Kimselere zarar vermediği sürece ben çok seviyorum. Kimselerle gerginleşemiyorum çünkü.
Geçen gün çok alakasız biri laf arasında dedi ki ..."psikolojik olarak kavga ediyorum, tabak çanak fırlatsak daha samimi olacak"... O kadar çok yer etti ki içimde. Öyle çok yattı ki aklıma. Ama başka türdeniz ya işte. Olgun, kendine malik, kendini kendi kırbacıyla ehlilleştirmeye bayılan takıntılı "özgür"leriz ya... Avaz avaz olmaz kavgalar ağlamalar. Gidilir kendi içinde bi köşede kaça saklana yapılır hep. Keşke daha ilkel olabilsek o zaman daha kolay, daha doyasıya olur kavga etmek de sevişmek de. Başkalarıyla olan her ne ise, bi aşamadan sonra "olsun da nasıl olursa olsun"a geliyo. Tüh, bak sen kahpe hayat işte. Ne kadar "BEN" (iz) delisiyiz.
Aman aman olur öyle. İnsanız hepimiz. Di mi annanne? Öyle büyüttün ya bizi.
Severim seni. Hadi bakiim.

10 October 2007


Beyinde sikişen filler...
Ara ara düğümlenen boğaz ve yutkuna yutkuna yutulan gözyaşı
Halbuki "bu kadar" korkak olunmamıştı bu zamana kadar. Hiç bu kadar büyümek de gerekmemişti belkide. Buyrun, sıra sizde.
Uzaktan izlemek de çok zevkli olacak gibi. Katılmak istenesi bi hale bile gelebilir...

Hiç belli olmaz tabii. Bakmışın pılı pırtı toplanmış çok uzaklara gidilmiş, bu zamana kadar en kaçılan yere...Tuzum kuru nasılsa(!) E bide İstanbullu olmanın dayanılmaz hafif(meşrep)liği var. Bana daha ne olur? (Bu mesel de bilahere yazılacak efendim)
Ya başka bi yerde doğsaydım. Ya başkalarının hasbel kader "veren allah rızkını da buldurur" diyerek doğurduğu ve bu akşam Sultanahmet meydanındaki çim(imsi) yerlerde gazete kağıdı üzerinde iftar bekleyenlerden biri olsaydım. Amcalarımın yada tanımadığım halalarımın çocuklarından biri olsaydım. Muhtemelen onlarda Sultanahmet'te iftar bekliyo olacaklar bu akşam son kez, yada üzerine grafitimsi şekiiler çizilmiş tarihi çeşmenin önünde fotoğraf çektiriyo olacaklar. N'olrdu o zaman? Belki daha kolay olurdu belki de HİÇ bişey olurdu. Nerden biliiim işte...

Oluyo bi şekilde. Ne olduğu mu nasıl olduğu mu acaba? Bu sorudan başlamak da kasar şu saatten sonra. Olmuş işte. Sen de katılsan n'olur yani? Olmaz.
Kararsız kalmak değil bu sefer meselem. Korkuyo olmam, hemde çok çok. Bebek korkusu gibi değil de karanlıkta korku filmi izlemek gibi.
Tek istediğim sessssiz kalmama(?)
(Yurtta bayram seferberliğ varmış bu arada)

08 October 2007


... ve 9 sene sonra posta kutuma bi mail düşer. Sonraları bitip birilerinin hikayesi olan hatta 3-5 yerde de yayımlanan bi hikaye...Aynen şöyle başlamıştı;
Neden yürümeye başlamaktan korktuğunu şimdi daha iyi anlıyor.Korktuğu aslında bilmekten kaçtığı şeylerdi.Daha doğrusu olacağını bildiği gerçeklerdi.Ama oturup beklemenin bir anlamı yoktu ve kalktı.... adım atmaya başladı.Küçük adımlardı ama en azından oturduğu ve kaybolduğu suskunluktan bir parça bile olsa uzaklaşmaya başlamış ve başarmıştı.Sesini duyduğu kalabalığa yaklaşıyor ve yaklaştıkça korkuyordu.Gideceği yerde belki daha da yalnız kalacaktı ama en azından kendi olmayı başaracak ve yaşamayı öğrenecekti.Doğru insan olup,doğru insanı
bulacaktı.....Yeterince yürümüştü (şimdilik).Artık uzaktan gördüğü ve içlerinde olmaktan korktuğu kalabalığın tam ortasındaydı. (OYUN O’NUN İÇİN YENİ BAŞLIYORDU)
..................................................
Başı gibi geyik değildi geri kalanı, 3 kuruşa 5 parça teenage geyiği de...Kim bilir nerde şimdi?
Nerden çıktı şimdi bu? Bi de neden şimdi? Şaka gibi oldu. Devamı gelmekte. Şimdi olmasın n'olur. Bunun için çok yorgunum. İstemiyorum yazmak. Kısa kısa iyi böyle blog köşelerinde. Uzatmayalım Neslicim.

06 October 2007


Bakınız güzel beyfendi...
Hastalığa çare olan ilaçla (ki engin tecrübeleriniz der ki; o da zamanla bağışıklık yapıyor), "can"ı(ım)n mecbur olduğu su arasındaki farkı bulmak da sizin bu hayattaki ödeviniz olsun. Tamam mı? Nası olur artık bu saatten sonra ödev yapmak, öğrenip, küt kafaya yeni bişe sokmak bilmiyorum ama...
Ben anlatıcam, sen de anlayacan. Merak etme sakın...

04 October 2007


Aman da ne gü(ZE)lmiş...
Benim de çok hoşuma gidiyo :) Gaza gelinmesin. Böylesi daha güzelmiş. Görücez bakalım hangisi daha güzel, kahveyle çikolata mı yoksa ayak uçlarında(yke)n gelen mırıltı mı? Bence ikiside kendi dallarında benzersiz başarılı aktiviteler. Gelen gazla ayırtılan otobüs ve uçak bileti sonraya saklansın. Daha elzem zamanlarda kavuşmak için kullanılmak üzere bir kenarda kalsın bakalım o zaman.
Gaz dediğin uçan balonda olur. Uçar gider akıbeti bilinmez. Osuruk olsa bunca zaman ağrıdan öldürürdü. İGDAŞ'dan gelen olsa önce kapıdaki sayaç açılır sözleşme numarası alınırdı. Hayırlı olsun bakalım.
Ayak bileklerim sızlamakta hala. Zaman zaman da şiddetlenmekte. Dudaklarımın yanındaki çizgiler giderek daha da derinleşip belirginleşmekte salak salak sırıtmaktan. Sol tarafmla aram pek iyi diil bu günlerde. Sağım ... önüm arkam sobe, solum küs. Bayılmaktayım örnek teşkil eden olgun tavırlarınıza. Takdire şayan davranışlarınızı severek örnek almaktayım.
Bunu da bilirsen "ermiş"lerin arasında anarız adını. Anlayabilirsen ne olduğunu bilirsen ne olacağını...Afferim sana.
Bu ne olummmm. Aaaaaa.
Şölen mi varmış? Yok yok. Salgın hastalık evlere tıkmış herkesi. Neymiş salgın olan? İshalse sorun yok, o burda da var. Ornisid Fort alıyon geçiyo. Hay allah yine anlayamadım. Kim bilir neler kaçırıyorum bazen? Zor olsa gerek bu yaşta bu zeka. Uğraş dur sonra. Sen mi ben mi? Sahi kaçtı zeka yaşı(m)? Bak onu da unuttum gördün mü? Öncesi nerde kaç yaşındaydım acaba? Şimdi peki? 28 oluyorum. Bence 28 olmak da bana çok yakışcak. Arada bir aynadan görülen, bakılıp bakılıp gülünen gibi. Yanımdaki gibi..
"Oh be hayat varmış" diyo. Kim? E ben tabi. Nihayet BEN. Yok artık 3 Nesli 5 Kifoz. Olmasın da bundan sonra. İkisi de BİR uzuuuun zamandır. Ben dersimi aldım neyseki. Verenler de çok yaşasın. Üstü sizde kalsın, tepe tepe kullanırsınız beyler bayanlar,