31 December 2007



Klasik her yılın son günü yapılan "geçen senemin en leri" geyiği yapmiicam. Muhasebeyle işim yok. Hesap tutyorum o ayrı :)Aklıma bu sabah gelen ilk şey...

İki yıl önce dün gece yeni yıl alışverişi için sokağa çıkmıştım. Aileye çok güzel hediyeler almıştım. Aldığım hediyeler elimde fazlalık yapmasın diye arabanın bagajına koyup, ofistekilere hediye almak için alışverişe devam etmiştim. Ah nası keyifliydi. Hediyeleri sanki onlara değil de kendime alıyomuş gibi Ferhun'a kullanmayacağını bile bile kokoş bi çay bardağı almıştım hatta. Neyse, sonra alışveriş bitti, arabaya doğru yürümeye başladım. Aaaa bi baktım arabayı 2 çocuk kurcalıyo. Galiba takip edilmiştim, çünkü çocuklardan biri beni tanıdı ve diğerine kaç diye bağırdı. Bağıran sokağın öbür tarafına koşmuş diğeri de bana doğru koşup üstüme abanmıştı. Bende elimdekileri O'na fırlatıp sokağın diğer tarafına doğru kaçmıştım. Sonra klasik... Hiiiç bişe olmadı. Arabanın kapısını (camı değil bakın kapısını) kırmışlar, hediyelerimi almışlar sonrada kaçmışlardı. Korkudan ata ata köşedeki erkek berberine girmiştim "yardım edin su falan verin, bakın başıma neler geldi hadi çok korktum" diye. Onlarda "lütfen dükkandan çıkın biz bu çocuklardan çok çektik sonra gelip bize dadanıyolar" demişlerdi. Bi de onlarla takışmıştım. Yılın son gününü karakolda ve tamircide geçirmiş ofisteki kutlamanın son yarım saatine katılabilmiştim. Üzerinden 2 yıl geçti. Hep başıma böyle saçma komik olaylar geldi. Her seferinde de burnum bile kanamadan yırttım. Nasıl başarabiliyorum bunca olayı kendi başıma getirmeyi ve sağsalim kurtulmayı bilmiyorum. Ne demek bu acaba? Bu yıl da "ahauhauahuahuahueheu" bi sürü olay oldu. Paramı almak isteyen çocukla kanka mı olmadım, cüzdansız sokağa çıktığım bi gün kaza yapıp çantamı mı çaldırmadım, eski tayfamla karşılaşıp tehdit mi yemedim... Oldu bişeyler. Ben de her zamanki Nesli'liliğimle "e tabi olur böyle" halimle hep katıldım mevzuya.
Şimdi yine yeni yıl. Neler gelir neler gelmez bilemem elbet ama yine komik yine "eh be"ler olacak.
Hayırlısı olsun. Bu sene de her zamanki gibi Mini Cooper diliyorum yeni yıldan. Mini One'da olur. Mini olsun da... Kandırılıyoruz hep.

24 December 2007

bi taraf;
öbür taraf;
.
halbuki resim bomboş. olan biten benden gayrı.
hayırdır inşallah.

18 December 2007

dedikodu yaparken iyi tabi. duyduğunu da yaptığını da malzemesi olduğunu da kaldırmayı bileceksin. delikanlı olmak lazım. namus etik ahlak ahkamı kesmek sana yakışmaz... bana hiç kalmaz zaten. benim arsızlığım sana ders olsun. bu sefer bendensin bi dahakine ödeşiriz.

15 December 2007


kendi sığlığıma dönüyorum yavaş yavaş...
derin olduğunu sandığım ve aslında hiç de derin olmamasından son derece memnun olduğum sığlığıma...
"sınırın ardındaki sır derdi" Eeran...
sınırın ardındaki sırra referans vermeden sadece "sınır"la yada "sır"la yaşadığım sığ derinliğim. birbirine karıştırmadan, debelenmeden...

ruhun en yerleşik olduğu zaman bedende, hayatı göçebe yaşamakta beden aynı zamanda. ıskalıyo muyum hayatı diye düşünüyorum. sonra bakıyorum herkes bi göçebe herkes bi ıskalar halde yanından geçenleri. öğrenmeyi kabul etmek istemediğimizde "tırnaklaya tırnaklaya sanrılarınızı nereye kadar tutabileceksiniz acep çok merak etmekteyim" diye bilmiş bilmiş tehdit edilir miydik küçükken öğretmenler tarafından acaba? (bu kelimlerle değil elbe ama bu tatda)şimdi beni darlandıran ve tehdit edildiğim hissine kapılmama neden olan o yerleşik ruh hali beni sinir ediyo. miğdem bulanıyo, bazen de kusuyorum.
celil hoca geçti az evvel kapının önünden, selamlaştık.
bilgieğitim kızları geldi 104'ü istediler, ok dedim.
okan mail atmış, ellerine sağlık yazdım.
lipton ice tea gelmiş, içiyorum.
saat 11:45 olmuş, 12:30 shuttlena binmek lazım.
laden de dedikodu varmış, yapmak lazım.
kırıştırıkla çakışmak(zihinsel olarak), en sevdiim kamuyla oynaşmak, bi gün olurla dertleşmek, en zoru sensinle kırıştırmak, dostlarla sosyalleşmek, anneyle karşılaşmak, babayla teyteyleşmek, kuzenleri kend haline bırakmak, 3şörlerin ikisiyle ilgilenmek, askere gidenlere mektup yazmak, sigarayı bırakmak, çoça'yı anlamak, alperi ikna etmek, pelinle şarap içmek, halili gitmeden görmek, köşeyle yâd etmek, genel sekreterliğe cadılaşmak, popyu küçültmek, bilgi işleme laf anlatmak, isveçe gitmek, benim de gazımı almak lazım.

13 December 2007


Kısa Dalga
Baykuş
5 Ocak
Düğün
İşe girişler
İsveç bütçe
Rapor
Study visit
Vize
Bayram
Adnan Tönel
2010
1'er sayfa projeler
Şörler
ÇOÇA
Doktor
Randevular
Ulusal Ajans yeni Baykuş
GePGeNçFeSTiVaL
Logolar
Yeni metinler
İhale
Kitap tasarımları
Sessiizzz
Bır bır
Dellen
Sapıt
Sakinnnn

27 November 2007


Bu gece önce dünya hızlı dönüyo sandım. Sonra anladım rüzgar sert, bulutlar hızlı geçiyo tepemdem o yüzden. Kim bilir daha neleri ne sanıyorum aptallığımdan. Çok uğraştım aptal olabilmek için ben. Bazen hala çabalarken buluyorum kendimi. Ne kasıcam akıllı olmaya. Birileri benim yerime akıllı oluyo nasılsa. Hatta benden çok kasıp salak olmama asabiyet bile yapanalr var yerime sağolsunlar. O zaman daha bi aptal olasım gelio işte. Bol bol aptal ol.

5 dakika sonra:
N’apıyorum acaba? Burda.
Bu akşam takside, 3-4 gündür kendi kendime konuştuğumu ve sadece içimden konuştuğumu, hatta yüksek sesle neredeyse hiç konuşmadığımı fark ettim. Çok şaşırtıcı olmasa gerek. Acaba geceleri uykumda konuşuyor muyum? Ağlıyor muyum peki? Sitem ediyor muyum? Neyin sitemini edicem ki? Tıpış tıpış… İstediğim kadar bır bır. Buradayım işte. Tüm gerçeği de dünyalar biliyo. Gerçi herkesin bildiğinin çoğu bildiğini sandıklarından ibaret ya neyse. Hayatta öyle zaten. İyi/ki.
Kişi kendi gibi bilirmiş ya. Ben nası biliyorum acaba. Bi korkaklık, kendi içinde baaam güüüüm patlamaca, kendi kendine takılmaca, “ne bu şimdi” paniği, neyse dur bakalım nasılsa pıssss gibi seziyorum ya… Ben miyim acaba, aslında ta kendisi miyim olduğunu sandıklarımın sahibinin? Hay allah bu da zor oldu.
Kalabalık sandığım yerde yalnız kaldım biraz ondan oluyo. Kalabalık sanmasam hiç bişe olmaz aslında. En cici kardeş “yalnız” bana aslında. Bu sefer korkuyorum diyekızmıyorum, ilk defa. Çünkü günden güne aslında haklı olabileceemi düşünüyorum korkmakta. Bekliyorum. Neresindeyim, nerdeyim, kasmıyorum.

Yerim olmadığını hatırladığımda daralıyorum. O kadar da olsun. Sıkışmış da değilim. Aksine. Suntaya çakılan bilyeli kaykayların arkasına, çöpte bulunan iplerle bağlanmış konserve kutusu gibiyim. Bilyeli nereye ben oraya. Korka korka mı şımara şımara mı? Bilemedim ama… aynı bokun soyundan gelmeyiz işte. Ha sen ha ben. Korkun gelince söylememezlik etme de ne yaparsan yap.

19 November 2007


Sevilmeyi herşeyden cok seven kadınlar...
Herşeyden çok sevilmeyi sevenler... Kendini kadın yerine koyanlar...
Kimmiş seven sormadan... Neden seviyomuş umursamadan...
Sonrasında, kendilerine, sevgi, lutfedilmiş gibi karşılığında çılgınlar gibi seviyo numarası yapanlar...
Yazık olanlar...
Kendini sevene dönüşenler...
Kendini unutanlar...
Her söylenene kanmaktan burnunun ucunu göremez hale gelenler...
Salaklar...
Sevgi sömürüp bi adım sonrasında, "bir ömür" emiciler...
Sevgisinin karşılığında "her türlü fedakarlık helal olsun"cular...
Şekilciler...
Sevilme halini en pahalı çizmlerinin yanına dolaba kaldıranlar...
Orda burda hırpalananlar...
Sevildiğini sanıp önce kendini bi bok, sonrada nimet sananlar...
Aptallar...
Sevile sevile tembelleşip, kendinden başkasını sevmeyi unutanlar...
Oh ne alalar...
Kadınlar...Kendini kadın sananlar...Erkek seviciler...
Erkek sevicilileri seven erkekler...
Kim?ler...
Orospuluğu kötü sananlar...
Seni orospu sananlar...
Bana seni şikayet edenler...
"oFF ne karışık bu işler" gillerden gelenler...
Hadi hamama...

16 November 2007

Kibritle yakılan sigara hiç hoşuma gitmiyo.

02 November 2007













Panikle, 1 dakika evvel öpüşülüp vedalaşılmış anneye telefon edilir: Anne asansörde kaldım Tuğrul abiye haber verir misin? Alarm çalışmıyo.
Anne: Aaaa. İstikamet değiştir çocuğum, 11'e falan bas.............
N:Anne? Annee!!!
dıııttttt.
Hayatımda şakanın takatinin kalmaığı yerde devreye giren annem işte :)

31 October 2007









Terkedilme hikayeleri olan, bu hikayelerini başkalarına anlatmaktan farketmeden de olsa çılgınca haz duyan, yücelen erkekler var bu hayatta. Anneleri tarafından egolarının eziklik lopu* hiç beslenmemiş erkekler... Terkedildikçe egoları normalleşiyo hayvanların. Laf arasında "... bilmemkim de beni terkettiğinde" diye cümle aralarına sıkışırsa bu hikayeler, çok sıradanlarmış gibi karizmaları daha bi yücelen...
*Böyle bi lop var m? lop ne abiiii. Bilmiyorum. Biliyorum da beyinde olanını biliyorum ben. Egoda hiç tanışmadım kendisiyle. Ne bilim gelen bu. Ben uydurdum oldu işte. Ego'yu beyin gibi düşünürsek "eziklik lopu" kullanmak da uygun olabilir bi yandan. "Ego'nun kendilik kaygısı taşıyan bir mekanizması" falan gibi bi tanımı olsa daha karizmatik olabilirdi tabii. Ama bende yok maalesef :)eGO'DA beYiN'de yokkk.

24 October 2007

"Bu gün olmazsa yarın"lar var hayatımda.
Ne istemdimse oldu ya hep ondan galiba. Bir de "bunları şimdi konuşmayalım"lar olmaya başladı. E peki bu ne?
Keşke biraz daha az salak olsam.

Bu gün eskilerden bi karının facebook profilini gördüm. Amannnn o neee!!! Ne olcak işte cümle sonuna ünlem koyduran cinseten bi karı işte. (Karı denmez çok ayıp ama başka sözüm yok)Ne kaddaarrr akıllı, ne kaddaarrr idealist, ennn güzelll, en akıl vereci; Ve en önemliside kendisi onnnn binnlerin sevgilisiyken bir zamanlar idealleri ve liderlik vasıfları nedeniyle, bu gün dünya üzerinde bir yerde (ki ben aslında öyle bir yer olmadığına inanıyorum hala) kendisi emlakçılık yapmakta. Yine bir web sayfası, yine sağ üst köşede bir vesikalık fotograf ve "about me" gibi saçma salak bir...bir şey işte.
Olay budur arkadaşlar. Bir takım web sayfaları, kişisel bilgiler, başarı hikayeleri, lokasyon ve medeni hal, balyaladığın paralar, facebook'undaki fotoların ve profilin...Ne kadar satarsan kendini o kadar varsın şekerim. Öğrenemedim gitti şu oyunu. opportunist karı...

22 October 2007


Bir sürü gelen var dilime aklıma son zamanlarda.. Aman unutmadan yazayım diyorum sonra tabii ki erteliyorum. Geliyo geliyo oh ne güzel. Neyse bunların hiç birinin bir önemi yok şimdi. Çünkü bugün benim doğum günüm.
Düşündüm ve... Herkes kadar arada bi vik viklerim, "oy aman offf"larım oluyo işte, insanca. Ama günün sonunda (bu gün yani, doğumgünüm) çook mutlu bi Nesli'yim. Neyim var neyim yok, hepsi benim hepsi doğru düzgün, hepsi olduğu gibi geldiği gibi. Elimdeki, cebimdeki, evimdeki, kalbimdeki, aklımdaki, yanımdaki... Herşey herşey benim işte.
İyi ki doğmuşum valla. Doğum günü de bana çok yakışıyo :)

16 October 2007


Tabiii ki yine oldu. Huahuahueheuheuhauheueheuheuh. Katıl-a katıl-a.
Uzun zamandır bekliyorduk kendisini çünkü ses seda kesilmişti. Düşünüyorum düşünüyorum bi türlü karar veremiyorum ismine. Başıma gelen traji komik olaylar, ki kendileri aslında başlıbaşına karakter sahibi sevilen bir sima olup çıkıverdi hayatımda. Bu başıma gelenler olay değil de sanki biri gibi. Ara sıra biri geliyo "salak gülme... ağlancak haldesin" dedirten hikayeler anlatıp gidiyo. Dün akşam yine geldi efendim kendileri. Satır aralarından ...
Dudullu yolunda bordo bir araba, kaygan yol, Türkan Şoray (kaltağı) tadında triplere girmiş saçma sümük ağlayan bi kadın (çocuk da sayılır), 2 hırsız, nerde olduğu maceranın sonunda hasbel kader hatırlanan bir cüzdan vs vs... Doğum günün kutlu olsun babacığım :)
Halil Le Uğur'un hikayesi...
Yazılabilir mi? Yazabilene 40 yıl bakarım gönüllü olarak. Çünkü okunabilecek en keyifli hikaye olur bana.
Uzaktalar ya şimdi. Yazdıklarını okuyup kendi uzağımı hatırlıyorum sonra bi bakıyorum Halil - Uğur yanımda :) Aralarındaki diyalog başka bi "var olan"a garkederken kendileri dışındaki herşeyi, başkaları için ne kadar da anlaşılmazlar. İşte bu yüzden çok güzel ikiside.
Kafayı vurdum bi yere... Zonkluyo ara ara. İyi oldu iyi. Bi feraha çıktım gibi geldi. Şiddet özlüyorum ara sıra. Kimselere zarar vermediği sürece ben çok seviyorum. Kimselerle gerginleşemiyorum çünkü.
Geçen gün çok alakasız biri laf arasında dedi ki ..."psikolojik olarak kavga ediyorum, tabak çanak fırlatsak daha samimi olacak"... O kadar çok yer etti ki içimde. Öyle çok yattı ki aklıma. Ama başka türdeniz ya işte. Olgun, kendine malik, kendini kendi kırbacıyla ehlilleştirmeye bayılan takıntılı "özgür"leriz ya... Avaz avaz olmaz kavgalar ağlamalar. Gidilir kendi içinde bi köşede kaça saklana yapılır hep. Keşke daha ilkel olabilsek o zaman daha kolay, daha doyasıya olur kavga etmek de sevişmek de. Başkalarıyla olan her ne ise, bi aşamadan sonra "olsun da nasıl olursa olsun"a geliyo. Tüh, bak sen kahpe hayat işte. Ne kadar "BEN" (iz) delisiyiz.
Aman aman olur öyle. İnsanız hepimiz. Di mi annanne? Öyle büyüttün ya bizi.
Severim seni. Hadi bakiim.

10 October 2007


Beyinde sikişen filler...
Ara ara düğümlenen boğaz ve yutkuna yutkuna yutulan gözyaşı
Halbuki "bu kadar" korkak olunmamıştı bu zamana kadar. Hiç bu kadar büyümek de gerekmemişti belkide. Buyrun, sıra sizde.
Uzaktan izlemek de çok zevkli olacak gibi. Katılmak istenesi bi hale bile gelebilir...

Hiç belli olmaz tabii. Bakmışın pılı pırtı toplanmış çok uzaklara gidilmiş, bu zamana kadar en kaçılan yere...Tuzum kuru nasılsa(!) E bide İstanbullu olmanın dayanılmaz hafif(meşrep)liği var. Bana daha ne olur? (Bu mesel de bilahere yazılacak efendim)
Ya başka bi yerde doğsaydım. Ya başkalarının hasbel kader "veren allah rızkını da buldurur" diyerek doğurduğu ve bu akşam Sultanahmet meydanındaki çim(imsi) yerlerde gazete kağıdı üzerinde iftar bekleyenlerden biri olsaydım. Amcalarımın yada tanımadığım halalarımın çocuklarından biri olsaydım. Muhtemelen onlarda Sultanahmet'te iftar bekliyo olacaklar bu akşam son kez, yada üzerine grafitimsi şekiiler çizilmiş tarihi çeşmenin önünde fotoğraf çektiriyo olacaklar. N'olrdu o zaman? Belki daha kolay olurdu belki de HİÇ bişey olurdu. Nerden biliiim işte...

Oluyo bi şekilde. Ne olduğu mu nasıl olduğu mu acaba? Bu sorudan başlamak da kasar şu saatten sonra. Olmuş işte. Sen de katılsan n'olur yani? Olmaz.
Kararsız kalmak değil bu sefer meselem. Korkuyo olmam, hemde çok çok. Bebek korkusu gibi değil de karanlıkta korku filmi izlemek gibi.
Tek istediğim sessssiz kalmama(?)
(Yurtta bayram seferberliğ varmış bu arada)

08 October 2007


... ve 9 sene sonra posta kutuma bi mail düşer. Sonraları bitip birilerinin hikayesi olan hatta 3-5 yerde de yayımlanan bi hikaye...Aynen şöyle başlamıştı;
Neden yürümeye başlamaktan korktuğunu şimdi daha iyi anlıyor.Korktuğu aslında bilmekten kaçtığı şeylerdi.Daha doğrusu olacağını bildiği gerçeklerdi.Ama oturup beklemenin bir anlamı yoktu ve kalktı.... adım atmaya başladı.Küçük adımlardı ama en azından oturduğu ve kaybolduğu suskunluktan bir parça bile olsa uzaklaşmaya başlamış ve başarmıştı.Sesini duyduğu kalabalığa yaklaşıyor ve yaklaştıkça korkuyordu.Gideceği yerde belki daha da yalnız kalacaktı ama en azından kendi olmayı başaracak ve yaşamayı öğrenecekti.Doğru insan olup,doğru insanı
bulacaktı.....Yeterince yürümüştü (şimdilik).Artık uzaktan gördüğü ve içlerinde olmaktan korktuğu kalabalığın tam ortasındaydı. (OYUN O’NUN İÇİN YENİ BAŞLIYORDU)
..................................................
Başı gibi geyik değildi geri kalanı, 3 kuruşa 5 parça teenage geyiği de...Kim bilir nerde şimdi?
Nerden çıktı şimdi bu? Bi de neden şimdi? Şaka gibi oldu. Devamı gelmekte. Şimdi olmasın n'olur. Bunun için çok yorgunum. İstemiyorum yazmak. Kısa kısa iyi böyle blog köşelerinde. Uzatmayalım Neslicim.

06 October 2007


Bakınız güzel beyfendi...
Hastalığa çare olan ilaçla (ki engin tecrübeleriniz der ki; o da zamanla bağışıklık yapıyor), "can"ı(ım)n mecbur olduğu su arasındaki farkı bulmak da sizin bu hayattaki ödeviniz olsun. Tamam mı? Nası olur artık bu saatten sonra ödev yapmak, öğrenip, küt kafaya yeni bişe sokmak bilmiyorum ama...
Ben anlatıcam, sen de anlayacan. Merak etme sakın...

04 October 2007


Aman da ne gü(ZE)lmiş...
Benim de çok hoşuma gidiyo :) Gaza gelinmesin. Böylesi daha güzelmiş. Görücez bakalım hangisi daha güzel, kahveyle çikolata mı yoksa ayak uçlarında(yke)n gelen mırıltı mı? Bence ikiside kendi dallarında benzersiz başarılı aktiviteler. Gelen gazla ayırtılan otobüs ve uçak bileti sonraya saklansın. Daha elzem zamanlarda kavuşmak için kullanılmak üzere bir kenarda kalsın bakalım o zaman.
Gaz dediğin uçan balonda olur. Uçar gider akıbeti bilinmez. Osuruk olsa bunca zaman ağrıdan öldürürdü. İGDAŞ'dan gelen olsa önce kapıdaki sayaç açılır sözleşme numarası alınırdı. Hayırlı olsun bakalım.
Ayak bileklerim sızlamakta hala. Zaman zaman da şiddetlenmekte. Dudaklarımın yanındaki çizgiler giderek daha da derinleşip belirginleşmekte salak salak sırıtmaktan. Sol tarafmla aram pek iyi diil bu günlerde. Sağım ... önüm arkam sobe, solum küs. Bayılmaktayım örnek teşkil eden olgun tavırlarınıza. Takdire şayan davranışlarınızı severek örnek almaktayım.
Bunu da bilirsen "ermiş"lerin arasında anarız adını. Anlayabilirsen ne olduğunu bilirsen ne olacağını...Afferim sana.
Bu ne olummmm. Aaaaaa.
Şölen mi varmış? Yok yok. Salgın hastalık evlere tıkmış herkesi. Neymiş salgın olan? İshalse sorun yok, o burda da var. Ornisid Fort alıyon geçiyo. Hay allah yine anlayamadım. Kim bilir neler kaçırıyorum bazen? Zor olsa gerek bu yaşta bu zeka. Uğraş dur sonra. Sen mi ben mi? Sahi kaçtı zeka yaşı(m)? Bak onu da unuttum gördün mü? Öncesi nerde kaç yaşındaydım acaba? Şimdi peki? 28 oluyorum. Bence 28 olmak da bana çok yakışcak. Arada bir aynadan görülen, bakılıp bakılıp gülünen gibi. Yanımdaki gibi..
"Oh be hayat varmış" diyo. Kim? E ben tabi. Nihayet BEN. Yok artık 3 Nesli 5 Kifoz. Olmasın da bundan sonra. İkisi de BİR uzuuuun zamandır. Ben dersimi aldım neyseki. Verenler de çok yaşasın. Üstü sizde kalsın, tepe tepe kullanırsınız beyler bayanlar,

25 September 2007


"Bu gün olmazsa yarın"lar? Neler oldu bu zamana kadar bu mu olmayacak? Motivasyon meselesi bazı şeyler de bu hayatta. Bekleyerek olmuyo ama beklemeden de bilemiyorsun işte n'olcak diye. Bi gece dışarı çıkmıştım, tayfada bayaa kalabalıkçaydı. kafada bi dünya :)O gece ara ara aklımdan geçenlerin içindeyim şimdi. Aylar önce yine bi inşaata gitmiştim. Şimdi o inşaatın da içindeyim. Bi sene önce bi pencereden aşşağı sarkıtıp ayaklarımı uzun uzun düşünüp yazmıştım bolca. Olmasını istediklerim ve istemediklerim diye bi liste yapmıştım. Şimdi ayaklarını pencereden sarkıtmış neslinin defterindeki cümlelerdeyim. Aman ne hoş. Nedir?
Ne nedir?
Bu döngü her satırdan birinde tekrarlanacaksa neden yazıyorum yada neden yaşıyorum?
Hep bi belirsizlik olmalı ki rahat edesin.
Evet di mi?
Yeni birileriyle tanışınca mutlaka tanıdıkları başka biri bizden oluyo. Bunun gibi bişe işte.
Bu varsayımlardan yola cıkıp A=B B=C İSE A=C... Oh ne rahat o zaman. Ama öyle diil işte hayat. 1 olur 2 olur 27 sene hep olmuştur. En güvenli sanılan zamanda kıçını yaslarsan eğer "oh" dediğin anda, yasladığın yerine giriverir elinde avucunda ne varsa. Ki kıymeti bilinememişse bu zamana kadar eldekilerin, giren asla çıkmaz o kıçtan. Ay çok pardon böyel göt kıç diyorum ama umarım bi sakıncası yoktur. Bilmiyorum. Az evvel burda çimlere yattım. O zamanda düşündüm bi sakıncası var mı acaba diye. Yok niye olsun ki. Çimler yatmak için varken kimse yatmıyosa benim çakmalığım diil bu heralde. Varsa da geçmiş ola :) Ben yaptım oldu. O zaman niye bu mevzuyu uzatma çabaları. Ne bu gaza gelişler(!!!)
Hayır olsun. Benim olsun, temiz olsun, uykumdaki olsun...

21 September 2007


bİR
2
üÇ
DÖRT
be5
aLTı
Ydi
sEk-İZ
doKU/Z
NO

19 September 2007


Bu günlüğe günlük muamelesi yapmıyorum ya aslında... ama neyse, işte bu gün o gün.
Santral. Heryer koli koli eşyalarla doluyken, henüz masa bile yokken, onca iş birikmiş ve bir gıdım yol alınamamışken, maillerimizin serverdaki akibeti yer yer ve zaman zaman belliyken bu gün de 10 dakikada bir elektrikler kesilmekte. 5 dakika sonra yeniden gidebilirmiş. Bende günlük yazayım bari.
Burası aynı benim gibi şimdi. Her yer her yerde. Önce bi, ohh miss ne güzelmiş diyosun sonra bi bakıyosun "bombaaaaya gellll". Burası bir aya toparlanır. Sonrası? Sıkışıyorum, panik olmak üzereyim sanarken o paniğe çoktan garkolunmuş, hatta patlamak üzere olduğumu farkediyorum. Sakin olayım cool görüneyim diyorum ben en iyisi. Bence göbek gibi sakin olmaya çalışma çabası da bana çok yakışabilir.
Olur olur demek geliyo içimden ama olmuyo nedense. Eksik bişey... yada çok fazla. Hay sikeyim diyorum başka da bişey diyemiyorum.
3 gün yastık altı sonra bi cigara ohhh. Pamukkk

17 September 2007

Her YER yeni şimdi bana...Nereye gitsem yeni.
Korkmaktayım bi parça ama yapıcak bişe yok. İstemiyor değilim çünkü. Bayılıyorum yeni YERe. Yarın n'olcak düşünüyor muyum? Bazen evet. Ama geçcen bunları canım. Bende hoşgeldim.

13 September 2007

İşteee bi gidiş daha. Biraz heecanlandım. Ben bilemedim buraya geliş hikayesini heyecanını ama hep bi güzeldi burası.
Tebdili mekanda feralık... derlermiş. Görecez bakalım.
Bi gün bitecek bu gitmeler, yer değiştirmeler o zaman n'olcak? Meraabaaa ben geldim. Burda senle kalıcam hepppppp.
Öyle çok mekan değiştirdik ki bu tayfayla, adı ofis oldu gidilen gelinen değişen yerlerin ama sonra başka bi yere dönüştü hep. Bu taşınma sondan bir önceki galiba. Bi seneye kalmaz son mekana da taşınılır sonra hikaye başka bişeye dönüşür.
13 Eylül Perşembe...

10 September 2007


Bi gün yorgunluktan bitmek üzereyken gözüm dalmış ayaklarıma bakarken bi ses geldi "Neslihan... Karpuz". Megerse demek istemiş ki: Karpuz diye bi araba kiralama şirketi varmış onu biliyor muymuşum? Hayır ilk kez duyuyordum; ve yine meğerse demek istemiş ki "bi gün ordan arabaları kiralasak da kilyosa gitsek şapur şupur yüzmeye". E olur tabi gidelim. Ama önce sana, bana kullanma kılavuzu mu alsak? Hayat daha mı kolay olurdu acep?
Demek istediklerimiz ve araba kiralama şirketleri... bin sene düşünsen aklıma gelmezdi. Google'a karpuz yazınca da bi yere varamıyorsun.
Ah Utku ahhh.

29 August 2007


Küçük İskenderler bi yana... Kafamı kuma gömmüş olabilirim zaman zaman ama hiç tribal olmadı Nesli.
Çok güzelmiş meğerse. Korkmamak gerekmiş ezber bozmaktan. Henüz bozuldu mu ezberler diye sormak için çok geç artık. Huysuz aklım gelip gelip gitmiyo değil. Akıl dediğin gelir gider ama hiç asabiyet yapmamıştım kendi kendime ben oyunumda :)Oyunda ağlayanın başı kel olur demişti saklambaç oynarken beni vosvosun altına iten çocuk. Kafam çok acımıştı arabanın altına girince ama sobelenmemeiştim de. Ağlamıyorum bende o yüzden ulu orta. Ne ebesi var oyunun ne de kaçıp saklananı. Biraz büyüyünce demek ki böyle oluyomuş oyun, adı her ne olursa olsun. Şimdi daha iyi anlıyorum geleni...Hoşgeleni :) Biraz karıştırınca eski sayfalarını bu karmaşık linkin daha iyi anlıyorum...
anlamış olduğumu kabul ediyorum.

21 August 2007

EZBER BOZMAK KOLAY DİİL ÖYLE.
GELENSE BOZAN DA OLUNUR...

17 August 2007


İsim zikretmeyelim lütfen!
- Nedenmiş
Kurallar böyle. Ben sana adını sordum mu?
- Ben de sana buraya gel otur demedim ama geldin!
Önce ben geldim.
- Ne fark eder sen de geldin oturdun.
Peki nerde kalmıştık?
- Bi yerde degiliz henuz konusmaya bile başlamadık.
Hmmmm.
- Hmm yaa. Öyle kalrısın işte.
O zaman, ilk soru? Adın?
- Sensin adın. Gayet iyi biliyosun ne benim adım.
Ama şimdi bilmiyormuşum gibi senin adını söylemen lazım. Bak herkes bize bakıyor.
- Bana ne!
İyi o zaman.
- Afferim sana.
Yola gel.
- Sen gel.
Peki... Gelsene.
- Önce kapıya bak. Dönerken de su getir. Sonra bakarız bu işlere.
Zil mi...?
- Hadi hadi koş.

15 August 2007

HAYAT
BarışaRock'da Yaşasın Kütüphane
FeSTiVaL heryerde
Rock'nCoke'da Herkes Farklı Herkes Eşit
Kuştepe'de Baykuş
Güzelleşince ARAF'ta
ÇOK KEYİFLİ OYNAMAK
Daha uzağa işeyemesem ne yazar. Zaten pipim de yok nihayetide.

10 August 2007


Yuksekçe bi yer. Çatı olabilir. Balkon da...
Karmakarışık.
Çaktırmıyorum ama aslında çok basit.

27 July 2007

Cok eğlenmekteyim, eğlemekteyim.
Yorgunum.
Dağınığım.
Tembelim.
Kafası karışanım.
Eziğim.
Gülenim.
Geriyim.
Üşenenim.
Ayıp değilim.
Paniğim.
Yakışanım.
Anlayanım, anlayabilenim.
Bilen ama kondurmayanım.
Ama... yine de BİLENİM :)

10 July 2007

Arkadaşlarımı özlediğimi hissediyorum son günlerde. Hemde hep yanımda olanları, yanında olduklarımı..Ne konuşuyoruz? Neden peki?
Evimi özlüyorum. Her akşam, hemde yatağıma yattığım zaman. Hangisini?
Gerginliklerimi özlüyorum. Fazlaca sakin olduğum son günlerde. Kimin arabasına saldırdım en son elimde kaldırım taşıyla?
Verip de tutamadığım sözlerimi özlüyorum. Tutamadığım sözlerimin altında ezildiğim şu günlerde. Nintendo DS?
Yalan söylemeyi özlüyorum. Hiç bişey söylemediğim son 3 ayda. Kuzenlerini ziyaret ettin mi?
Boş boş kurduğum hayaller var. Hiç bi zaman olamayacak. Olmaması için hiç bi masraftan kaçınmayıp kriterler, bahaneler koyduğum önlerine engel diye bir sürü oyuncaklarım var... E tabi özlerim o zaman. Ne yaptım ki yanyana kalmak için?

21 June 2007

Çoğu kadın zamanla annelerine dönüşür. Bi kadının en büyük trajedisi budur.
İçinden çık, sev, sığın, günah keçisi yap, kaç, oldum ben de, sonra yeniden sevmeye başla, anla, ben bu hali bi yerden hatırlıyorum de, yapcak bişe yok de, gün olmuş devran dönmüş bi bakmışsın anne olmuşsun. Annen...
Aslında hiç tanımadığın kadının ta kendisi.

19 June 2007


Tırnak yemeyi bile dogru duzgun beceremiyorum. Bölük pörçük...Yedirtenler gibi...

11 June 2007

Öğrenci menüsüne zeytinyağlı tabağının dahil olmadığı yer...

01 June 2007

İBARET
Eski, sıcak, tavşan, lazımlık
Büyük salon, açık kapı, kiler, salonda at hayali
Panjur, karanlık, kapısız, piyano, akvaryum, soğuk
Bisiklet, park, kahkaha, asansör, uzak, E-5, bebek,
Manzare, teras, tahta, yağmur, tencere-kova, hırsız, muamma, kilim, Saros
Köprü, 112, büyük dolap, uyku, disiplin, bahar, yalnız, hata, anne
Kalabalık, komşu, büyük, ait, yazı, yüksek, Big Mc
Caddebostan, Beyazıt, Acıbadem, Kadıköy, Üsküdar, Çengelköy, Levent
Kavacık, Beylerbeyi, saha, en güzel, :), can, git-gel-kal,
Acıdı, kanırdı, çok güldü, hmmm dedi
Çoook uzak, hikaye, özlem, kendi, yol, keyif kahyası, otostop, sebze, aydınlık gece
Yeniden

27 May 2007

En zor olanı kendini kabul etmek.. olduğun gibi..

14 May 2007


O yok.
Olmasini istedigin ve hatta oldu sandigin var.
O var.
Olmak istedigin hatta olmus saydigin ise yok.
Terbiye etmeli ruhu. Durmayı bilmeli.
Anneanne lafı gibi "aza kanaat edemeyen cogu bilmeme ne edemez" diil bu.
Kendine mukayyet olmalı insan dedigin.
Niye "O" niye "oldu" bi kere sor kendine. Verebildiysen cevabını sorma bi daha. Otur kıcının ustunde. Yok ille deşecen dünü bu günü.
Hem "mutlu" hem "can" olunamıyosa aynı anda, ne aşamada oldu zannedip kanıveriyoruz hikayeye. Hadi kandık diyelim, hangi ego unutturuyo ikisinden birini. Zamanı da, içinde akıp giden hayatları da tut da göörim seni, yiyosa. Senin şımarıklığın anca kendi hikayene yeter bi de yanından geçenlere.
Haydı karılar hamama...

08 May 2007

Bazen öyle üzüntüler oluyo ki akıl sabır sınayan, "ölenin arkasından tutulan yas vız gelir" dedirten... kim seçti? nasıl oldu? yada sonrasında ne olacak? kestiremediğin binlerce cevabı binlerce aktörü olan sorular. Sonra geçer o üzüntü, yasın acısı nası geçiyosa. Bazıları buna, şımrıklık diyo bazıları hayat. Hangisine tutunacağın ise seni "sen" yapan hikaye oluyo. Yani HAYATın.
Korkmamak lazım. Ne yaparsan yap hep "tek"sin, "sen"sin. Varolabildiğin kalabalıkta yalnız olmak o hikayenin en güzel cümlesi.
Kaçmaya devam et...

26 April 2007

Tatlı değilim. Tadımdan yenmediği için "ah çok farklısın" hiç değilim. Anlaşılamayan değilim. Anlatmıyo olabilirm ama "kafa karıştıran" da değilim.
Sıkışık trafikte minibüs kaldırımdan gidince normal, ben değilim...

25 April 2007

Amorphe
Çok kilo vermek istiyorum
-Kaç kilo
Kilo çok değil, istemem çok
-Çok istemiyosan verme
Veresim yok, istemem çok