23 October 2006

Bittiiiii!!
Yemek yaptım az evvel, yaparken ağladım, yerken de.. Yemek üstü sigara içerken devam ediyordu ağlamam. Son kez yemek yapışıma mı ağladım, hiç sevmediğim mantarı yiyor oluşuma mı yoksa artık hem yemek yapabilen hem de mantar yiyebilen biri olmama şaşırıp korkumdan mı ağladım? Bilmiyorum. Garipti işte. Şimdi mantarın sevilmediği, yemek yapmanın becerilemediği ……. daha yüzlerce başkalığı olan Kifoz Ülkesi’ne dönme vakti. Bi daha mantar pişirir de yer miyim bilmiyorum. Ağlamaya devam edeceğim ama... Hiç yaşlanmamak için.

08 October 2006

OLMAZ OLMAZ DEME
ŞAŞIRMA BENSEM…
Bazıları salak oluşumdan bazılarıysa nedenini hiçbir şekilde açıklayamayacak olduğum üst üste gelebilen saçma komik olaylar.
- Geldiğimde evsizdim sadece uyumak için ödünç bir yatağım vardı. 2. günümün sonunda yatağımdan da oldum. Kimseleri bulamayınca bana yardım etmesi için, valizimi bir resepsiyona ödünç bırakıp, şehir dışına terkedilmiş eski bir şatoya, daha sonra illegal olduğunu öğrendiğim bir partiye gittim.
- Gelişimin 17. günü nasıl olduğunu anlamadan parmağım çıktı.
- Dillerini öğrenmeye başlamanın heyecanıyla olsa gerek, otobüs şoförüne, “bilet ne kadar” diye soracakken her şeyi birbirine karıştırıp, okkalı bi küfür ettim.
- İlk mutfak alışverişim; aldıklarımın yarısından fazlasının, aldığımı sandığım ama aslında sebzeleri tanımadığım için alamadığım gıdalar çıkmasında kelli “her şey çöpe” eylemi ile sonuçlandı. Tabi ilk kez yemeğe davet ettiğim insanların da sadece salata ile karınlarını doyurmak zorunda kalmaları güne ayrı bir anlam kattı.
- Bir partiye giderken yolda karın ağrısına tutulup “%70 ihtimalle apandist. Yarın ameliyat olabilirsin” ile başlayan hastane maceram; Ertesi gün hastane parasını ödemek için para çekmeye gittiğim ATM’nin kartımı yutmasıyla (hemde başka bir şehirde) son buldu. Karın ağrısı, bir ara her bulduğum su birikintisinde yüzmekten kelli idrar yolu iltahabıymış. Bu arada hastanedeki yatak buraya geldiğimden beri yattığım en rahat yataktı.
- Pek çok tacizine maruz kalmaktan son anda çığlık çığlığa bağırarak kurtulduğum ev sahibimin en son çabası ben uyurken evime girip fotoğraf çekmek oldu. Cinnetle sonuçlanan bu hikaye ertesi gün kendisinin mutfak penceresinden içeri girip az önce yapmış olduğum omletin yarısını yiyip kirlettiği tabağı da yıkamasıyla kaldığı yerden devam etti. (Ellediği her şeyi tabak çatal bulaşık süngeri… ne varsa çöpe attım tabi sonra)
- Bi sabah eve dönerken, sonraları kimsenin inanmayıp “çaldın di mi” dediği bisikleti buldum. Sonra ödünç aldığı bisiklet çalınan bi kıza verdim.
- Bir gece yolda birileri laf attı. Türk olduklarını arkamdan gelirken “olum bu kız buralı değil iş çıkmaz” dediklerinde farkına varıp ana avrat küfür ettiğim gece.. o gece içimdeki özleme duygusu bi nebze olsun azalmıştı. Nedendir hala bilemiyorum. Memleketim insanı her yerde bulur birbirini.
- Kendi organize ettiğimiz partinin yerini bulamadım. Ormanda kaybolma anı korku filmlerindeki gibiydi. Hatta bi ara şişman ve gözlüklü erkek ilk ölürse ben de yılların looserı olarak 2. giderim diye düşünmeye başlamıştım ki, saatler sonra yolumuzu bulup parti yerine vardığımızda diğerleri çoktan eğlenceyi yarılamışlardı.
- Bi gece sabaha karşı terkedilmiş bi evin çatısında uyuya kaldım.

KAYIP VE HÜKÜMSÜZDÜR
- Ayakkabılarım kayboldu. Kaybolduğunu 2 gün sonra unuttuğum yerde (plajda) bulunca farkına vardım.
- İçinde Avrupa sınırlarında hiçbir işe yaramayan ehliyetim ve İstanbul bileti için ayırdığım parayla birlikte cüzdanım kayboldu. Bulduğum da her şeyler içindeydi.
- Harçlığımın yatmasına 4 gün kala son param olan 25 liram kayboldu. BULUNAMADI J
- Yine kaybettiğimi, son aramalardan bana ulaşarak “telefonunuzu ……… otogarına bırakıyorum” diyen amca sayesinde farkettiğim telefonum. Daha sonra kaç kere kaybettiğimi hatırlamıyorum. Ama en uzun 2 gün telefonsuz kaldım.
- Yine şaşırmadan nasıl kaybettiğimi farkına varamadığım 5 tek lensten 2’sini bulabildim.
Ucuz hikayelerin ucuz kahramanları var artık dilimde. Yazamıyorum.. Sanki herkes birbirinin içine geçmiş, hikayeleri olmasa BİLE bazı yerlerde kesişiyorlar. Satır aralarında da olsa kesişenler neler anlatıyorlar neler.. Kısa ama anlamsız değil. Küçük de olsa gerçek. Bir yandan da her bir gerçek, başka bir şuursuzluk. Küçük şuursuzluk anları, anın küçük şuursuzlukları, şuursuz küçük anlar.
sEsssiiZZZZZ
BİR SORU
Aklıma şöyle bi soru geldi. Aşağıdakilerden hangisi Nesli’nin başıma gelmiş ve evs ini bitiren olay olmuştur
a-annesi öldü geri dönmek zorunda kaldı
b-bacağı kirildi 6 ay yatması gerekti
c-projesini sevmedi ekiple takıştı
d-Litvanya sınırında araba bagajında vizesiz yakalandı ve tutuklandı
evet doğru cevap…

07 October 2006

“Tebrikler upper oldun…
Bi sabah uyanıyosum bi bakıyosun upper olmuşun. Haberin yok.
Oldum di mi?”

“Bazen bazı şeylere o kadar geç ayıyorum ki. Aymış olmama değil de o kadar geç olmasına şaşırıyorum sonra. Hep de yürürken oluyo bu ayma durumu. Beynimi çalıştıran bi çark var içimde, yürürken çalışan. Yürümeyi çok seviyorum çokça da yürüyorum. Ama nedense çok fazla ayamıyorum. Daha mı çok yürümek lazım ki? E yoruluyo insan canım.”

“-:Biliyo musun….?
-:…. nerede?
-: Ne zaman…?
kfz:Ne?
kfz:Unuttum..
kfz:Ben orda diiildim ki..
Beynimi kaybettim. O da hükümsüz adidas ayakkabılarım gibi.”

“Su savaşı mıydı bu oynadığımız oyunun adı? Savaştan oyun mu olur canım?
Evet.
Ama kimse ıslanmadı ki.
Offf. Ne aptalsın
Öyleyim di mi? Anladım ben sen sigara içmek istiyosun. Eyyam uz pipet”

“Dediler ki; ……. aslında ……… değilmiş ……….miş meğerse. Ne işin var senin bunlarla?
…..ööööüüüo bilmem ki! Ben de aslında patatesMİŞim doğduğumda, babam söyledi. Sonra sonra bu hale gelmişim. Bi burnum patates kaldı. Ne işi var bu burunun bende o zaman? Eğer bu burun benle yaşayabildiyse bunca sene benimde bunlarla olmamda bi sakınca yok alsında. Ludzu, vienu biletu uz elle”

05 October 2006

"Ne"ymiş
Ki bu şuursuzluk?
Çığrından çık"mış" düşüncelere garkolup sonrada düşün"dük"leri yüzünden herşeyi (aslında hiç birşeyi ve hiç kimseyi) cezalandırmak VE o "ak"lı başına devşirmek için tüm yazılanları çöpe atan "PİS"miş.
Şuursuz sorar: Saçlarım nerede?
Ses yok. Onları da çöpe atmış pis pisişik karı. Tek başına koalisyon mu olur?
Pis pisişik:Olmaz işte ben de o yüzden çöpe attım saçlarını.
Şuursuz:Neyseki ilk tutamı cebime atmıştım kimse görmeden.

O kadar çok şey var ki çöpe atılacak. Biliyorum ama, sonra o pek çok çöpün pek çoklarını unutup atmayı beraberimde getireceğim oraya(buraya). Sonra hiç ummadık bi zamanda (ki sanırım o bi zaman da birilerine göre doğru zaman olacak) pat diye çıkacaklar karşıma. Pekii ya çıkmazsa... Ya ben yaşlanıp da tüm gençlik halimle yüzleşip vah vahlar çekerken buluverirsem bi yerlerde o çöpe atmayı unuttuklarımı. O zaman mı doğru zaman olacak yani? Kime göre peki? Madem öyle "aman allah göstermesin" kimseyi kimseye o zamanlarda.
Git başımdan!!!

04 October 2006


Halk arasında kamburluk olarak bilinen kifoz bir tür omurga eğriliği veya bozukluğu olup, omurganın öne olan fizyolojik eğriliklerinin artarak patolojik hal almasıdır. Dorsal ve lomber olmak üzere iki tipi vardır. Dorsal kifoz genellikle ergenlik çağında oluşur. Sırtta yuvarlaklaşma ve öne doğru eğilme başlar. Bu tipte sırt kaslarında da yetersizlik oluşur.
Bu bilmsel tanim disinda kifoz, genellikle kendini bilmezlik hali icerisinde olmasına karşın, aklı salim süsü verilmiş deli rolüyle "delidir ama ne yapsa bizdendir" dedirten, insan örüntüsünü koruyabilmek için uzun cümleler kurmaya çalışıp asla "var olamayan"dır.
Uzun ve karmaşık cümlelerini burada saklamaya calisacak ve belki bi gun anlayacak olandir.
Kifoz! Candır.
Gerçektir.